Pazartesi, Temmuz 23, 2012


Liderlik Testi

Hasan Baltalar

21 Nisan 2012 Cumartesi
Liderlik kavramı, bildiğiniz gibi son günlerde eskiye göre daha fazla konuşuluyor. Firmaların ve daha büyük organizasyonların değişim ve gelişimi, liderler sayesinde kolaylaşıyor. “Lider doğulur mu yoksa olunur mu?” tartışması şöyle bir dursun; aşağıdaki test, çalışanlarınızın motivasyonu üzerindeki rolünüzü ve liderlik kabiliyetinizi ölçmeye odaklanıyor.

Garnetroom’dan Blaire Palmer’in geliştirdiği testi, kendinize dürüst davranarak tamamlayın ve size uyan her şıkkı bir puan olarak sayın. Lütfen, değerlendirme sonucundaki yorumlarınızı (isimsiz de olsa) yazarak hepimizin faydalanmasını sağlayın.

Test


Resim: Leadership Puzzle (Mirth and Motivation)

  • İşyerime zamanında giderim ve gereksiz yere erken ayrılmam.
  • Kendi çalışmalarımdan da, personelimin çalışmaları ile aynı derecede doğruluk beklerim.
  • Başkalarını suçlamam. Hatalardan kendime ait sorumluluğu çıkarırım.
  • Personelin hataları itiraf ederek ondan ders çıkarabildiği, “kınamasız” bir kültürü teşvik ederim.
  • Çalışanlarımdan sır saklamam.
  • Dedikodu ve söylentilere heveslendirmem.
  • Yüksek ahlâki standartlar oluşturur ve çalışanlarıma yansıyan davranışlarımı bunlara uydururum.
  • Personelimin gereken eğitimleri almasını desteklerim.
  • Kendi beceri ve yetkinliklerimi arttıracak eğitimlere katılırım.
  • Çalışanlarım kendilerinin, ekiplerinin ve firmanın hedeflerini geliştirmede aktif role sahiptirler.
  • Ekibimin ve firmanın hedeflerinin uyumlu olup olmadığını düzenli olarak kontrol ederim.
  • Çalışan memnuniyetsizliğinin işlenmesi için açık bir sistemim var.
  • Çalışanlarım, memnuniyetsizliklerinin işlenmesi için açık bir sistem bulunduğunu bilmekte ve sorunları göstermek için bunu kullanmaya cesaretlenmektedir.
  • Ekibim bana basit sorular sormaz, önemli konular dikkatime sunulur. Küçük sorunlar, sorumluları tarafından fark edilir ve çözümlenir. Bunlarla canım sıkılmaz.
  • Ekibimle zayıflık ve korkuları paylaşarak ahenk kurmam. Alçakgönüllü, fakat profesyonelim.
  • Çalışanlarım hata yapmaya cesaretlendirilirler.
  • Çalışanlarım bana hata yapıldığını, nasıl düzeltildiğini ve bundan ne gibi bir tecrübe edinildiğini söyler.
  • İşime odaklanmamı ve motive olmamı sağlayan bir danışmanım var.
  • Ben öğretmem. Buna karşın öğrenmeleri ve gelişmeleri için ekip üyelerine öncülük eder, paylaşır, cesaretlendirir ve coştururum.
  • Çalışanlarıma güvenirim.

Değerlendirme

1520 Puan: Bravo! Özü sözü bir olan, konuştukları ve yaptıkları tutarlı olan bir lidersiniz. İşaretlemediğiniz şıklardan hangisi üzerine gitmek isterdiniz?

1014 Puan: Temeliniz var ve bunu geliştirmelisiniz. 15 veya üzeri puan için kendinizde neleri değiştirmeniz gerektiğine odaklanın.

59 Puan: Standartlarınızı yükseltmeniz gerekir. Çalışan motivasyonunu arttırmak için gereken bazı sistemler eksik görünmektedir. 3 ay içerisinde puanınızı 15’e yükseltmeyi hedefleyin.

04 Puan: Ekibinizi bütünleştirmedeki zaafınızın sonuçlarını görüyor olmalısınız. Çalışan motivasyonunu geliştirmek için acilen 3 önemli adım atın ve 6 ay içerisinde puanınızı 15’e yükseltmeyi hedefleyin.
PMP Sınavı Neden Zor?
pmp sınavı, pmp sertifikası
PMP Sınavı Niye Zor

Verdiğim PMP eğitimlerinde herkese sertifikasyon sınavı başvuru süreci ve sınav soruları ile ilgili olarak öncelikle 2 saatlik bir paylaşımda bulunuyorum. Eğitim PMP eğitimi ama öncelikli olarak eğitime katılanları PMP sınavına alıştırmak gerekiyor. İlginç bir istatistik ama eğitime girenler arasından ancak %10’u sınava giriyor. Aslında temel sorun eğitime girenlerin PMP sınavını basit bir test sınavı olduğunu düşünmesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle eğitimin başında sınav sürecini ve sınav soruları hakkında bilgi vermek eğitime olan motivasyonu yükseltiyor.
Eğitime gelenlerin öncelikle bilmesi gereken, PMP sınavı sadece bir sınav olmadığı, çünkü çoğu sınavın içeriğini kapsayan kaynaklar bulunmakta iken, PMP sınavının tek resmi kaynağı PMBOK 4 içerik olarak teorik konular dışına çıkmamakta. Kitabın aksine sınav ise teorinin uygulamaya dönük (aslında buna küçük simülasyonlar diyebiliriz) kısmı ile ilgilenmektedir. Bu nedenle PMBOK okumak PMP adayı için iyi olmakla birlikte uygulama tecrübesi olmayan birİ için pek anlam taşımamaktadır. Bu nedenle PMBOK içinde geçen bilgi alanları ve prosesleri tek başına bilmek yeterli değildir, çoğu sınav sorusu bilgi ve tecrübenin beraber yordamlanması ile çözülebilir.
Bütün PMP adaylarının bu nedenle 42 PMI süreci, kazanılmış değer analizi formülleri, kritik yol hesapları ve şimdiki değer analizi dışında bunları gerçek hayat uygulamalarını düşünerek çalışmaları gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Bu sayede bilgi ve tecrübe gerektiren sorularda doğru cevap oranları artacaktır.
PMP sınav sorularını bu durumu birçok PMP adayını sınav konusunda caydırabiliyor ya da sınav sırasında aday paniğe kapılıp sınavda daha çok hata yapmaya başlayabiliyor. Daha ilk sorudan itibaren bu psikoloji oluşuyor. Şunu söylemek gerekiyor ki, adayın yanında PMBOK olsa ve açabilse bile aynı soru kafasında oluşurdu. Bu durum PMP sınavında yaşanan ortak bir psikoloji olduğu unutulmamalıdır. Sınav sonunda çıkan kutlarız sınavı geçtiniz yazısını gördüğünüzde aslında sınavın hiçte zor olmadığı anlaşılacaktır. Çoğu PMP adayı sınavın sonunda 2. Sınav için tarih almayı düşünürken, sınavı başarılı biçimde bitirmektedir.
PMP sınavı için prosesler ve gerekli formülasyonlar iyi bilinmeli, gerçek hayatta olabilecekler için simülasyonlar yapılmalıdır. Bu sınav için başarı anahtarıdır.

Salı, Mayıs 24, 2011

Gizli Fabrika

Gizli Fabrika
Hasan Baltalar
http://www.hasanbaltalar.com


Bu yazımda sizlere, işteki verimliliği azaltan ve hissedildiği halde çoğu yerde net olarak ölçülmeyen bazı aktivitelerden ve sonuçlarından bahsetmek, bunların oluşturduğu gizli fabrikalara dikkatinizi çekmek ve engel olmak için yapılabilecekler hakkında ipuçları vermek istiyorum.

İş Süreçleri
Süreç, process kelimesinin karşılığı olarak dilimize girmiştir. Türk Dil Kurumu süreç kelimesini, “aralarında birlik olan veya belli bir düzen veya zaman içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay ve hareketler dizisi” olarak tanımlamaktadır.

İş dünyasında yaygın olarak kullanılan tanım ise: “Bir girdiyle başlayan, iç ve dış kaynakların kullanıldığı, müşteriden gelen talep ile bu girdiye bilgi, hammadde, finans gibi katma değer ekleyerek belirli bir çıktı üreten, birbiriyle bağlantılı adımlar dizisidir” şeklindedir.
Süreç Aktiviteleri
İş süreçleri bir dizi aktiviteden oluşur. Süreç yönetiminde (BPM) bu aktiviteler, maliyet açısından 3 kategoride değerlendirilir:
• Katma Değerli Aktivite: Ürüne, müşteri için değer ifade eden biçim ve fonksiyon gibi bir özellik kazandırır.
• Katma Değersiz Aktivite: Ürüne, müşteri için değer ifade eden biçim ve fonksiyon gibi bir özellik kazandırmaz, ürünün tamamlanmış haline bir katkıda bulunmaz.
• Katma Değersiz Fakat Gerekli Aktivite: Ürüne, müşteri için değer oluşturan biçim ve fonksiyon gibi bir özellik kazandırmaz, ancak ürünün tamamlanmış haline ulaşılması için gereklidir.
İkinci ve üçüncü maddelerdeki aktiviteler nedeniyle aşağıdaki (7 israf veya MUDA olarak da isimlendirilen) sonuçlar ortaya çıkar:
• Üretim Fazlası: Gerektiğinden fazla miktarda, daha erken veya geç yapılan üretimdir.
• Duruş: Birbirine bağlı işlemler senkronize olmadığında ortaya çıkan bekleme zamanıdır.
• Taşıma: Üretimi doğrudan desteklemeyen malzeme hareketidir.
• İşleme: Ürün veya hizmete değer katmayan gereksiz çabadır.
• Stok: Süreç veya talebin gerektirmediği kadar bulunan malzemedir.
• Koşuşma: Üretimi doğrudan desteklemeyen insan hareketidir.
• Defo: Ürün veya hizmetin, müşteri isteğini karşılamaması durumunda yapılan tamiratlardır.
Bu aktivitelerin maliyeti ciroya oranlandığında, bazen küçük bir fabrikanınki kadar gider oluşturur. Bu nedenle bu aktiviteleri barındıran süreçlere “Gizli Fabrika1” denir. Bu gizli fabrikalar, sizin gerçek fabrikanızın kazancına ortak olan bir nevi gizli ortağınızdır.
Bu aktiviteler nasıl anlaşılır?
Bu aktiviteleri tespit etmek için, basit bir soruyu kendimize sormamız yeterlidir: “Acaba müşterimiz şu sürecimizin detaylarını bilse, bu işlemlere para ödemek ister miydi?” Diğer bir deyişle “Müşterimiz bazı aktiviteler nedeniyle ortaya çıkan maliyetlerin ürünün fiyatına yansımasını ister miydi?”
Kabul etmemiz gerekir ki, müşterimiz para ödemek için satın aldığı ürün veya hizmetteki aktivitelerin kendisi için “katma değer” taşımasını isterdi. İşte bu konu, süreç aktivitelerimizin katma değer taşıyıp taşımadığını ölçmemize yarayan ölçüdür.

Süreç Çevrim Verimi


Bir iş sürecinin başından sonuna kadar geçen süreye “Çevrim Zamanı” diyoruz. Süreç çevriminin verimi ise, katma değerli aktivitelerin tüm aktivitelere oranı ile bulunur:
“ Süreç Çevrim Verimi = Katma Değerli Aktivite Zamanı / Çevrim Zamanı ”
Konunun anlaşılmasına katkıda bulunması için bir iş süreci kurgusu çizdim.

