Pazartesi, Eylül 15, 2008 

www.devasepeti.com

Deva Sepeti.Com Yayına Girdi.

Türkiyede hızla büyüyen bitkisel sağlık sektörüne (Fitoterapi) örnek bir uygulama daha yayın hayatına başladı www.devasepeti.com


Site Adresi http://www.devasepeti.com

Pazartesi, Aralık 03, 2007 

Yazılım Projelerinde Rol Dağılımı

Yazılım Projelerinde Rol Dağılımı

Bu yazımda küçük-orta ölçekli bir proje ekibindeki rollere ve bu rollerin sorumluluk alanlarına değinmeye çalışacağım.
Rolleri aşağıdaki şekilde kısaca özetleyebiliriz.
1) Proje yöneticisi
2) Analist/Çözümleyici
3) Mimar- teknik lider
4) Yazılım geliştirici
5) Test/Kalite Kontrol

1) Proje yöneticisi
Proje yöneticisinin görevi projenin önüne çıkan engelleri ortadan kaldırmak ve ekibin verimli çalışması, projenin zamanında teslimi için gerekli ortamı sağlamak, önlemleri almaktır. Örneğin teknik bir konuda ekibe dışardan yardım gerekiyorsa bu yardımı sağlamak, bir danışman tutmak proje yöneticisinin işidir. Ekibin kullandığı bilgisayar, yazılım geliştirme ortamındaki sorunların hızlı şekilde çözülmesini saglamak gene proje yöneticisinin işlevine örnek gösterilebilir. Proje yöneticisi aynı zamanda kritik kararları almakta da öncu rol oynar. Yazılımda kritik bir hata varsa yayım(release) tarihinin ertelenmesi buna örnek gösterilebilir. Bu örneklerden anlaşılabileceği üzere herşeyin yolunda gittiği bir projede proje yöneticisinin işlevi çok görünür değildir.
Proje yöneticisinin görevi yapılacak işleri küçük parçalara ayırıp daha sonra bunların zamanında bitirildiğini takip etmek değildir(Micromanagement). Bu tür yönetim tarzının günümüzde artık yeri yoktur. Yönetici ekibine güvenmeli, ekipe kararlar alabilmesi ve durumlara adapte olabilmesi için gerekli yetkiyi tanımalıdır (Empowerement of the team).
2) Analist/Çözümleyici
Çözümleyicinin görevi kullanıcı/müşteri grubuyla görüşerek iş gereksinimlerini (business requirements) i almaktır. Çözümleyiciler kullanıcı/müşteri ile ekibin diğer rolleri arasında(proxy) görev yapar. Ekip içinde müşteriyi çözümleyiciler temsil eder. Çözümleyici müşteri ile iletişim içindedir yazılım geliştiricilerin gereksinimler hakkında sordukları soruları en hızlı şekilde cevaplamaya çalışır. Cevaplayamadığı soruların cevabını müşteriye giderek bulur. Müşteriden aldığı bilgileri yazılım geliştiricilerin anlayabileceği formata çevirmek gene çözümleyicinin işidir. Çözümleyicinin kullandığı format kullanılan sürece bağlı olarak değişebilir. Örneğin XP de bu format hikaye kartları, RUP gibi bir süreçte kullanım senaryosu(use case dokümani) , Şelale gibi bir süreçte ise uzun bir doküman şeklinde olabilir.
Günümüzde Çözümleyici/ tasarımcı (Analist/Tasarımcı) gibi tanımlamalara rastlamak mümkün. Böyle bir rol tanımı bence çok büyük bir hata olur. Çözümleyiciler yapılan işin alan(domain) bilgisine sahip olmalidir ve yapılan projeyi kullanıcı/müşteri bakış açısından görebilen bir kafa yapısı ve yetenek gerektirir. Tasarım ise uygulamaya , yazılan koda yakın olmayı ve yuksek teknik bilgi seviyesi gerektirir. Uygulamanın tasarımından çözümleyici rolü sorumlu olmamalıdır.