Örnek Akış Şeması


Bu oldukça basit ve ölçülmemiş rakamlarla senaryolanmış süreç örneğinde çevrim verimi, 30 / 75 = 0,40 yani % 40’tır. Diğer bir deyişle bu sürecin yalnızca yüzde kırkı, müşteri açısından katma değer ifade etmektedir. Ters yönden bakarsak, müşteri bu sürecin yüzde altmışlık kısmına ait kayıp maliyetleri üstlenmek durumundadır.
Bunu bilmek, firmanın israfı azaltarak süreç çevrim verimini arttırmasına yardımcı olabilir. Bu da müşterinin firmayı öncelikle tercih etmesinde önemli rol oynayacaktır. Kurumsallaşma Mühendisliği metodolojisini uyguladığımız şirketlerde, bu tip çalışmaların yapılarak iş verimliliğinin arttırılmasına büyük önem veriyoruz.
Şimdi sizi kendi iş süreçlerinizi düşünmeye davet ediyorum. Süreçlerinizin çevrim verimi hakkında bir fikriniz var mı? Sizce süreçleriniz, müşteri için ne oranda katma değer ifade ediyor?
Dipnotlar
1) Gizli fabrika tanımı, Armand V. Feigenbaum’a aittir. (http://en.wikipedia.org/wiki/Armand_V._Feigenbaum)

Perşembe, Mayıs 05, 2011

Proje Başarısı


Bilindiği üzere projeler başarılı olmak için yapılır. Zaten başarısız olmak için proje yapılması anlamsız iken, iyi kurgulanmamış projeler mevcut durumu başarısızlığa da dönüştürebilir.

Projenin kimin tarafından yapıldığından önce kimin için yapıldığı ve söz konusu kişi/firmanın bu projeye ihtiyacının olması, projeyi talep etmesi ve sunulacak projeyi kabul etmesi önemlidir.

Proje başarısı için iyi bir kurgu yanında inanç ve doğru uygulama gereklidir.

Temel öğeler açısından ise; "Kaynak" yani Para, verilerden öte "bilgi" ve network yani "ilişkiler" önemlidir.

Yaklaşık 20 yıldır çeşitli projelerin ya direkt içinde ya da proje sahibi veya yöneticisi olarak çalışmaktayım.

Bu nedenle konuyu genel hatları ile şekillendirmeyi düşündüm.

Öte yandan eğer "Proje nedir?", "Proje için temel öğeler nelerdir?", "Hangi yazılımları kullanalım?" vb giriş (Proje yönetimine giriş 101) düzeyinde sorulara bu yazıda detay cevaplar yok. Diğer taraftan kapsam "ileri proje yönetimi" nosyonuna sahip olanlar için ise genel hatırlatma niteliğinde olacaktır.

Eğer mevcut projenizin başarısızlığı söz konusu ise her şeyden önce "proje yöneticisinin ne yapıp yapmadığına" bakın derim. İkinci ve aynı kontrol sorusu proje ekibi için sorulmalıdır.

Bu sorulara cevaplar mantıklı, tutarlı ve ideal gibi görünüyorsa. İlk işiniz daha geriye gidip "proje kurgusuna" bakmak olmalıdır. Eğer bu detay da olması, "tarif edildiği gibi" ise başka bir sorunuz var demektir. Buradaki detay "tarif edildiği gibi" noktasında gizlidir.

Çünkü proje ilk kurgusundan ve tariften uzaklaşmış hatta yapısı dahi yanlış ekler ve olmaması gereken değişiklikler nedeniyle bozulmuş olabilir.

Projeler için bilinen (giriş ve ileri düzey notlarına ek olarak) bazı temel noktalar üzerinde durulmasında yarar görüyorum.

Proje ekibinin her üyesi aslında proje için "projenin doğru ve iyi yapılması kendisi için ne fayda sağlayacak?" sorusunun cevabı konusunda tatmin olmuş olmalı ki "başarı" için gerekeni yapsın, gerektiğinde inisiyatif alsın, elinden geleni yapsın hatta şartları zorlasın. Kısaca projesini sahiplensin.

Bu detay önemli, çünkü bazı durumlarda proje başarısızlığı "bu sahiplenmeme" detayında gizlidir.

Sadece proje ekibi değil ilgili tüm taraflar projeyi sahiplenirse ve kontrol & denetim süresine bireysel de olsa katkıda bulunursa, proje sürecinde sorunlar daha hızlı çözülür.

Projelerde yönetim çok önemlidir. Bu konuyu en basit hali ile teknik ve idari yönetim olarak düşünmek mümkün ama bir diğer yönetim ise proje yürütücüsüdür. Eğer proje teknik bir yönetici tarafından tasarlanmış ve uygulanıyorsa (ne yazık ki sadece teknik projeler değil birçok örnekte olduğu gibi) başarısız olunabilir. Çünkü teknik yönetici her şeyi kontrol altına alma, kendi kurgusuna göre ölçekleme, hesaplama ve yönetme yolunu izlemektedir. Hele bu teknik yönetici aynı zamanda işin patronu bir mühendis ise sorunlar iş yönetimi ve proje yönetimi açısından da arapsaçına dönebilir. Lütfen "dönebilir" diyorum, döner değil. Çünkü başarının detayı projenin ne kadar iyi kurgulandığında değil aynı zamanda ne kadar iyi yönetildiğindedir.

Projelerde teknik yönetici ve yönetici kurgusuna dikkat edilmesi gerekir.

Bazı projeler ne kadar iyi kurgulanırsa kurgulansın, ne kadar iyi yönetilirse yönetilsin yine de başarısız olabilir.

Bu detay ise uygulama sorun ve hatalarında gizlidir. Kısaca proje kimin için yapılmışsa onun kabulü ve orta yönetimin işe sahip çıkması ve uygulatması ile proje tüm öğelerden sonra başarılı olabilir.

Başarılı projeler dilerim.

Abdullah Bozgeyik
Bağımsız Danışman
abozgeyik @ yahoo.com

Cuma, Nisan 29, 2011

VERİMLİLİK ve VERİMLİLİK ARTIRMA TEKNİKLERİ

Genel bir tanım olarak verimlilik, bir üretim ya da hizmet sürecinin çıktısı ile bu süreci yaratan girdi arasındaki ilişkidir. Yüksek verimlilik, aynı miktar girdi (kaynak) ile daha çok çıktı (ürün/hizmet) elde etmektir. Bu ilşki en genel anlamda aşağıdaki biçimde formüle edilir:

Verimlilik = Çıktı / Girdi

İşletmelerde yöneticilerin hedefi, yapılan faaliyetlerin türü ne olursa olsun, istenen sonuçları (süreç çıktıları) en kısa zamanda, en az maliyetle ve öngörülen zaman dilimi içinde gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Bu hedefi gerçekleştirmeye çalışırken, işletmedeki bütün çalışanları katkısı önemlidir ve kullanılan kaynaklarda tam anlamıyla yararlanabilmek için verimlilik düzeyinin mümkün olan en üst düzeyde tutulması ve dolayısıyla tesisin her bölümünün bütün yönleriyle verimli çalıştırılması gerekir.

Genel olarak verimlilik kavramını incelerken bir sürece ait girdileri ve çıktıları dikkate almak gerekir. Süreç girdileri olarak kaynakları oluşturan temel girdiler malzeme, enerji ve bilgi boyutlarında oluşur. Yararlı çıktı sağlamak için kaynakların etken (efficient) kullanılması, amaçlanan sonuca ulaşmak için çıktının etkili (effective) olması gerekir. Başka bir deyişle sürecin etkin (ya da etken) olması için kaynakların (zaman, malzeme, enerji, iş gücü vb) yeterli ve gerektiği kadar kullanılması gerekir. Yani kaynaklar israf edilmemeli, planlandığı şekilde tüketilmelidir. Buna karşın süreç çıktısının etkililiği ise istenen sonuçlara ulaşabilme derecesidir. Buradan anlaşılacağı gibi bir sürecin etkin ya da etken olması, süreç çıktısının etkili olacağı ya da başka bir deyişle sürecin etkililiğinin istenen seviyede olacağı anlamına gelmez.

Üretkenlik (productivity) ise etkenlik ile etkililik arasındaki oranı ifade eder. Üretkenlik, üretilen çıktı miktarının ya da ortaya çıkan hizmetin kullanılan kaynak miktarına kıyaslanmasıyla elde edilir. Verimlilik ise çıktının parasal değerinin girdi maliyetlerine kıyaslanmasıdır. Üretkenlik artışı çıktı miktarının girdi miktarına göre göreceli olarak artışı ile gerçekleşir. Verimlilik artışı ise, girdi maliyetlerinin çıktı değerinden daha fazla azaltılmasıyla elde edilebilir. Kavramların süreç üzerindeki şematik gösterimi Şekil-1’de verilmiştir.


Şekil-1: Bir süreç yapısında Etkinlik-Etkililik-Verimlilik ilişkisi

Genel olarak üretkenliği ya da verimliliği arttırmak değişik yöntemlerle ve yollarla olabilir. Örneğin; yeni ve modern teknoljik yatırımlarla birim zaman içindeki üretim miktarı arttırılabilir. Diğer taraftan yeni bir yatırıma gitmeden mevcut kaynakları daha etken (etkin) kullanmanın yollarını aramak, örneğin insan gücü etkinliğini yükseltmek, planlama ve kontrol fonksiyonlarını geliştirmek, yeni çalışma metotları uygulamak gibi yöntemlerle işin daha kolay ve çabuk yapılmasını sağlayarak verimlilik arttırılabilir. Verimlilik artışı, artan etkililik ve var olan kaynakların daha iyi kullanımının (etkin) bir bileşimidir.

Ancak bu tür çalışmalara başlamadan önce bir fayda-maliyet analizi yapmak ve uzun dönemdeki muhtemel etkileri de göz önün alarak karlı olanı uygulamak gerekir. Verimliliği arttırmak için uygulanabilecek yöntemler altı grupta toplanabilir. Bu metodlar Şekil-2’de şematik olarak gösterilmiştir: . Buradaki ilk üç yöntem genellikle yatırıma ve araştırma/geliştirmeye yönelik uzun dönemli çözümler olup masraf ve yatırım gerektirir. Buna karşın diğer metodlar daha ucuz ve kısa vadede gerçekleştirilebilecek çözümlerdir. Şekil-2: Verimlilik Arttırma yöntemleri

Uygulamada verimlilik artırma programlarının uygulanmasında kullanılan teknikler çoğunlukla, bilgi toplama ve iş etkililiğini artırma amacına yöneliktir. Kullanılan yöntemler iki gruba ayrılır :
1. Teknik Yaklaşım;
Mühendislik teknikleri ve ekonomik analiz
2. İnsan Açısından Yaklaşım; Davranışsal yöntemler
Bu gruplarda kullanılan yöntemler ve teknikler aşağıdaki alt başlıklarda toplanabilir;
1. Mühendislik teknikleri ve ekonomik analizler:
o İş etüdü
o Metot etüdü
o İş ölçümü (iş örneklemesi, zaman etüdü)
o İş basitleştirme
o Pareto analizi
o Tam zamanında üretim (JIT) yöntemi
o Değer analizi yolu ile yönetim
o Maliyet - fayda analizi
o Sıfır bazlı bütçe
o Maliyet - verimlilik tahsisi

2. Davranışsal teknikler:
o Örgüt geliştirme
o Beyin fırtınası
o Güç-Alanı analizi
o Nominal gruplama tekniği

Yukarıda belirtilen tüm uygulama teknikleri işletmenin gereksinimlerine göre uygulanmalıdır. Bir verimlilik projesine başlamadan önce kuruluşun mevcut durumu ortaya konmalıdır. Bu kapsamda davranışsal teknikler kulanılarak işe başlanabilir. Öncelikle bir SWOT analizi yapılarak kuruluşun kuvvetli ve zayıf yönleri, tehditler ve fırsatlar ortaya konur. Aşağıdaki ana konular irdelenebilir;

• Kuruluşun bugünkü verimlilik-etkililik durumuna erişmesinde yardımcı olan güçlü yönleri nelerdir?
• Kuruluşun daha yüksek bir verimlilik-etkililik düzeyine erişmesini önleyen sorunlar nelerdir?

Farklı yönetim düzeylerindeki insanlardan oluşan çalışma grupları kurumun güçlülük ve sorunları konusundaki görüşlerini tanımladıktan sonra elde edilen bulgular bir workshopda sentezlenir, ilgili konu başlıkları tartışılır, gerekli hallerde neden-sonuç diyagramları yardımıyla sorunların tespitine çalışılır. Elde edilen bulgular değerlendirilerek güçlü olunan yönlerin nasıl geliştirileceği ve sorunların üstesinden nasıl gelineceği üzerinde durulur. Tüm bunlardan hareketle üst yönetimin onayı ile stratejiler ve eylem planları oluşturulur.

İşletmelerde verimlilik artışı, aynı zamanda bir değişim sürecidir. Bu nedenle, verimlilik artışı için değişimi yönetmek gerekir. Bu nedenle, insan ve insan gücü yapısı, tutm ve değerler, yetkinlik, beceri ve eğitim, teknoloji ve techizat, ürünler ve pazarla dahil tüm kurumsal öğelerdeki değişimin hız ve ölçeğinin planlanması ve koordine edilmesi önemlidir. Bu değişimler verimlilik/üretkenlik artışına olduğu kadar, teknolojik değişime de yardımcı olacak olumlu bir tutumun ve kurum kültürünün gelişmesini sağlar.

ALTAY ONUR

Salı, Ocak 25, 2011

Bilgi Teknolojileri Proje Yönetimi’nde Yükselen Trend : İlişki Yönetimi

Rekabetin artması, bütçelerin daralması, kurumların kaynaklarını etkin ve verimli kullanma isteği gibi pek çok nedenle her geçen gün “Proje yönetimi” ne gösterilen ilgi artmakta. Proje üreten firmalarda son yıllarda proje yönetimi kavramının ne anlama geldiği ve proje yöneticiliği rolünün neler yaptığı oldukça iyi bilinir oldu. Bununla birlikte, ilişki yönetimi ve program yönetimi daha az bilinen ve proje yönetimi olgunluk seviyesi yüksek olan organizasyonlarda kullanılan kavramlar.
“İlişki yönetimi” daha çok CRM (müşteri ilişkileri yönetimi) terimi içinde geçiyor olsa da, proje yönetiminde daha çok “portföy yönetimi” ile eş anlamlı olarak kullanılıyor. Project Management Institute (PMI) tarafından yayınlanan Proje Yönetimi Bilgi Birikimi Kütüphanesi (PMBOK)’nde yer alan orjinal tanımda, portföy “stratejik iş hedeflerine ulaşmak amacı ile bir çok proje veya programın koordineli olarak yönetilmesi” anlamına gelmekte. Portföy yönetimi, yani ilişki yönetimi de, “stratejik iş hedeflerine ulaşmak için proje, program ve taleplerin tanımlanması, önceliklendirilmesi, planlanması ve yönetilmesi” olarak tanımlanıyor.
İlişki yönetimi rolü, olgunluk seviyesi yüksek olan Proje Yönetim Bölümleri’nde karşımıza çıkmaktadır. Yapılan proje sayısı, çalışan proje yöneticisi sayısının fazla, proje yönetimi disiplininin yerleşmiş olduğu ve proje yaparak çalışan kurumlarda ilişki yönetiminin değeri artar. Nasıl ki kurumların, iş yaptıkları dış firmalarda kendileri için atanmış olan bir müşteri temsilcisi (account manager) varsa, Bu tarz kurumlardaki departmanların da kurum içinde, kendileri için atanmış ilişki (portföy) yöneticisi vardır. En yaygın olarak kullanıldığı alan ise, Bilgi Teknolojileri (BT) iş biriminde görev alıp, organizasyondaki diğer iş birimlerinin temsilciliğini yapması şeklindedir. İlişki yöneticisi, temsil ettiği iş biriminin “teknoloji yöneticisi” veya “teknoloji koordinatörü” sorumluluğunu üstlenir.

Proje yöneticileri, başına atandığı “projenin” kapsamı, riskleri, tarihleri gibi bileşenlerinden sorumlu iken ilişki (portföy) yöneticisinin temel görevi, sorumlusu olduğu projenin değil “iş biriminin” stratejik hedeflerini, proje önceliklerini, bütçesini, proje durumlarını bilmek, takip etmek ve raporlamaktır. İlişki yöneticisi, kurum içinde sorumlusu olduğu iş birimlerinin avukatı / temsilcisi rolündedir. Bilgi Teknolojileri’nin başında görev yapan CIO (Chief Information Officer), tüm teknoloji yatırımlarını, bütçesini, kadrosunu ve projelerini takip etmekten sorumlu iken, ilişki yöneticisi, CIO’nun yapmakta olduğu bu görevin bir benzerini (elbette daha küçüğünü), sorumlusu olduğu iş birimi adına yapr.
Konuyu biraz daha somutlaştırmak ve iş hayatında ilişki yönetimi kavramı ile ilişki yöneticisinin rol ve sorumluluklarını aktarmak için, gerçek hayattan bir örnek vereceğim. Örnekteki ilişki yöneticisi Bilgi Teknolojileri Proje Yönetimi departmanında ilişki (portföy) yöneticisi olarak çalışmakta olup, rolü gereği bankanın Operasyon, Bireysel Bankacılık veya Finansal Koordinasyon gibi bir departmanlarının BT tarafındaki sorumluluğunu üstlenmektedir. Peki, neler yapmaktadır? Buyrun anlatalım.

Bir BT ilişki yöneticisi ;
1. Sorumlusu olduğu iş biriminden gelen “proje talepleri”nin, iş planına dahil edilmesi için BT içindeki ilgili ekiplerle görüşür, bu proje taleplerinin maliyetlerini toplar, planlamasını yapar

2. Sorumlusu olduğu iş biriminden gelen projeden küçük talepler (sürüm) için ayrılması gereken BT kaynağı ihtiyacını değerlendirir, iş birimi ve BT ekipleri ile görüşerek yıllık sürüm kota planlamasını / alokasyonunu yapar

3. Yıllık iş planı (masterplan)’da yer alan, yakın dönemde başlayacak olan projeleri takip eder, bu projeler için proje yöneticisi ataması yapılmasını sağlar.

4. Başlamış ve proje yöneticisi atanmış olan projeleri, proje yöneticileri ile birlikte takip eder, problemli durumlarda (bütçe aşımı, tarih ötelemesi, kapsam değişikliği vs) proje yöneticisine destek olur

5. Sorumlusu olduğu iş birimi için dönemsel yönetim toplantıları düzenler, ilgili iş biriminin projelerin statüleri, açık konuları, riskleri hakkında proje sahibi ve sponsorlarına Genel Müdür Yardımcısı ve Bölüm Başkanlarına bilgi verir.

6. Sorumlusu olduğu iş biriminin proje öncelik ve hassasiyetlerini anlar, yorumlar ve BT içinde ilgili kişilerle iletişimini sağlar.

7. Verilmiş olan taahhütlerin yerine getirilmesi için proje yöneticilerine destek olur.

8. Teknoloji koordinasyonu / teknoloji danışmanı görevini üstlenir.

İlişki yöneticisi “sorumlusu olduğu iş biriminin, çalıştığı organizasyondaki temsilciliğidir”. Sorumlusu olduğu iş birimine idari olarak bağlı değildir, hiyerarşi şemasında bu iş biriminde görülmez, ama performansının önemli bir bölümünü bu iş birimini ne kadar iyi yönettiği ile alır.
İlişki yöneticisi tarafından, temsil ettiği iş birimindeki kişilere şu mesaj vermelidir: “Kimi arayacağınızı bilemediğinizde ilişki yöneticinizi arayın!”

Mustafa DÖNMEZ, PMP
mustafadonmez@gmail.com
İlişki Yöneticisi

Yararlanılan kaynaklar:
1. A Guide to Project Management Body of Knowledge (PMBOK Guide), 2008
2. Gartner Research, 2005, ID Number: G00129613

Çarşamba, Ocak 05, 2011

Sözleşme Yönetimi

Atilla Filiz
Mak.Muh.(MBA)
ATİ Mühendislik Eğitim Yön. Danışmanlık
www.atillafiliz.com


Sözlükteki tanımlaması ile  sözleşme, akit, protokol, bağıt ve mukavele karşılığında kullanılmaktadır.  Sözleşme; iki veya daha çok kişinin bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacı ile karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile yaptıkları hukuki işlemlerdir

SÖZLEŞME / KONTRAT :

·         Belirli bir hukuki sonuç doğurmaya    yönelik, karşılıklı ve birbirine uygun irade  beyanlarından oluşur. Uyulmamasi halinde kanuni yaptirimi olan bir taahhütler topluluğudur.

·         Sözleşme maddeleri anlaşılır ve sade bir dille yazılmalı, proses bazlı yapılarak oluşabilecek tüm koşullara yer verilmelidir.

·         Sözleşme karşılıklı hakları koruyacak şekilde adil olmalı, karşılıklı imzalanarak, onaylanmalıdır.

Niçin Sözleşmeye ihtiyaç duyarız ?

·         Yazılı bir döküman olduğu için kanıt niteliğindedir.

·         Görev ve sorumlulukların açık olarak ifade edilmesini sağlayarak, yanlış anlamaya imkan tanımaz.

·         Satıcının istenen ürünü üreteceğinin ve alıcının bedelini ödeyeceğinin garantisidir.

·         Dönemsel bazda tedarikçiye işbirliği güvencesi verilerek fiyat avantajı sağlanabilir.

Sözleşme Çeşitleri:

Sözleşmeler kısa-orta ve uzun vadeli sözleşmeler şeklinde  çeşitleniyor.

Kısa vadeli sözleşmeler : 0-12  aylık  sözleşme tipleridir. yapılacak iş kısa dönemlidir.  sorumluluk ve  risk kısıtlıdır.  Ürünler sıklıkla modifikasyona tabi olacaksa , sorumluluk sınırlanmak isteniyorsa

ürün tedariği için kısa bir dönem yeterli oluyorsa kullanılır.

Orta vadeli sözleşmeler: 12 aydan 3 yıla kadar  kısa ve uzun vadeli sözleşmelerin eksikliklerini gidermek amaçlıdır.  Başlangıçta kısa vadeli sözleşme yapılmış, kendini  iyi yönde geliştirmiş, bununla beraber kapasitesini tam kanıtlayamamış satıcılar için kullanılmaktadır.

Uzun vadeli sözleşmeler: Üç yıldan uzun süreli sözleşmelerdir. Satıcı, uzun vadeli bir sözleşmeye bağlı olarak ağır bir taahhüt altına girmiş olup, yönetim ve teknik risklerin iyi planlanması gerekmektedir.

satıcının performansı ödüllendirilmek istendiğinde, istikrarlı piyasa şartları varsa, ürünlerin çok az modifikasyon gerektirmesi  halinde,  önceden bilinen uzun ömürlü ürünlerin alınması halinde   yapılır.

Kapasitesi kanıtlanmış, iyi örgütlenmiş satıcılarla çalışıldığında,  gelecekteki fiyat artışları ve muhtemel yokluklara karşı sigorta istendiğinde faydalı olmaktadır.

Belirli bir yatırımın gerçekleştirilmesi için satıcıya güven verilmesi gerektiğinde ve maliyetin önemli ölçüde düşürülmesi hedeflendiğinde de belirleyici rol  oynamaktadır.

Sözleşme  tipini belirleyen temel faktör, Yüklenicinin yüklenmiş olduğu “sorumluluk” ile belirlenmiş hedefleri gerçekleştirebilmek için ortaya konan  “teşvik” çeşitleridir. Sözleşme çeşitleriyle asıl kastedilen sözleşmelerdeki “fiyatlandırma” mekanizmasıdır.