Çözümleyici grubu proje ekibi küçükse QA/Test, Proje yöneticisi gibi rolleri de üstüne alabilir fakat Tasarım,Teknik liderlik, Yazılım geliştirici gibi roller başka ekip uyeleri tarafından yerine getirilmelidir.
3) Mimar- teknik lider
Yazılım mimarisi kısaca yazılımı oluşturan önemli/büyük bileşenler ve bunların organizasyonu, birbirleri ile iletişimleri ile ilgilidir. Bu mimari üzerine yazılım iş gereksinimleri tatmin edecek şekilde bina edilir. Mimarı aynı zamanda operasyonel performans gibi gereksinimleri de tatmin etmelidir. Mimar/teknik lider tıpkı diğer yazılım geliştiriciler gibi kod yazar fakat ayni zamanda genel mimarı ile ilgili kararları almaktan, tasarım çalışmalarında liderlik yapmaktan sorumludur. Mimar/teknik lider teknik işlerin zamanında ilerlemesinden proje yöneticisine karşı sorumludur. Bu açılardan değerlendirildiğinde mimar/teknik lideri diğer yazılım geliştiriclere göre yüksek teknik bilgiye sahip ve bu işlerden yöneticiye karşı sorumlu bir rol olarak görmek mümkündür.
4)Yazılım geliştirici
Yazılım geliştirici kodun tasarlanması ve yazılmasından sorumludur. Burada dikkat edileceği üzere tasarım ve kodun yazılmasını birbirinden ayırıp ayrı rollere yüklemedim. Bunun nedeni kodun tasarımı hazırlayan insan tarafından yazılması gerektiğine inanmamdan kaynaklanıyor. Günümüzde her ne kadar modelleme dilleri geçerlilik kazanmış olursa olsun, kodun yazımı sırasında her zaman tasarımda öngörülemeyen noktalar ortaya çıkacaktir. Diğer bir deyişle kodlama tasarımı etkileyecektir. Tasarım yazılım geliştiricilerin ve mimarın içinde bulunduğu bir ekip aktivitesi haline getirilebilir fakat tasarımcı , programcı gibi bir ayrıma gidilmemelidir.
Bu tür ayrımlara gidilmesinin kaynağında programcılığı ucuz bir kaynak haline getirme çabaları olduğunu düşünüyorum. Tasarımcı ile programcının ayrı rollere bölündüğü durumlarda iyi bir tasarım olduktan sonra düşük seviyede bir programcıda olsa bu tasarımı koda çevirmek kolay gibi çok ama çok yanlış bir mantığa rastlamak mümkün Diğer bir nokta tasarımcılarla ilgili. Tasarım yapılırken yüksek teknik bilgiye sahip olmak gerekli fakat tasarımcı ile programcı rolleri birbirinden ayrılırsa tasarımcı zamanla teknik bilgi seviyesini kaybedecek ve kaliteli tasarımlar üretmekten uzaklaşacaktir.
Projenin gereksinimlerine bağlı olarak yazılım geliştiriciler UI, Veritabani, Uygulama,Rapor geliştiricisi gibi rollere ayrılabilir.
5)Test/Kalite Kontrol
Test/Kalite Kontrol rolü kullanıcının bakış açısıyla yazılımı test etmekten sorumludur. Küçük projelerde bu rolü Analistler üstlenebilir fakat Test/Kalite Kontrol rolü hiçbir şekilde yazılımı geliştiren insanlara yaptırılmamalıdır. Kodun o kodu yazan insan tarafından test edilmemesi ve kullanıcı bakış açısıyla test edilmesi çok önemlidir. Yazılım geliştirici
yazılımı bu bakış açısından görmekte zorlanacaktir. Test/Kalite Kontrol test senaryolarını hazırlar gerekirse Rational Robot, Fit gibi programlar yardımıyla bizzat kod yazarak otomatik fonksiyonel testleri gerçekleştirir. Kullanici kabul testlerini koordine eder.

Türkiye de çoğu projede QA/Test rolünün es geçildiğini söylemek yalan olmaz. Bu testleri son kullanıcıya yaptırmak sanırım en çok rastlanılan durumlardan biri. Bir diğer problemde zaman darlığına giren projelerin çoğunun test aşamalarından zaman kısmaları. Sonuç olarak hatalarla dolu yazılımlarla karşılaşıyoruz.
Test/Kalite Kontrol rolünü kısmen teknik bilgi gerektiren(programcının yapabileceği hataları tahmin etmek açısından faydalı olacaktir) ve iş gereksinimleri anlayan, kullanıcı/müşteri gibi düşünebilen bir rol olarak görüyorum ve en az yazılım geliştiriciler kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım verilen iş ilanlarında gelecekte Test/Kalite Kontrol gibi ayrımları daha fazla görebiliriz.
Bu yazımda küçük/orta ölçekli bir projede çekirdek rol tanımları nasıl olmalı açıklamaya çalıştım. Proje büyüdükçe roller özelleşecektir ve yeni rol tanımları gerekecektir. Bunlara örnek vermek gerekirse
Kullanıcı arayüzü(UI) tasarımcısı ,
Kullanılabilirlik (usability) testcisi
Teknik yazar (dokümantasyon, yardım dosyaları),
Kurulum/Yayım mühendisı( kurulum işlemleri, konfigürasyon/versiyon yönetimi)
Rapor tasarımcısı
Sistem mimarı (hardware mimarisi)
gibi yeni roller eklenebilir.
Yorum ve eleştirilerinizi lütfen bana iletiniz.

Cenk Civici
Yazılım mühendisı

 

Başarılı Projelerin Ortak Özellikleri

BAŞARILI PROJELERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ

Harvard Business School tarafından yapılan ve yaklaşık 2 yıl süren bir araştırma [MacCormack01] sonucu başarılı yazılım projelerinin aşağıdaki 4 özelliğe sahip oldukları görülmüştür.

1)Başarılı projeler yinelemeli (iterative) şekilde yazılım geliştirirler. Yazılımın müşteri için anlamlı bir parçası erken bir yayımla(release) teslim edilir ve yazılım teslimi diğer yinelemeler(iterations) ile devam eder. Müşteriden yayımlar(release) sonrası sürekli geri beslenim alınır. Yazılım bir evrim süreci sonucunda oluşur.

2)Yapılan değişiklikler sonrası günlük tümleştirme (daily integration) yapılır. Tümleştirme sonucu yazılımın durumu hakkında bağlanım(regression) testleri sayesinde hızlı bir şekilde geri beslenim alınır.

3)Yazılım geliştirme ekibi deneyimlidir.

4)Projenin başından itibaren yazılım mimarisine ve sistemin birbirinden bağımsız bileşenlerden oluşturulmasına dikkat edilir.

Buna benzer bir araştırmada Bell Labs tarafından yapılmış ve aşağıdaki özellikler saptanmıştır.

1)Yinelemeli(iterative) yazılım geliştirme ve yinelemelerin sonunda müşterinin geri beslenimi.
2)Basit organizasyon yapısı, rol tanımlarının gereksizce çoğaltılmaması.
3)Ekip içi iletişim.

Gördüğünüz gibi bu özellikler yinelemeli (iterative) yazılım süreçlerinin özelliklerine uyuyor. Özellikle çevik yazım süreçlerinin prensipleri ile birebir uygunluk sözkonuşu.

İlk araştırma sonuçlarının birinci maddesinde yinelemeli(iterative) şekilde yazılım geliştirmeden ve yazılımın çalışan bir parçasını erken teslim etmenin(early release) yararından bahsediliyor. Yazılımda çıkan hatalara hangi faktörlerin etki ettiği konusunda yapılan başka bir araştırmada birinci maddeyi doğrular nitelikte. Sonuçlara göre yazılımın %20 lik bölümünü erken teslim eden projenin ,yazılımın %40 'lık bölümünü daha geç teslim eden projeye oranla 10 faktör az hata içerdiği ortaya çıkıyor.