·         Sabit fiyatlı sözleşmeler (firm fixed)

·         Maliyet + sabit karlı sözleşmeler (cost plus fixed fee)

·         Zaman-materyal ve işçilik saatleri esasına dayalı sözleşmeler;  sadece kapsam, süre ya da işin maliyetinin doğru tahmin edilemediği durumlarda kullanılır. (Neden arızalandığı incelenmeden karar verilemeyen bir sistemin onarımı ile ilgili mühendislik çalışmaları gibi)

·         Teslimat Programi Belirsiz Sözleşmeler : Sözleşme hazırlandığında, teslimat tarihi kesin olarak bilinmiyorsa. Belirsiz miktarda tedarik yapılması öngörülen sözleşmelerde bu kapsama girmektedir. Bir seferde sipariş verilecek max.min. miktarlar belirlenir.

Sözleşmede Olması Gerekenler

Hukuki ve gerçekleştirilmesi mümkün  bir amacın bulunması ve hukuken imza atmaya yetkili yaşta ve ehliyet sahibi kişilerle yapılmalıdır .  Yasalara aykırı olamaz, ya da fiziksel olarak gerçekleştirilmesi mümkün olmayan ürünlerin üretimi ile ilgili olamaz. Olsa bile hukuki açıdan bağlayıcı olmaz.  .

Uygun Sözleşme Tipinin Belirlenmesi Ve Seçiminde Dikkat Edilecek Hususlar

Sözleşme  Tipinin Belirlenmesine  Etki Eden Faktörler;

·         Tedarik edilmek istenen sistemin ya da hizmetin karmaşıklığı,

·         İhtiyacın aciliyeti,

·         Proje süresi,

·         Var olan ya da olması beklenen rekabetin derecesi,

·         Yüklenicinin maliyetlerini doğru bir şekilde tahmin etmede karşılaşılan güçlükler,

·         Başarılı teklifleri değerlendirmede karşılaştırmalı verilerin bulunup bulunmadığı,   

·         Şirketin, yüklenici ile (varsa) daha önceki tecrübesi,

·         Yüklenicinin maliyet ve üretim tecrübeleri,

·         Projede yüklenicinin riski,

·         Çeşitli Sözleşme tiplerinin her iki taraf için de yaratacağı  idari maliyet,

·         Şirketin, yüklenicinin gerçek maliyetleri hakkında bilgiye olan ihtiyacı, (özellikle aynı tipten daha sonra yapılacak alımlar için)

·         Yüklenicinin ve Sözleşmenin hacmi,

Kısa hazırlanma süresi  (acil tedarik) sağlıklı maliyet bilgilerine erişmeyi güçleştirir ve maliyeti yükseltir.

Teslimat programının kısa tutulması, teşvikli sözleşmelerin uygulama şansını ortadan kaldırır. Uzun sözleşme süresi ise maliyet düşürücü etkenlerin ortaya çıkmasını sağlar                                                                    

Sözleşmelerde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Karşı tarafın sözleşme ile borç altına girebilmeye ehliyetli olup olmadığına dikkat edilmelidir. Sözleşmeyi imzalayan kişilerin kimlik fotokopilerinin de eklenmesi reşit olup olmadığını kolayca gösterir.

• Karşı taraf eğer bir tüzel kişilik adına sözleşme imzalıyorsa bu tüzel kişiliği temsil yetkisine sahip olduğunu ve temsil yetkisinin ilgili işlemi kapsadığını belgelerle kanıtlamalıdır

• Vekaleten imzalanan sözleşmelerde imzalayan kişinin vekaletinde bu sözleşmenin konusu edimi borçlanma yetkisi bulunup bulunmadığı araştırılmalı, yazılı olarak düzenlenen sözleşmelerde tüzel kişilik adına imzalayan kişinin imzasının yanına tüzel kişinin mührü veya kaşesi de alınmalıdır.

• Sözleşmenin maddeleri arasında kanuna, ahlak ve adaba ve  kişilik haklarına aykırı maddeler bulunmamalı

Sözleşeme ile belirlenen edimlerin ifası imkânsız olmamalıdır.

• Sözleşmede tüm hususlar şüpheye neden vermeyecek şekilde açıkça belirtilmeli. Gerekirse eklenecek şartnamelere gönderme yapılmalıdır.

• Sözleşmenin karşı taraf tarafından daha sonra hata nedeni ile feshedilmemesi için sözleşme konusu ve şartları üzerinde tam mutabakata varılmalıdır.

• Sözleşmenin konusu işlem veya işlemlerden birinin özel şekil şartına bağlı olup olmadığı araştırılmalı, eğer kanun bir özel şekil öngörmüşse sözleşme bu şekil şartına uyularak yapılmalıdır.

Örneğin: Gayrimenkul  sözleşmelerinin tapuda veya  noterde yapılması şartını bir inşaat firması ile yaptığım malzeme karşılığı dükkan takası sözleşmesinde (ihtilaf çıkınca)öğrendim. Karşı tarafa güvenerek  kendi aranızda sözleşme  yapmanız,  yani sözleşmeyi özel şekil şartına uymadan yapmanız o sözleşmeyi geçersiz kılar ve büyük zararlara uğramanıza neden olabilir.

*Sözleşme yazılı olarak yapıldı ise her sayfanın altı imzalanmalı, metinde silinti kazıntı ve düzeltme olmamalıdır.  Ekleme veya düzeltme yapılması durumunda bu düzeltmelerin üzeri de karşılıklı  imzalanmalıdır. Sözleşmeye eklenen belgeler, raporlar, çizimler, şartnameler ve benzerleri de imzalanmalıdır.

* Sözleşme şartları belirlenirken yapılan ön görüşmelerde sözlü ifadelere itibar edilmemeli  ifadelerin yazıya dökülmesi istenmelidir.

Örneğin; Bir restorasyon yapımı sözleşmesinde inşaat firması iş bitirme tarihini geçen her gün için bir meblağ ödenmesini ceza şartı olarak koymuştu.  Kendilerinin beni davet etmeleri ve benim bu işi yapmamı istemelerine rağmen bu cezanın nedenini sorduğumda “Bu şirketin matbu sözleşmesidir. Zaten hiç kimseye gecikme cezasını uygulamıyoruz” gibi bir yanıt aldım. Ama bu yanıta karşılık onların hak edişlerde ödemeyi taahhüt ettikleri sürede yapmamaları halinde karşı madde olarak “sözleşme süresi verilen hakediş  tarihinden itibaren ödemesi yapılıncaya kadar durur” ibaresinin konulmasını talep ederek  cezaya karşı bir koşulla kendimi koruma yoluna gittim.  Zira biliyordum ki hiçbir hak edişi gününde ödemeyeceklerdi ve öyle de oldu.  Sözleşmelerde ceza maddesi tek taraflı yaptırım olmamalı iki tarafı da bağlayıcı olmalıdır.  Yani dengeli olmalıdır.

            Sözleşmeler yazılı ve sözlü olabilmektedir ancak sözlü yapılan sözleşmelerin ispatı güç ve uzun zaman alabilmektedir. Bu nedenle  varılan anlaşmalar yazılı olmalıdır.

Antlaşma yapılıncaya kadar herkes  çok dürüst olduğunu kimsenin hakkını yemediğini ve yemeyeceğini söyler ama menfaatlerine  uygun olmayan ilk durumda  tırnaklarını çıkartır ve söylediklerini  inkar yoluna gidebilir. Böyle bir örneği de eğitim sektöründe iki kez yaşadım. Semineri talep eden taraf  verdiğim bir seminerden dolayı ödemesi gereken ücreti resmen “böyle bir borcum yoktur” şeklinde inkar yoluna gitti. Şaşırmıştım. Siz de şaşırmayınız bu tür ahlaksızlıklar o kadar çok yaşanıyor ki… Bu nedenle  her türlü olumsuzlukla karşılaşabilecekmiş gibi sözleşme yapılmalı  tarafların vecibeleri açık ve net olarak yazılı olarak tanımlanmalıdır. Böyle olunca anlaşmazlık çıkmaz demiyorum ama en azından konuyu yargıya taşıdığınızda zayıf olmazsınız.

Sözleşmenin İfası Sırasında Yapılacaklar

·         Para borçlarının ödenmesinde miktar sınırları göz önünde bulundurularak gerekli durumlarda banka havalesi kullanılmalı, diğer hallerde mutlaka makbuz alınmalıdır.

·         Senede bağlı borçlarda ifanın ardından senetler mutlaka  iade alınmalı ve iptal edilmelidir.

·         Bir malın teslimi veya hizmetin sunulmasına ilişkin borçların ifasında ifayı belgeleyecek belgeler mutlaka şirket adına yetkili kişiden alınmalı ve uygun şekilde saklanmalıdır.

·         Bir malın ifa olarak kabulü durumunda dışarıdan gözle yapılacak muayene derhal gerçekleştirilmeli, gerekiyorsa analiz vakit kaybetmeden yapılmalı ve bir ayıp tespiti  halinde durum derhal  uzmanlara tespit ettirilerek karşı  tarafa yazılı olarak bildirilmelidir.

·         Sözleşmenin feshedileceği durumlarda mutlaka  sözleşmedeki  fesih şartlarına ve sözleşmenin düzenlendiği  kanundaki fesih şartlarına bakılmalı, sözleşme bu şartlara uygun olarak feshedilmelidir.

·         Sözleşmelerde anlaşmazlıklar ortaya çıktığında fesih ile sözleşmeyi ayakta tutup tazminat veya cezai şart talep etmenin artı ve eksileri mutlaka bir hukukçu ile tartışıldıktan sonra harekete geçilmelidir.

·         Sözleşmenin sona ermesi durumunda sözleşme nedeni  ile yapılmış olan tescillerin, verilmiş olan ve iadesi gereken senet, belge, kalıp ve benzerlerinin iadesi dikkatli şekilde ve tutanak ile yapılmalıdır.

Sonuç olarak; sözleşmeler kötü niyete karşılık korunma amaçlı yapılan yazılı akitlerdir. Taraflar bu akitde ne yapacaklarını neyi yapmayacaklarını açık olarak belirtmelidirler. Sözleşmeye uyulmaması halinde yaptırımların neler olacağı sözleşmede tanımlanmalıdır. Sadece yapılacak işlerin sıralanması, ancak yapılmaması (yani sözleşmeye uyulmaması ) halinde ne gibi yaptırımların olacağı sözleşmede belirtilmediği takdirde kötü niyetli kişilere fırsat vermiş olursunuz.

Kaynak

Av. Ceyda Akaydın, Boğaziçi Eğitim, Satınalma Zirvesi sunumu, Ocak 2010
Filiz Atilla, Satınalma  ve Tedarik Zinciri Yönetimi, Seminer Notu, SUYEM Su Yaşam Boyu Eğitim Merkezi.  Nisan 2010

(*)  Bu yazı Kaynak Elektrik Dergis  Eylül 256 sayısnda yayımlanmıştır.

Salı, Kasım 30, 2010

SÜREÇ YÖNETİMİ ve İYİLEŞTİRMESİNDE VERİMLİLİK ANALİZLERİ

Atilla Filiz
Mak.Muh.(MBA)
ATİ Mühendislik Eğitim Yön. Danışmanlık
www.atillafiliz.com


İşletmeler değişen çevre şartlarına hızla uyum sağlamak zorundalar. Bu da organizasyon yapısında ve planlamada esneklik gerektiriyor. Hızlı karar verme, hızlı tepki verme, esneklik ve maliyet avantajı, rekabette önemli parametreler. Organizasyonlarda tüm birimlerin hedefi verimliliğin arttırılması.

Verimlilik, birim girdi başına üretilen çıktı olarak tanımlanıyor. Üretim planlarından elde edilen sonuçlara giden yolda yani süreçlerin değerlendirilmesi ve iyileştirilmesi ile mümkün. Japon Verimlilik Merkezi de, “doğru olan işleri, doğru biçimde ve ekonomik bir çalışma ile gerçekleştirmeyi hedefleyen akılcı bir yaşam biçimi” tanımıyla verimlilik kavramına felsefi bir yaklaşım getiriyor.