İkinci maddede günlük tümleştirme(daily integration) ve bağlanım(regression) testlerinden bahsediliyor. Hata faktörleri için yapılan araştırma bu pratiğin hataları 13 faktör azalttığını gösteriyor. 1 ve 2 numaralı özelliklerin projelere yüzde 50 ye yakın verimlilik kazandırdığı aynı araştırmada belirtiliyor.

Üçüncü madde ise insan kaynağının önemini vurguluyor. Çevik yazılım süreçleri bireyler ve ekip hayatına verdiği önemle bu özelliğe sahip durumda...

Dördüncü madde ise XP deki yüksek kalite hedefini ve tekrar tasarım(refactoring) ile yazılım tasarımının sürekli iyileştirilmesi pratiğini akla getiririyor

Burada yinelemeli(iteratıve) yazılım süreçlerinin başarılı olmasının nedenlerini kısaca bakalım.

1)Yinelemeli(iterative ) yazılım geliştirme süreçlerini kullanmak daha az risklidir.
2)Riskler önceden tespit edilebilir ve çözülebilir.
3)Proje süresince meydana gelebilecek değişikliklere çabuk tepki verebilir.
4)Projenin durumu hakkında daha fazla bilgi sağlar ve tekrarlar arttıkça tahminler
daha sağlıklı, kesin hale gelir.
5)Hatalar daha çabuk bulunur, kalite seviyesi yüksektir.
6)Sonuçta üretilen yazılım müşteri isteklerini daha iyi şekilde karşılar.
7)Erken ve sürekli süreç iyileştirmesine olanak verir.
8)İletişim ve koordinasyonu zorunlu kılar.
9)“Gördüğüm zaman anlarım” anlayışına ters düşmez.
Müşteriler ne istediklerini anlamak için bazen yazılımı görmeleri gerekir.
10)Tekrar kullanılabilirlik (reuse) için elverişli ortam yaratır.
11)Proje yöneticileri yerinde taktik kararlar alabilirler, insan kaynağı daha yerinde kullanılır.
12)Ekip üyeleri tekrarlar boyunca hatalarından dersler alır ve kendilerini geliştirir.

Standish grubunun 1998 de 23000 projeyi kapsayan yaptığı bir araştırmada [Standish98] projelerin başarısının en çok aşağıdaki 5 faktöre bağlı olduğu sonucuna varıyor. Faktörlerin ne kadar etkili olduğu yanlarında verilmiştir.

Kullanıcı/müşteri katılımı 20
Üst Yönetici desteği 15
Açık iş hedefleri(business objectives) 15
Deneyimli proje yöneticisi 15
Kısa aralıklı kilometre taşları 15

Bu faktörlerle çevik yazılım süreçleri arasında paralellik kurmak gene mümkün. Çevik yazılım süreçlerinde kullanıcı/müşteri yazılım geliştirme ekibinin aktif bir üyesi olarak çalışıyor ve sürekli geri beslenim sağlıyor. Yapılan kısa aralıklı teslimler ve demolar sayesinde üst yönetici desteği yüksek seviyede tutuluyor. Her yineleme plani(iteration plan) ve değişen öncelikler projenin gidişatının iş hedefleri doğrultusunda ilerlemesini sağlıyor. Son olarak kısa aralıklı yayımlar(release) ve sabit süreli yinelemeler(timeboxed iteration) kısa aralıklı kilometre taşları hedefini gerçekleştiriyor.

Yazar : Cenk Çivici
Kaynaklar :
Craig Larman, Agile and Iterative Development : A Manager's guide , ISBN: 0-131-1115-8
Jim Johnson et al. 1998. Chaos: A recipe for success, 1998. Published Report . The Standish Group
MacCormack, A. 2001. "Product-Developmen t Practices that work." MIT Sloan Management Review 42(2)

Çarşamba, Kasım 28, 2007 

ENDÜSTRİYEL IT SİSTEMLERİNDE SİSTEM ANALİZİ

ENDÜSTRİYEL IT SİSTEMLERİNDE SİSTEM ANALİZİ


Günümüzde endüstriyel otomasyon sistemlerini çeşitli gruplara ayırmak mümkündür. Bunlar kullanım yerleri ve amaçlarına göre değişik kriterlerde ayrılabilir. Ancak sanırım en geçerli sınıflandırma işletme ile müşteri arasında kurulan mal ve hizmetlerin geçiş düzenine göre yapılan sınıflandırmadır. Burada üç ana kavram ortaya çıkar ki biz bunları İşletme, Zincir ve Müşteri olarak adlandırabiliriz. Bu üç değişik kademe içerisinde elbette ki diğerleri ile ilişkili olarak sırası ile ERP (Enterprise Resources Planning), SCM (Supply Chain Management) ve CRM (Customer Relations Management) başlıkları altında değişik uygulamalar saymak mümkün.
Bu uygulamalar sadece belirli departmanlarda uygulanıyor olabileceği gibi tüm işletmeye yayılmış büyük sistemler de olabilir. Belirli departmanlarda uygulanan küçük ve bağımsız uygulamaların işe çok daha uygun ve departmana özel bir çok özelliği barındırıyor olmasına rağmen bilginin diğer departmanlarla paylaşımı ve özellikle de üst yönetimin etkili çapraz raporlamaları yapabilmesi amacıyla işletme tabanına yayılmış büyük sistemler tercih edilmektedir.
Sistemler ~ İşin Gerekleri
Özellikle proses ve iş akışlarının çok dinamik olduğu günümüz endüstriyel IT sistemlerinde iş gerekleri günden güne değişmektedir. Bir gün için gerekli olan veri ve fonksiyonlar işletmenin değişen ihtiyaçları ile birlikte yetersiz ya da tek başlarına önemsiz kalmaktadır. Böyle durumlarda hem işletmenin fiziksel işleyişi hem de yazılım ve donanım olarak bilgi sistemi modifiye edilerek yeni oluşumları karşılayabilecek hale getirilmelidir.

Nasıl ki yeni bir makine, hat, bir departman için fizibilite çalışmaları ve işleyiş prosedürleri oluşturulursa aynı şekilde Endüstriyel IT sistemleri için de bunların yerini tutabilecek Sistem Analizleri ve Sistem Tasarım raporları hazırlanır. Bu iki kavram her ne kadar birbirlerine benzese de uygulamada farklıdır.
a. Sistem Analizi
Sistem analizi, hepsi bir araya geldiğinde anlamlı bir bütün oluşturan bir grup birbiriyle etkileşimli, bağlantılı veya bağımsız iş fonksiyonları, prosedürleri, aktiviteleri veya elemanlarını ayrılabilecek en küçük iş parçacıklarına ayırarak tanımlamaktır.
b. Sistem Tasarımı
Sistem tasarımı belirli bir hedefe veya ihtiyaca yönelik olarak analizde tanımlanmış parçacıklarından hedef veya ihtiyacı karşılayacak şekilde anlamlı bir bütün oluşturmaktır.


Sistem Analiz Safhaları
Sistem geliştirme sistemleri de diğer tüm işler gibi bir iskelet yapı altında çalışır. Sistem geliştirme de kullanılan bu çatıya SDLC (System Development Life Cycle) adı verilir. Bu iskelet altında bulunan tüm proses ve aktiviteler, iyi tanımlanmış kapsamlı prosedürlerden oluşan metodolojiye göre gerçekleştirilir. Bu metodolojide gerçekleştirilen analiz Proje kararının verilmesi ile uygulama arasında olduğunu varsayabileceğimiz üç ana aşamadan oluşur. Bu üç ana aşama aşağıdaki genel işlevleri yürütür:
a. Analiz
b. İnceleme
c. Tasarım
Bu üç aşamada fonksiyonlar ve veriler incelenerek yeni yapının temel taşları belirlenir.