Önceleri “İşi doğru yapmak” denirdi. Sonraları bu kavram “doğru işi doğru yapmak” olarak değişti. Kavramlarda hızla tüketiliyor. Hızlı yol almak önemli, ama doğru yolda olmaya dayanmalıdır deniyor. Buradan “hız” kavramı salt olarak yeterli olmuyor. Çünkü doğru yolda değilseniz havanda su döğebilirsiniz.

Verimliliğini artırmak isteyen işletmeler, önce üretim için ihtiyaç duyulan girdileri ve bu girdileri dönüştürerek elde ettikleri ürünleri (çıktı) ve süreçlerini ölçmek durumundalar. Bunları ölçmeyen ya da ölçemeyen işletmelerde “üretim verimliliği” hesaplarından söz edilemez. Klasik hale gelmiş şu sözcük verimlilik için de yerindedir: “ Ölçmediğinizi iyileştiremezsiniz. Ölçmek bilmek, bilmek yönetmektir.”

Doğaldır ki sadece ölçmek de yetmez. Ölçmek gerek şart oluyor ama yeter şart değil. Bu süreç analizlerini ve iyileştirme çalışmalarını da gerektiriyor.

Süreç yönetimiyle ilgili kitap ve makalelerde karşımızda değişik kavramlar ve bunların kısaltmaları çıkmaktadır:
“BPM – Business Process Management” – İş Süreçlerinin Yönetimi,

“BPI – Business Process Improvement” – İş Süreçlerinin İyileştirilmesi,

Süreç tanımına baktığımızda “Bir girdi ile başlayan, iç ve dış müşteriden gelen talep, bilgi veya hammadde ile, bu girdiye katma değer katarak belirli bir çıktı üreten

birbiri ile bağlantılı adımlar, işlemler dizisidir...

Yani girdileri çıktılara dönüştürmek için yapılan iş ve çabaların tümüne süreç deniyor. Yabancı dildeki “proses” sözcüğü bir zamanlar dilimizde bir hayli kullanıldı sonradan yerine “süreç” sözcüğü bulununca bu sözcükde terkedildi..

Bir organizasyonun iş süreçlerinin belirlenmesi, tanımlanması, sahip atanması, sürekli izlenmesi “süreç yönetimi” (BPM) olarak adlandırılabilir. Fakat çok önemli nokta şudur: Süreç yönetimi, içinde “iyileştirme “ barındırmıyorsa, ona “süreç yönetimi” diyemeyiz. Bu mantıktan hareketle sadece Süreç İyileştirme (BPI) – Business Process Improvement) kavramı da “süreç yönetimini” içerecektir; çünkü yönetilmeyen bir şey iyileştirilemez. Bu nedenle, süreçlerin belirlenmesi, tanımlanması, izlenmesi, iyileştirilmesi “Süreç Yönetimi” veya “Süreç İyileşleştirme” adı verilebilir. Sonuçta aynı şeyi ifade eder.

“Yönetim” ve “İyileştirme” kavram ve sözcüklerini ayrı kullanma eğiliminde olan kişilerin yanlış anlamalarına meydan vermemek için yazı başlığında “Süreç Yönetimi ve İyileştirmesi” denilmiştir.
İşletmeler piyasalarda tutunmak, rekabet şansını elinde bulundurmak için maliyetlerini düşürmek zorundalar. Ya da yeni ürün geliştirerek “farklı” olmak zorundalar. Bunun sadece hammadde-malzeme yada işçilik gibi girdileri ucuz elde etmekle veya daha ucuz makina kullanmakla olmayacağı, maliyetleri ucuzlatmanın verimlilikten geçtiği açıktır. Hangi süreçlerin iyileştirilmesinin gerekeceğine sağlıklı karar verebilmek için süreçlerin analizini ve zincirdeki en zayıf halkanın –sürekli - güçlendirilmesini gerektiriyor.

Bir tahteravallinin bir tarafına “Verim” diğer tarafına “Maliyet” kavramlarını koyarsanız; birinde yapılan iyileştirme diğerini de iyileştirmektedir.Yani maliyet inerse verim yükselir. Verim düşerse maliyet artar. Her iki kavram da çıktılara (ürün) ve bu ürün için harcanan işçilik, makina, enerji, zaman, sermaye gibi girdilere bağlıdır.

Verimliliği artırma ve maliyetleri düşürme çabaları, yönetici liderlerinin standardını yükseltmek ve bazı esasları saptamak bakımından önemlidir. Keza, verimlilik analizleri, performans değerlendirme ve işletmelerin ayrıştırılmış maliyetlerini bilmeleri de gereklidir. Çünkü yapılan ölçme ve analizlerin, yöneticiye olduğu kadar kuruma yansıyan sonuçları da olacaktır.

Verimlilik Analizleri :

Ayrıştırmak, analiz etmek; bir anlamda ürünü oluşturan hammadde, malzeme, direkt-endirekt işçilikler, enerji....vb. gibi girdilerin üründeki paylarının ayrı ayrı hesaplanmasıdır. Bunu zaman olarakta yapabilirsiniz maliyet olarakta. Biri verimliliğin diğeri maliyetin analizidir. Bu sayede hangi girdilerin veya giderlerin iyileştirilebileceği daha kolay görülebilir ve iyileştirme çabalarının sonuçlarının izlenebilirliğine imkan verir.

Verimlilik hesaplama yöntemleri üç yol var. Bunlar:

1-Kısmi verimlilik ,

2-Çok öğeli verimlilik,

3-Toplam verimlilik

Bunlardan en yaygın olanı kısmi verimlilik hesaplamasıdır.

1-Kısmi verimlilik: Üretilen çıktının (Ürün), girdilerden sadece birine oranlanması ile bulunan verimliliktir. Diğer girdilerin hesaplamaya dahil edilmemesi ve tek bir girdiye göre hesaplanması nedeniyle kısmi verimlilik olarak tanımlanmaktadır.

Bir işçi saatindeki üretim, bir makina saatteki üretim yada bir kw saatteki üretilen miktarlarının hesaplanması ve bunların sektörde kabul görmüş değerlerle karşılaştırılması yönetim için önemli verilerdir. Sektör değeri yoksa, işletme kendi geçmiş ay değerleri ile karşılaştırarak verimliliğini sürekli izleyebilir.

2-Çok Öğeli Verimlilik : Çıktıların birden fazla girdilerin toplamına bölünmesi ile yapılan verimlilik hesabıdır ancak bu yöntem pek kullanılmamaktadır.

3-Toplam Verimlilik : Çıktıların toplamımın , girdilerin toplamına bölünmesi ile bulunan verimliliktir. Bu yöntem işletmenin genel durumunu bilmek adına yararlıdır, ancak kısmi verimlilik hesabına göre daha karmaşıktır. Nedeni çıktılarda ve girdilerde çeşitlilik olması ve bunların toplanır hale getirilmesindeki güçlüklerden kaynaklanmaktadır.

Ürün Eşdeğerliği veya Ortak Ölçü

Ürün çeşitleri fazla olan KOBİ’ler verimlerini hesaplamakta doğal olarak güçlük yaşamaktadırlar. Çünkü elmalarla armutları toplamak gibi bir durumun varlığı çıktıları farklı olan kobilerde verimlilik hesabını zorlaştırır. Farklı çıktıları tek cinse indirgemek, “eşdeğer ürün” yöntemini kullanarak dönüşümünü sağlamak gerekmektedir.

Bunu bir örnekle açalım: enjeksiyon pres makinalarında gramajları farklı, hacımları farklı baskı süreleri farklı adet ile konuşulan ürünler üretirken diğer tarafta aynı işletme ekstrüder makinalarında yine gramajları farklı genişlikleri farklı metre ölçüsü ile konuşulan profiller üretebilmektedirler. Üretilen bu ürünler nasıl toplanacaktır? Adet mi?, metre olarak mı ? Ağırlıkca mı ? Bu ürünler için ortak işçilikler, makinalar, enerji gibi girdilerin bu ürünlere payı nasıl hesaplanacaktır.? Sorun buradadır. Bu sorun çözüldüğü takdirde verimliliğin hesaplaması hic de zor değildir. İşte burada ürün için harcanan işçilikler eşdeğerlik hesaplamasında devreye girmekte ve ürünler işciliksaati olarak eşdeğer ürün cinsinden hesaplanarak üretimin toplanması mümkün olabilmektedir.

Süreç Yönetimi ve İyileştirme

Süreçlerini belirlemiş ve yönetmeye başlamış bir kuruluşta, sürekli iyileştirme döngüsü içinde ele alınan süreçle ilgili olarak ilk yapılacak şey, sürecin mevcut durumunun incelenmesidir. Sürecin baştan mı tasarlanacağı, yoksa mevcut süreç içinde küçük değişiklikler mi yapılacağına sonra karar verilir. Ayrıca, küçük ya da büyük değişiklik kavramı da herkese göre değişebilir

Süreçle ilgili mevcut durum, verimlilik ve maliyet analizleri yapılarak iyileştirmelere nereden başlanacağı, ya da hangi süreçlerin iyileştirilmesi ile verimliliğin artacağını saptamak içindir. Bu zincirdeki en zayıf halkanın saptanmasına ve bu halkayı güçlendirdikten sonra sırasıyla diğer zayıf halkaları güçlendirerek sistemi güçlü hale getirmeye benzer.

Süreç iyileştirilmesi konusunda kitaplar yazmış James Harrington’un söylediklerine benim de katıldığım yaklaşıma göre:
İş Süreçlerinin İyileştirilmesi, sürecin mevcut durumunun incelenmesinden sonra üç değişik yolla olabilir:

Süreç adımlarında veya adımlar içindeki işlemlerde değişiklikler yaparak, katma değeri olmayan adımları atarak veya azaltarak, süreçte iyileşmeler yapmak
Sürecin sil baştan yapılarak baştan tasarlanması (yani yeniden tasarım)
Kıyaslama (“benchmark”) sonucu seçilen bir sürecin aynen uygulanması
Kıyaslama sonucu alınan süreç, eski sürece küçük değişiklikler getiriyor veya sil baştan yapıyor olabilir ve bu yüzden onu birinci veya ikinci seçenek içinde değerlendirebiliriz.
Sürecin mevcut durumunu incelerkende süreç takımları oluşturmak ve katılımı sağlamak ile (süreç haritasının çıkarılması, müşterilerle ve süreçte çalışanlarla görüşmeler yapılarak istek, beklenti, aksaklıkların öğrenilmesi, önerilerin alınması, engelleyicilerin öğrenilmesi, mevcut ölçümlerin kaydedilmesi, ölçüm yapılmıyorsa yapılması) durum daha netlikle ortaya çıkar. Küçük veya radikal değişiklikler yapılma ihtiyacı görünür hale gelir. Küçük değişiklikler yapılacak ise

sorunların kökeninin incelenmesi
iyileştirme çözüm seçeneklerinin tartışılması
seçeneklerden birine karar verilmesi
pilot uygulama ve pilottaki sonuçların incelenmesinden sonra
uygulamanın yaygınlaştırılması
izlenecek adımlardır.
Mevcut durum incelemesi süreçte büyük değişiklikler yapılacağını gösteriyor ise; ayrıntıya inmeye gerek yoktur; bunlar zaten açık biçimde görünmekte ve bilinmdekte ise . Bu durumda

Yaratıcılık ve yenilikçilik kullanılarak
Kıyaslama yoluyla en iyi uygulama araştırılarak
ve çoğunlukla yeni ve son bilgi teknolojisi imkanları kullanılarak
süreç yeni baştan tasarlanır

İyileştirmede kural şudur. İyileştirme çalışmalarına önce büyük kayıplardan başlamak. Nedeni yapılacak iyileştirmelerin getirisi daha büyük ve hissedilir olmasıdır.