4. System Development Life Cycle

Bir sistemin ortaya çıkışında özellikle yazılımda kullanılan değişik metodolojiler bulunmaktadır. Bu metodolojilerin kullanım amaçları sistemin sürekli yaşayan ve gelişen bir yapıda oluşturulabilmesidir. Bu yapının gelişmesi için en kritik nokta yazılımın analiz ve tasarım olarak adlandırılan kısmıdır ki zaten bu da yazılımın tüm geliştirme kısımını kapsar. SDLC (System Development Life Cycle) olarak adlandırdığımız bu çevrim aşağıdaki safhalardan oluşur:
a. Kavramsal Analiz Safhası (Conseptual Design Phase)
Kavramsal analiz esnasında işletmenin ihtiyaçları belirlenir ve sistem ile kapsanacak kavramsal uygulamalar belirlenir. Genel olarak bir proje planı oluşturulur, tanımlar ve çözümler belirlenir.
b. Detay Analiz Safhası (Detailed Analysis Phase)
Bu safhada sistem geliştiricileri ve kullanıcılar, kavram analizde tanımlanmış olan sistemin fonksiyonel ve mimari gereklerine karar verir. Bu gerekleri karşılamak için tasarlanması gereken sistemin altyapısını planlar ve sistem geliştirme için hazırlık yaparlar.
c. Geliştirme Safhası (Development Phase)
Geliştirme safhasında sistem geliştiriciler bir önceki safhada oluşturulan detay analize uygun olarak sistemin kodlamasını ve test prosedürlerini gerçekleştirirler. Kuruluş için hazırlık yaparlar.
d. Kuruluş Safhası (Implementation Phase)
Kuruluş safhasında sistem geliştiriciler kullanıcılara kullanıcı eğitimlerini verirler ve son kullanıcılar ile birlikte sistemi test ederler. Sistemin kavram analizde ön görülen kapsam dahilinde tüm ihtiyaçları karşıladığına dair hemfikir olunduğunda sistem geliştiriciler sistemin nihai kuruluşunu yapar ve sistem devreye alınır.
e. Kuruluş Sonrası Destek Safhası (Post Implementation Support Phase)
Bu safhada yöneticiler, kullanıcılar ve sistem geliştiriciler sistemi sürekli gözlem altında tutarlar. Önceki safhalarda belirlenen istek ve ihtiyaçlara uygunluğu sürekli ölçülür. Eğer gerekli olursa sistemin bütünsel yapısını bozmayacak küçük değişiklik talepleri bu safhada gerçekleşir. Sistemin gelişimi ve kullanılabilir ömrü tamamı ile bu safhanın sürekliliği ve etkinliğine bağlıdır.
Kavramsal Analiz Safhası
Bu safhada uygun sistem çözümü, sistemin temel amaçları ortaya konur ve genel bir proje planı oluşturulur. İşletmenin sistem kapsamına giren iş akışları analiz edilir ve ihtiyaçlar ve hedefler belirlenir.
Genel Proje planı, projenin kapsamını, kurallarını, etki sınırlarını, ana hatlarını ve kısıtlarını yansıtır. Proje planı etkili bir detay analiz için önemlidir. Kesin ve net ifade edilmiş proje kapsamı detay analiz safhasında ihtiyaç ve çözümlerin doğru algılanabilmesini sağlar.
Kavramsal analiz safhası işletmenin hedefleri ve öngörülen sistem ile arasındaki köprüyü sağlar. Üst yönetimin karar aşaması genellikle kavram analiz sonrasında gerçekleşir. Sistemin gerekliliği ve kavram analizin bu sistemi karşılaması (eğer sistem dışarıdan temin edilecekse) satın alma yönünden yardımcı olur. Genellikle IT projelerinde satın alma-karar verme işlemi bu safhada gerçekleşir ve Kavram Analiz Proje Planı karşılıklı imzalanarak detay analiz safhasına geçilir.