Üretim Kaynaklarının Planlaması ( MRP II) Tam Zamanında Üretim (JIT), Toplam Kalite Yönetim Sistemleri,Altı Sigma, Kısıt Teorisi herbiri işletmelerin verimliliğini artırmaya yönelik bulunan çözümlerdir. Lojistik yönetimi, finans yönetimi, maliyet yönetimi, proje yönetimi insan kaynakları yönetimi, bilgi yönetimi gibi birbirinden çok farklı disiplinlerden aynı anda yararlanmak verimlilik için gereklidir.

Sonuç olarak Süreç iyileştirmede önerimiz şu altın kuralın dikkatlerden kaçırılmamasıdır.

Önce Temel Soruna Odaklanın

Bir doktorun hastasıyla ilgilenirken önce görünen semptomları ( ağrı, sızı, bulantı, kaşıntı, uyuşma... gibi) öğrenip sonra bunların sebeplerini (tahlil, röntgen vs. yöntemlerle) araştırması gibi, iyileştirme çabalarında da semptomlar yerine gerçek problemlerin peşinde olmak ve kalıcı çözümler aramak gerekir.

Çözüm için önce "Farkındalık” gelir. Bir sorununuz olduğunu fark edene kadar sorununuz için hiçbir şey yapmazsınız. İkinci aşama çözüm ya da İyileştirmedir. Bunun için hızlı yol almaktan önce doğru yolda olduğunuzdan emin olmak. Strateji, yön, öncelik, hedef belirleme ya da genel anlamda bir yığın yöntemler bu aşamada sürece dahil edilmelidir.

3D LOJİSTİK Dergisi Nisan 2005 Sayı :

Cuma, Kasım 26, 2010

Probiz Yazılım Bilişim ve Danışmanlık



Interneer Intellect


Web Tabanlı Süreç Yönetim Sistemleri

Süreç yönetiminde en etkili araç Süreç Yönetim Yazılımları olarak karşımıza çıkmaktadır.Son dönemde popüler hale gelen ve yeni nesil yazılımlar olarak nitelendirilen süreç yönetim yazılımları bize kendi süreçlerimizi birebir oluşturma ve kolayca kullanma şansı tanıyan sistemlerdir.



Neden Süreç Yazılımı?




  • Mevcut yazılımların ihtiyaçları tam olarak karşılayamaması

  • Kağıt üzerinde yürütülen manuel yürütülen iş süreçlerinin takibinin zor olması

  • Bazı prosedür ve standartların uygulanmasında yaşanan sıkıntılar

  • Ekip olarak iş yapma zorluğu, lokasyon farklılıkları

  • İş süreçlerinin tümünün entegre olamaması

  • Kritik süreçlerde hızlı ve hatasız iş yapma hedefi

  • Teknolojiyi iyi kullanarak rakiplerin önüne geçme isteği

  • Manuel yürütülen süreçleri kolaylıkla elektronik ortama aktarma isteği


Kısaca Interneer Intellect Platformu

  • Interneer Intellect 100% web tabanlıdır, Microsoft .NET teknolojisine dayalıdır.
  • Veri Tabanı Microsoft SQL dir
  • Yazılım geliştirme işine göre 100 kat daha hızlıdır.
  • Microsoft Windows 2003-2008 Server Versiyonları üzerinde IIS ile çalışır.
  • Bireyler ve proje takımları arasında daha verimli işbirliği sağlar.
  • Erişilebilirlik ve İşletilebilirlik Maliyeti Düşüktür,
  • Verimli Raporlama Teknolojilerini Barındırır,
  • İş Akışı Mimarisine Sahiptir,
  • Tüm e.posta ve SMS sistemlerine direk ileti gönderebilir

  • Interneer Intellect'in Yararları

  • İş Birliği ve Verimlilik Yönetimi sağlar,
  • Yetki ve Organizasyon değişikliklerinin kolayca adapte edilmesini sağlar,
  • Masrafları azaltır,
  • Microsoft Excel ile entegrasyon yapılabilir,
  • Dış veri tabanları ve Diğer Uygulamalar ile iletişim sağlar,
  • HTML, XML gibi standartları ve API Fonksiyonlarını destekler,
  • Dinamik Raporlama ile güncel raporlara anında ulaşımına imkan verir.
  • Süreçlerin değişik aşamalarında kullanıcılar için özelleştirilmiş ekranlar ile mevcut durumdan ve değişikliklerden güncel olarak haberdar eder,
  • Sorunları meydana gelmeden veya geldiği anda hiyerarşisine uygun ilgililerine iletir,
  • Dağınık takımları ve bilgileri tek çatı altında toplayarak Kurumsal Hafıza oluşmasını sağlar.
  • Gecikmeleri tahmin eder,



  • PRObiz Yazılım Interneer’ın Türkiye’deki temsilciliğini yürütmektedir. Ürün, Analiz, Projelendirme, İnşa ve Servis Hizmetlerini veren firmamız bünyesinde iş süreçlerinize değer katmayı hedefleyen Endüstri Mühendisleri ile sizlere çözümler geliştirmektedir.


    Profesyonel ekibimiz Interneer Intellect programı ile müşterilerine iş süreçlerinin daha verimli bir şekilde yönetilmesi ile ilgili mükemmel tasarımlar yapar ve onlara kısa zamanda dönüşü olan faydalar elde etmelerini sağlar.

    PRObiz Yazılım olarak sizlere çözümler geliştirebileceğimiz sistemler aşağıdaki gibidir;

    Süreç Yönetim Sistemi

    İş Yönetim Sistemi

    İnsan Kaynakları Yönetimi

    Proje Yönetimi

    Kalite Yönetimi

    Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM)

    Doküman Yönetim Sistemi

    Tesis Yönetimi



    Sizler de süreçlerinizi Intellect ile yeniden tasarlayıp yatırımlarınızın sizlere sağlayacağı zaman ve para faydasına kısa sürede ulaşmak istiyorsanız bizimle irtibata geçebilirsiniz. Her türlü soru ve görüşleriniz için; http://probizyazilim.com/

    Kurumsal Süreç Yönetimi

    Atilla Filiz
    Mak.Muh.(MBA)
    ATİ Mühendislik Eğitim Yön. Danışmanlık
    www.atillafiliz.com




    Giderek küreselleşen ve rekabetin her alanda yoğunlaştığı dünyamızda, müşteri memnuniyetini sağlamanın ve sadık müşteriler yaratmanın önemini herkes kavramıştır.

    Müşteriye sunulan her mal ya da hizmet bir sürecin çıktısı olduğuna göre, bu ürün veya hizmeti müşteri istek ve beklentilerine uygun ve firma için az maliyetli şekilde çalıştırmak için, süreci incelemek gerekmektedir.

    Süreç, proses kelimesinin karşılığı olarak dilimize girmiştir. Bir girdiyle başlayan, iç ve dış müşteriden gelen talep, bilgi veya hammadde ile, bu girdiye katma değer katarak belirli bir çıktı üreten birbiriyle bağlantılı adımlar, işlemler dizisidir şeklinde tanımlanmaktadır.

    Süreç ( Proses) kavramları :

    Dictionary Larousse “ Süreci” Olguların veya olayların belli bir taslağa uygun ve belli bir sonucu verecek biçimde düzenlenmesi ard arda sıralanması olarak tanımlıyor.

    Jablanski’nin tanımı ise: Girdilerin birbirine bağlı bir seri faaliyetlerle bir değer artışı elde etme işlemidir.şeklindedir.

    Üretim açısından bir tanım yapıldığında; Süreç: Hammadde, enerji, bilgi vb. girdileri ürün veya hizmet gibi çıktılatra dönüştüren faaliyetler dizisine verilen addır. ( Özkan 1979.65)

    Bir işi ya da faaliyetin daha kısa sürede bitirilmesi ve hatalardan arındırılması yolunda yapılan çalışmalara süreç( proses) yenileme veya yeniden yapılanma deriz.

    İkinci dünya savaşı sonrasında Japonya’da başlayan “KAİZEN” = Sürekli İyileştirme kavramıyla başlayan ve giderek dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşmaya başlayan “kalite” çalışmalarının özünde, süreç mantığı vardır. Toplam kalite EFQM Mükemmellik modeline göre bir sistem kurmak veya son yıllarda popülerlik kazanan CRM-Müşteri ilişkileri yönetimi’ne geçmek isteyen veya ISO 9000 belgesi almak isteyen firmalar için Süreç Yönetimi’nin hayati önemi vardır.

    İyileştirme ekiplerinin oluşturulması, Çalışanların farkettikleri bir sorunu veya değiştirilmesi daha verimli olacak bir adım veya işlemi düzeltmek üzere gönüllü olarak birkaç kişi bir araya gelmeleri, ve bunu özendirecek sistem ve araçlar oluşturulmalıdır.

    İyi yönetilen bir öneri sisteminin kurulması, öneri sayısının performans değerlendirilmesinde dikkate alınması, Toplam kalite veya Süreç Yönetimi için tüm çalışanların katılımı esastır.

    Çalışanların süreci hızlı çalıştırabilmek ( örneğin müşteri isteklerine başkasına sormadan hızlı yanıt verebilmleri ) için yetkilendirilmiş olmaları önemlidir.



    SÜREÇ YÖNETİMİNİN GETİRİLERİ

    Süreç yönetimi, müşteriye odaklanmayı sağlar. Organizasyonlar dikey olarak oluşturulmuş, hiyerarşik yapılardır. Süreçler ise genellikle birden fazla departmandan kişilerin katılımıyla çalışan yatay bir oluşumdur. Sadece bir departman için başlayıp biten süreçler de olmakla beraber, süreçler – özellikle firmanın ana süreçleri- fonksiyonlar arasıdır.

    Dikey organizasyonlar üzerinde, başı sonu, adımları, departmandan departmana geçişleri net olarak tarif ve dokümante edilmemiş yatay süreçler çalıştığında ve süreçte yer alan her bir departman sadece kendi yaptığından sorumlu olduğu; yani sürecin tümünü izleyen, gözleyen, denetleyen birinin (süreç sahibi) olmadığı durumlarda , süreclerde aksamalar olması son derece doğaldır ve olmaktadır. Ve çoğu kez asıl önemli olanın müşteriye hizmet olduğu gözden kaçırılır.

    Çok temel süreç sorunları: mükerrer veya hatalı, katma değeri olmayan işlerin yapılması, çevrim veya işlem zamanının uzaması, hatalı çıktılar, vb. gibidir. Bunlar, müşteri memnuniyetsizliği yaratır. Bu da, orta ve uzun vadede, giderek azalan gelir, kar ve pazar payıdır. Süreçlerin iyi yönetilmesi bu aksamaları önler. Çünkü amaç süreçlerin etkili, verimli, düşük maliyetle çalışmasını sağlamaktır. Ayrıca, süreç bazında çalışma, çalışanların fikir ve önerilerine gereksinim duyduğundan, çalışanlar fikir ve önerilerine değer verilmesi nedeniyle daha motive çalışırlar ve işlerini benimserler.

    Çoğu zaman bir kuruluşta kuyrukta geçirilen uzun süre, oradaki görevlinin yavaş çalışması yüzünden değil, sürecin yanlış tasarmından dolayıdır.

    İnsana önem veren bu yöntemin biçiminde kişiler gerekli eğitimleri alarak kendilerini geliştirme veya becerilerine, daha uygun görevlere gelme imkanına sahiptirler. Bunlar şirkete bağlılığı artıran unsurlardır.

    Diğer getirilerise : Açıkça tanımlanmış beklenti ve hedefler, basitleştirilmiş prosedürler,

    açık ve net iş tanımları, bireysel otoritenin artması ve beceri gelişimidir.

    SÜREÇ YÖNETİMİ VE İYİLEŞTİRİLMESİ

    Süreçlerin Sınıflandırılması
    Süreç hiyerarşisi
    Süreçlerin belirlenmesi ve tanımlanması
    Bu tanıma göre süreçler: Üretim süreçleri ve İş süreçleri olarak ikiye ayrılır.

    Üretim Süreci : Dış müşteriye sunulacakl ürünü fiziksel olarak üreten süreç,

    İş Süreci : Kuruluşun kaynaklarını kullanarak, kuruluşun amaçlarıyla ilgili sonuçların alınması için izlenen, birbiri ile ilgili- mantıksal olarak sıraya dizilmiş-işlemler grubudur.

    iş Sürecini, Temel Süreçler ve Destek Süreçler şeklinde sınıflandıranlar yanında

    Dış müşteriyi memnun etmeye yönelik süreçler, İç müşteriyi memnun etmeye yönelik süreçler, Yönetim süreçleri, Temel ve Destek süreçleri yönetmeye ve iş planlarını yapmaya yönelik süreçler olarak sınıflandırmalarda yapılmıştır.

    SÜREÇ HİYERARŞİSİ

    Temel süreç olarak tanımlanan süreçler birden fazla departman veya fonksiyon boyunca çalışan süreçlerdir. Bir kuruluşta genel olarak 8-10 temel süreç olabilir.

    Temel süreç içinde birden fazla süreç içerir. Her bir sürecin de alt süreçleri vardır.

    Çok temel bir süreç olan ve çoğu şirketin farkında olmadığı “ Müşteri Memnuniyeti Yönetimi” süreci iki süreç içerir.

    Müşteri ile temsta olunan süreçler
    Bunları destekleyen süreçler

    SÜREÇLERİN BELİRLENMESİ VE TANIMLANMASI

    Bir kuruluş süreçlerini belirlemeye temel süreçlerden başlamalı ve kuruluşu Ne Yaptığı ve ne yapmak istediğine odaklanmalıdır. Fonksiyonel bakış açısından kurtulmak ve bölüm veya departman gözlüğünden bakmak önemlidir. İş ve işin nasıl aktığı dikkate alınmalıdır.

    Temel süreçlerde, birden fazla bölüm yer alır. Süreçin, “girdisi ve çıktısı olan, birbirleri ile ilişkideki işlemler bütünü” olduğu unutulmamalıdır.

    Sürecin Çıktısı: İç veya dış müşteriye faydalı bir ürün veya hizmet olmalıdır.

    Sürecin Girdisi :Bir talep, bilgi veya hammadde olabilir.

    Temel süreçler, yönetilebilir mantıklı alt gruplara bölünerek süreçler elde edilir.

    Bir süreç, alt süreçlere bölünebilir veya sadece işlemler ( aktiviteler) içerebilir.

    Temel süreç / süreç / alt süreç) ; Çünkü bunlar içinde birden fazla işlemler vardır.

    Süreçler belirlendikten sonra ; Her sürece bir Süreç Sahibi atanmalı ve süreçler tanımlanmalıdır. Bir süreci tanımlamak demek, sürecin girdisini, çıktısını, tedarikcisini, müşterisini, başlangıç etkinliğini , bitiş etkinliğini, süreçte yer alan katılımcıları, süreç performansının hangi göstergelerle ölçüleceğini ve süreç sahibini belirlemek ve belgelemek demektir. Bunun için uygun bir form hazırlamalı, her süreç bir sayfada tanımlanmalı ve “süreç haritası” da çizilerek bu tanıma eklenmelidir. Böylece belgeleme tamamlanmış olur.

    Rekabet avantajı sağlamak ve önde olmak için aşağıdaki bileşenlere ne kadar yatırım yaptığımıza, kaynak ayırdığımıza biraz bakalım :

    Ürün ve/veya Hizmetler için satış ve pazarlama çalışmaları (pazar araştırması, marka oluşturma vb.), araştırma-geliştirme faaliyetleri vb. yatırımlar ne kadar ?
    Teknoloji kullanımı yönünde yazılım, donanım, e-ticaret, iletişim, üretim/operasyon teknolojileri vb. yatırımlarımızın boyutu nedir?,
    İnsan kaynakları alanında eğitim, performans yönetimi, danışmanlık vb. maliyetler, müşterilerinize ürün ve hizmet sunmak, kuruluşunuza değer katmak için yeterli mi?
    Organizasyonunuzdaki bireyler üst yönetim tarafından belirlenen strateji ve hedefler ile günlük işleri arasındaki ilişkileri, iyi/kötü performansı ayırt edebiliyorlar mı?
    Departmanlar arasında işin bütününü (iş sürecini) görmeyi, anlamayı, iş sürecinin performansını yönetmeyi ve iyileştirmeyi zorlaştıran duvarlar mevcut mu?
    Bölümleriniz müşteri istekleri ve kurum hedeflerini gerçekleştirmek yönünde biribirleri ile olan iç müşteri ilişkilerinin, iç müşterilerine vermeleri gereken hizmet seviyelerinin farkındalar mı?
    Birden fazla departmanı kapsayan bir iş akışının performansı tanımlanmış mı, izleniyor ve değerlendiriliyor mu? Bu görevin bir sahipliği var mı?
    Doğru kalite ve nicelikteki insan kaynaklarınız, uygun teknolojik araçları da kullanarak, planladığınız ürün ve hizmetleri sunmak için strateji ve hedefleriniz ile “ uyumlu, bilinen ve denenmiş doğru” iş yapma şekilleri (iş süreçleri) ile çalışmalıdırlar.

    Herhangi bir değişim projesi yürütüyor veya planlıyorsanız, süreçlerinizi anlamak, en iyi süreci tanımlamak, süreç iyileştirmesini sürekli kılmak ve bütün bunları çalışanlarınızı dahil ederek, onlara bunun “ilave iş” değil “asıl iş” olduğunu yaşatmak zorundasınız:

    Kurumsal süreç yönetimi için de aşağıdaki sorulara yanıt aranmalıdır.

    Doğruluğu kanıtlanmış, standart, bilinen en iyi iş yapma biçimleri nasıl dokümante edilmli?

    Süreç anlayışı nasıl yerleştirmeli, insanların katılımını nasıl sağlamalı?

    En iyi iş yapma biçimleri görsel bir düzende nasıl tarif edilebilir?

    İş akışları arasındaki tutarlılık ve bağlantıları nasıl sağlanabilir ve detay seviyesi ne olmalıdır?

    İşi en iyi bilenlerin katılımını, hem süreçlerin tanımlanmasında hem de iş gerekleri doğrultusunda sürekli iyileştirilmesinde nasıl sağlanır? Bu en az kaynak kullanarak verimli bir biçimde nasıl gerçekleştirilebilir?

    Kurumsal süreç yönetimi ile ilgili temel görüşler :

    İş süreçleri kurumun kalbidir. Müşteriye nasıl değer yaratıldığını, gerçek işi tanımlar. Geleneksel, fonksiyonel organizasyonlarda süreçler parçalanmış, bölünmüş, kolayca farkedilmeyen, tanımlanmamış ve bunun sonucunda performansı net olmayan bir düzende yönetilirler.

    İş süreçleri ile düşünmek farklı bir düşünce tarzı gerektirir. İş süreçleri fonksiyonlar-arası (Cross-functional) bir yönetim anlayışı gerektirir.

    İş süreçleri tüm yönetim sisteminin merkezidir, altyapısıdır. (Görev tanımları, organizasyon yapısı, yönetim ve ölçüm sistemi, otomasyon sistemi gibi)

    İş süreçlerinin yönetilmediği bir ortamda her tür değişim projesi başarısızlıkla sonuçlanır veya beklenen faydalar tam olarak gerçekleştirilemez. (CRM, ERP, TQM gibi)

    Otomasyon her zaman doğru çözüm değildir. İyi tanımlanmamış, yönetilmeyen, sahiplenilmemiş bir sürecin otomasyonu yarardan çok zarar getirebilir.

    Bilgi teknolojisi olanakları iş süreçlerini değil, iş süreçleri ve sahipleri bilgi teknolojisi gereksinimlerini yönlendirmelidir.

    KAYNAK

    Erbıyık, Hikmet,Süreç Yönetimi ve İyileştirme Seminer Notları . İmesKosgeb Kasım 2002

    Yıldız, Berrin, Sürekli İyileştirme KAIZEN, Seminer Notları. İmes Kosgeb Mayıs 2002


    Bu yazı Kaynak Elektrik Dergisi, Şubat 2003 Sayı 166 da yayımlanan makalemden kısaltılarak alınmıştır.

    İş Süreçlerinin İyileştirilmesinde Altı Sigma Felsefesi

    Atilla Filiz
    Mak.Muh.(MBA)
    ATİ Mühendislik Eğitim Yön. Danışmanlık
    www.atillafiliz.com


    "Karşılaştığımız önemli sorunlar onları yarattığımız zamanki düşünce düzeyinde çözümlenemez". Einstein

    Sigma, Yunan alfabesindeki bir harfin adıdır. Büyük harf sigma genellikle toplam simgesi olarak küçük harf sigma ise özellikle istatistikte ve istatistiksel süreç kontrolunda çok önemli bir ölçüt olan, standart sapmanın simgesidir.

    Standart sapma istatistiksel olarak bir dağılma, yayılma, sapma, farklılaşma ölçüsüdür. Belirli koşullarda oluşan değerler arasındaki farklılaşma ne kadar büyükse, standart sapması da o kadar büyük bir değer olarak hesaplanmış olur. Farklılıklar azaldıkça, bunların ölçüsü olan standart sapma da küçülür.

    Altı Sigma'nın geçmişi 1980'lere kadar uzanır. Doğum yeri Amerikadır. Bir Japon şirketinin ABD de Motorola’nın bir televizyon fabrikasını satın alması ve fabrika yönetiminin Japonlara geçmesinden sonra, hata oranının 20 kat azalması Motorola yöneticilerinin kendi yönetimlerini sorgulamalarına yol açtı. Artık bazı şeyleri hatalı yaptıklarını kabul etmeli, her şeyden önce kalite ciddi olarak ele alınmalı, verimliliği artırıcı yöntem arayışına girilmeli idi. 10 yıl kadar sonra yani 90'lı yılların başında, Amerika'da yaygınlaşan bu metodolojiye yapılan katkılar ile Altı Sigma bir sistem haline dönüşmüştür.

    Altı Sigma Nedir ?

    Altı Sigma, bu yaklaşımı seçen şirketlerin sağladıkları olağanüstü başarılar nedeniyle pekçok yönetim bilimcinin ve yazarın ilgi odağı olmuştur. Yazarlar Altı Sigma’yı; bir yönetim stratejisi (Motorola ve diğer çok sayıda şirketi olağanüstü başarılara taşıyan yönetim stratejisi), bir hedef ( milyonda 3.4 den daha az hata oranı ile müşteri ihtiyaçlarını kusursuza yakın karşılama hedefi), istatistik yöntem ( ürün ve proseslerdeki değişkenliği azaltmak için kullanılan ileri istatistik yöntem) ve kültürel değişim süreci (şirketin müşteri memnuniyeti ve karlılığını artırarak rekabetçi konumunu güçlendirmesi için gerekli kültürel değişim süreci) olarak tanımlamaktadırlar. Ancak bu tanımların hiçbiri Altı Sigma yaklaşımını tüm yönleri ile ortaya koyacak bir tanım olarak tek başlarına yeterli olmamaktadırlar. Daha etraflı sayılabilecek başka bir tanım ise “Organizasyonun temel süreçlerini müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde, değerlendirmek ve iyileştirmek için, şimdi ve gelecekte, tüm çalışanların bilgilerinin ve kantitatif metodların etkin olarak kullanılmasıdır.”şeklindedir.

    İstatistiksel bir ölçüm tekniği olan Altı Sigma, ürünlerin, hizmetlerin ve süreçlerin ne kadar iyi olduğu hakkında sayısal bir göstergedir. Sürecin “sıfır hatalı” konumdan ne kadar saptığını gösterir..