Kavram analiz safhasında aşağıdaki adımlar sırası ile uygulanır:
a. Proje gerekleri tanımlanır
i. Sistemin iyileştireceği düşünülen iş alanının mevcut durumu gözden geçirilir.
ii. İş alanının veri ihtiyaçları araştırılır.
iii. İş alanının hedefleri ve bilişim teknolojileri stratejisi gözden geçirilir.
b. Proje hedefleri tanımlanır.
i. Proje hedefleri organizasyonun hedefleri ile uyuşacak şekilde düzenlenir.
ii. Sistemin organizasyon üzerinde yapacağı etki tanımlanır.
c. Uygun sistem çözümüne karar verilir.
i. Alternatif çözümler araştırılır. (paket çözümler ~ özel çözümler)
ii. Genel olarak önerilen sistem için ilave donanım, yazılım ve iletişim altyapı ihtiyaçları belirlenir.
d. Fizibilite çalışması yapılır.
e. Kar- Maliyet çalışması yapılır.
f. Genel Proje Planı hazırlanır.
i. Sistem geliştirme alternatifleri incelenir.
ii. Uygun SDLC dökümantasyon metodolojileri araştırılır.
iii. Genel proje bütçesi ve takvimi hazırlanır.
iv. Bir proje yöneticisi ve proje ekibi tanımlanır.
g. Projenin sunumu ve onay alınması
i. Proje bütçesi için onay alınır.
ii. Projenin işletme bünyesinde mi, bir çözüm ortağı ile mi gerçekleştirileceğine karar verilir.
Detay Analiz Safhası
Detay analiz aşaması yazılımın altyapı ve mimari gerekliliklerini tanımlamak ve bu gerekleri karşılayacak şekilde sistem dizaynını oluşturmayı kapsar. Sistem geliştiriciler sistemi geliştirmeye başlamadan önce mutlaka ve mutlaka kritik noktaları tanımlamalı ve dökümante etmelidirler. Projenin büyüklüğüne göre detaylara girildikçe geliştirme ve test aşamalarındaki aksaklık ihtimalleri azaltılır.
Detay analiz safhasında aşağıdaki adımlar sırasıyla uygulanır.
a. Kullanıcı ihtiyaçları belirlenir
i. İş akışı ve organizasyon yapısı çıkarılır
1. Planlanan yeni prosesler varsa dökümante edilir.
2. Planlanan organizasyon değişiklikleri dökümante edilir.
3. Planlanan yeni organizasyon yapısı ile yeni proseslerin iletişimleri dökümante edilir.
4. Organizasyon bilgi akış planı ve varsa proses re-engineering planları dökümante edilir.
5. Üst yönetimle birlikte gözden geçirilir.
ii. Kullanıcı ihtiyaçları tanımlanır
1. Kullanıcılara yaklaşım ve iletişim tarzı belirlenir. (Karşılıklı görüşme, JAD* seansları)
JAD: (Joint Application Development): IBM çalışanlarından Chuck Morris ve Tony Crawford’un 1970’lerde geliştirmeye başladıkları ve sistem geliştirme esnasında son kullanıcıyı da analiz safhasının içine katan ve bu şekilde son kullanıcı memnuniyetini arttırmayı öngören yöntem. JAD seanslarında geliştirme esnasında son kullanıcılarla toplantılar yapılarak değişik fikirleri alınır, sistemin püf noktalarına ulaşılmaya çalışılır.
2. Karşılıklı görüşmeler, toplantılar veya JAD seansları yürütülür.