    Sigma, proses performansının ne kadar iyi ya da kötü olduğunu belirlemekte kullanılan bir ölçüt olmaktadır. Yapılan işin türüne bakılmaksızın, gerçekleşen hata miktarı ile ilgilidir. Altı rakamı ise kusursuzluk düzeyi ile ilgilidir. Örneğin bir sigma seviyesinde iş yapan bir işletme 1.000.000 işlemde yaklaşık 700.000 hata yapar. Eğer işletme iki sigma seviyesinde çalışıyorsa bu onun ortalama 300.000 hata yaptığı anlamındadır. Şirketlerin bir çoğunun 3 ile 4 sigma düzeyinde faaliyet gösterdiği düşünülürse bu da milyonda 66.800 ile 6210 arasında hataya karşılık gelir.

    % 99 doğrulukla çalışan bir işletmenin 3,8 sigma ile faaliyet gösterdiği söylenebilir.

    Fakat % 1 lik bir hata bile pek çok durumda kabul edilemez. Bu oranı günde 200 uçağın inip kalktığı bir alanda % 1hata oranı ile çalışıldığında her gün 2 uçağın düştüğü hiç kimsenin kabul edemiyeceği bir hata oranı demektir.

    Bir sürecin altı sigma kalite düzeyinde olması demek, elde edilen ürün veya hizmette bir milyonda 3-4 adet hataya rastlanması demektir.

    Altı Sigma’nın Amacı

    İş dünyasında rekabetin şartı müşterilerin ihtiyaçlarını doğru saptamaktan, bu ihtiyaçları rakiplerden çok daha hızlı, kaliteli aynı zamanda da daha ekonomik şekilde karşılamaktan geçiyor. Altı Sigma bu amacı engelleyen her şeyi problem olarak görüyor. Kuruluşların hem kârlılığına hem de pazar payına olumsuz etki eden problemleri doğru olarak saptayabilme, tanımlayabilme, önceliklendirebilme ve bu problemleri hızlı ve başarıyla çözebilme becerisini en üst düzeye çıkarmayı amaçlıyor

    Altı Sigma Organizasyonu

    Altı Sigma Sistemi uygulamasının başarısı, herkesin oynayacağı rolün çok iyi bilinmesine bağlıdır. Bu nedenle tüm personele aldıkları eğitimin türüne göre Uzakdoğu sporlarının yapıldığı spor kulübünü andıran kuşak ünvanları (sarı- yeşil- siyah kuşak vb). farklı yetki ve sorumluluklar verilir.

    Eğitimler birbirini izleyen dört aşamada gerçekleştirilir.

    Sistemin başlangıcı kabul edilen "Planlama ve Altyapı" aşamasında, üst yönetimle birlikte şirketin iş hedeflerine uygun Altı Sigma stratejisi ve uygulama planı oluşturulur. Yönetici eğitimleri, karşılıklı görüşmeler sayesinde hem üst hem de orta yönetim Altı Sigma kavramları, rolleri, programın bütünü hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirilir. Altı Sigma Liderlik ekibi oluşturulur.

    "Uygulama ve Yayılım" adı verilen ikinci aşamada yönetimle birlikte Altı Sigma stratejisine uygun iyileştirmeye açık alanlar belirlenir. Projeler sonucunda elde edilen stratejik ve finansal kazançlar raporlanır. Bu sayede Altı Sigma programının kazançlarının tüm çalışanlar tarafından görülmesi ve tanınması sağlanır.

    Üçüncü aşama "Sürdürme ve Yayılım", Altı Sigma metodolojisinin yayılımını hızlandırmayı ve günlük yaşama entegre etmeyi amaçlar.

    "Kurumsal Davranış Biçimi" adı verilen dördüncü aşamada ise, mevcut problemlerin süratle çözülmesine yönelik, Altı Sigma metodolojisinin ve araçlarının günlük faaliyetlere tümüyle entegrasyonu tamamlanır. Bu aşamada, mevcut problemlerin çözülmesi konusunda elde edilmiş kurumsal davranış biçiminin ötesine geçilmesi amaçlanır. Yeni ürünlerin veya süreçlerin problemsiz olarak tasarımı ve devreye alınmasını mümkün kılacak sistemler oluşturularak uygulanması, sürekliliğinin sağlanması ve bu sayede veriye ve verinin uygun araçlarla analizine dayalı karar verme alışkanlığının kuruluşta tümüyle yerleştirilmesi sağlanmaya çalışılır.

    Altı Sigma projelerinde karşılaşılan olumsuzluklar

    Kuruluşlarda üst kademe yöneticilerle orta kademe yöneticilerin görüş farklılıkları içerisinde oldukları görülebilmektedir. Bunun temel nedeni üst ve orta kademe yöneticiler arasında ortak bir dilin olmamasıdır. Pek çok kuruluşta üst düzey yöneticiler genellikle böyle bir programa girerken, bu işe girişme nedenlerini, hangi sonuçları beklediklerini orta kademe yöneticilere ayrıntılı olarak açıklama gereğini duymadıklarından meydana gelmektedir.

    Altı Sigma programının sadece üst düzey yöneticilerin inisiyatifleriyle başlatılmak istenildiği durumlar, orta düzey yöneticilerin programa direnç göstermelerine neden olabiliyor.

    Programı uygulamaya karar veren kuruluşların ilk yapması gereken iş, üst yönetim tarafından Altı Sigma vizyonunun ve felsefesinin açık olarak ortaya konulması, bunların diğer yönetim kademeleriyle paylaşılması ve tartışılmasıdır. Altı Sigma hakkında hem üst yönetimin hem de diğer kademelerin kullanabileceği ortak bir dil oluşturulması son derece önemlidir. Kuruluşun Altı Sigma vizyonu, tüm yönetim kademelerinin katılımıyla paylaşılmalı ve tartışılmalıdır.

    Altı Sigma da Başarı

    Altı Sigma uygulamayı düşünen firmaların başarıya ulaşması için değişime açık olması gerekiyor. Üst yönetimin desteğini almak Altı Sigma uygulamalarının başarısını etkileyen bir diğer faktör. Üst yönetimin programa cesaretle liderlik etmesi ve bunu tüm kuruluşa göstermesi çok önemli.

    Toplam kalite yönetimi mükemmelliği, yani "sıfır hata" düzeyinde bir ideali hedefleyen bir yönetim felsefesi, bu hedefin ulaşılamazlığı, toplam kalite yönetiminin sürekli gelişmeyi sağlayan sonsuz bir yolculuk olmasının nedenidir.

    Altı Sigma ise, toplam kalite yönetiminin önemli odak noktalarından biri olan süreçlerin kalitesinin ölçümü ve iyileştirilmesinde, kullanılabilen bir yöntem, bir metodolojidir. Hedefi hata oranlarını milyonda 3-4 seviyesine düşürmektir.

    Sigma Sayısının Saptanması :

    İşletmelerde Sigma sayısını biraz gerçekçi olarak şeçebilmek için önce şu soruları yanıtlamamız gerekir:

    Kullandığımız teknoloji ne kadar sapmayla çalışmaya uygun?
    Uymak zorunda olduğumuz ulusal ya da uluslararası standartlara göre zorunlu toleranslar ne kadar?
    Kullandığımız girdiler ne ölçüde sapmasız olabilecek ?
    Uyguladığımız yöntemler ne kadar sapabilir?
    Çalışanların bilgi, deneyim, beceri, motivasyon düzeyi bu seçime ne kadar uygun?
    Yönetim sistemimiz katılımcılığı, bireysel gelişmeyi ne ölçüde sağlayabilmektedir ?
    Bu soruları artırmak da mümkün ancak bu sorulara, kendi gerçeklerimize uygun olarak vereceğimiz yanıtlar sonucunda standart sapmamızın (sigmamızın) ne kadar büyük olabileceğini, dolayısıyla ne oranda kusurluya razı olmamız gerekeceğini belirleyebileceğiz.

    Sonuç olarak vurgulamak zorundayız ki,

    Kusurlu oranını milyonda 3.4 düzeyine düşürmenin sihirli formülü Altı Sigma değil, işletme koşullarının, Altı Sigma’yı uygulayabilecek bir standart sapma düzeyine gelebilmiş olmasıdır.
    Standart sapması (sigma) yeterli düzeyde küçük olmayan işletmelerde Altı Sigma yaklaşımının anlamlı olarak uygulanamayacağı açıktır. Uygulamanızın adını Altı Sigma koyabilirsiniz, ama aldığınız sonuçlar buna uygun olamayacaktır.
    Altı Sigma uygulanabilecek işletme koşullarını oluşturmanın, güvenilirliği kanıtlanmış yolu Toplam Kalite Yönetimidir.
    İşletme başarısı için önemli olan, iyileşmeyi /gelişmeyi sürekli hale getirebilmektir. Dolayısıyla, bu amaca hizmet edecek yeni araçları toplam kalite yönetimi ile buluşturmalıyız. Bu bağlamda, Altı Sigma yaklaşımı da bir Toplam Kalite Yönetimi aracı olarak benimsenmelidir. Toplam kalite yönetimi ile koşulları uygun hale getirilmiş işletmelerde Altı Sigma uygulanması zaten kaçınılmaz şekilde gündeme gelecektir ve gelmelidir.
    Altı Sigma’yı Uygulayanlar

    1985 yılında Motorola tarafından uygulanmaya başlayan altı sigma, bugün ABB, Texas Instruments, General Electric, Whirlpool, Boeing, Sony, Allied Signal gibi uluslararası kuruluşlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Örneğin, GE'de altı sigma uygulaması 1995 yılında Jack Welch tarafından başlatılmış, bizzat kendisi tarafından şirketin strateji ve hedeflerine entegre edilmiştir. 1997 yılında altı sigma konusundaki eğitimlere 400 milyon dolar harcanmış, karşılığında (altı sigma projeleri sonucu) 600 milyon dolar getiri elde edilmiştir. GE'nin bu işe başladığı 1995 yılında 3 sigma olan kalite düzeyi, 22 ayda 3.5 sigma seviyesine çıkmıştır. GE'nin bugünkü düzeyi 5.6 sigmadır.

    Altı sigma ile elde edilen başarılar GE ile sınırlı değildir. Altı sigmayı 1980 yılından beri uygulayan Motorola'nın 19 yılda elde ettiği getiri 11 milyar dolar civarındadır.

    Motorola dünya çapında verimliliğini 3 katına çıkarmıştır. Altı sigmaya 1991 yılında başlayan 14 milyar dolar ciroya sahip Allied Signal Inc.'nın 8 yılda elde ettiği getiri 800 milyon doları aşmıştır. Bu miktar toplam cironun %6'sı civarındadır.

    Özet olarak, altı sigma yaklaşımı, toplam kalite yönetimini destekleyici ve ileri seviyede uygulanmasına yardımcı olacak bir araçtır. İstatistiksel bir ölçüm tekniği olan altı sigma, ürünlerin, hizmetlerin ve süreçlerin ne kadar iyi olduğu hakkında sayısal bir göstergedir. Sürecin sıfır hatalı konumdan ne kadar saptığını gösterir.

    Temel amaç süreçteki değişimlerin kaynağını izleyip, ortadan kaldırarak kalite seviyesini altı sigma düzeyine çıkarmaktır.

    Altı Sigma tekniklerinin tüm fonksiyonlara uygulanmasının sonuçları, yüksek kalite düzeyi, çevrim zamanının ve maliyetlerin düşmesi dolayısı ile karlılığın ve rekabet avantajının artması şeklinde ortaya çıkar. Altı Sigma'nın, uzun soluklu, sabırla ve özveriyle sürdürülmesi gereken bir süreç olduğu da unutmamalıdır.

    KAYNAK :

    Argüden, Yılmaz. Altı Sigma ve Toplam Kalite Yönetimi, ARGE Danışmanlık

    Baş, Türker. Altı Sigma, Kalite Ofis Yayınları No 5 Şubat 2003

    KASA, Halit. Vizyoner Açılımlar Toplam Kalite Yönetimi ve Altı Sigma Buluşması, Kalder Forum Dergisi.

    ** Bu yazı Sektörel Tanıtım Dergisi Şubat 2005 sayı: 86 da yayımlanmıştır.