3. Mevcut endüstri/sistem trendleri ve benzer organizasyonlar gözden geçirilir.
4. Mevcut sistem ve planlanan sistemler arası analizler yapılır.
iii. Mevcut sistem tasarımı elde edilir.
b. Kalite ihtiyaçları belirlenir
i. Kalite ihtiyaçları tanımlanır
1. Tasarım, bütçe ve iş takvimine etkilerini dikkate alınarak kalite kriterleri belirlenir.
a. Performans
b. Güvenilirlik
c. Kullanışlılık
d. Esneklik
2. Bu kriterler için yönetimin onayı alınır.
ii. Hedefleri ve ölçüm kriterleri belirlenir.
1. Ölçüm kriterleri belirlenir.
2. Ölçüm işlemleri belirlenir.
iii. Ölçüm değerlendirmeleri belirlenir.
1. Gelişimin ölçülmesi sağlanır.
iv. Planlanan hedefler belirlenir.
1. Yönetim ve kullanıcılarla gerçekçi gelişim seviyeleri belirlenir.
c. Mimari, tasarım, inşa ve test
i. Mimari altyapı belirlenir.
1. Proses ortamı
2. Sistem hiyerarşisi
3. Sistem dağılımı
ii. Sistem donanım ve yazılımı seçilir.
1. Değişik ürünler ve üreticiler araştırılır.
2. Kapasite ihtiyaçları belirlenir.
3. Yazılım versiyonlarına karar verilir.
iii. Mimari dizayn gerçekleştirilir.
iv. Mimari dizaynın inşası ve testi gerçekleştirilir.
v. Performans kıyaslaması yapılır.
d. İhtiyaç analizi ve spesifikasyonu
i. Olay modeli yaratılır.
1. Proses akışları ve olaylara göre sistemin dışarıdan işleyişi modellenir.
2. Her bağımsız değişkenin yaşam çevrim diyagramları çıkarılır.
3. Kullanıcılarla olay modeli değerlendirilir.
ii. Proses modeli yaratılır.
1. Proses akışları ve olaylara göre sistemin içeriden işleyişi modellenir.
2. Prosesler arası veri akış diyagramları çizilir.
3. Proseslerin fonksiyon alt çözümlemeleri detaylandırılır.
4. Proses modeli kullanıcılarla değerlendirilir.
iii. Veri modeli yaratılır.
1. Değişken tipleri ve hiyerarşileri belirlenir.
2. Her değişken tipi için unique (bir ve tek) tanım belirlenir.
3. Bağıntı tipleri belirlenir.
4. İş kuralları ve politikalar belirlenir.
5. Özellik tipleri belirlenir.
6. Veri tipleri ve öncelikler belirlenir.
7. İhtiyaçlara göre veri modelleri standardize edilerek entegre edilir.
8. Oluşturulan veri modeli kullanıcılar ve işletme veri yöneticisi ile değerlendirilir.
e. Proses Tasarımı
İ. İletişim tasarımı tamamlanır.
1. Tümleşik uygulama modeline karar verilir.
2. Üst düzey akışlar tasarlanır.
3. Kullanıcı ara yüz standartları dökümante edilir.
4. İletişim tasarımı doğrulanır ve güncellenir.
a. Tüm on-line olay ve prosesler kapsanır.
b. Uyumluluk test edilir.
ii. Pencere ve ekranlar tasarlanır.
1. Yerleşim planları çıkarılır.
2. Veri erişimi ve veri alışverişi planlanır.
3. Davranış modellemesi yapılır.
4. Hata ve iletişim mesajları belirlenir.
5. Kullanıcılarla gözden geçirilir.
iii. Rapor ve dökümanlar tasarlanır.
1. Bağımsız döküman ve raporların yerleşimleri belirlenir.
2. Kullanıcılarla gözden geçirilir.
iv. İş akışı tanımlanır.
1. Tasarım işleri gözden geçirilir ve iş akışı görevleri organize edilir.
2. Yeni iş akış şeması çıkarılır.
3. Kullanıcı dökümantasyonu ana hatları belirlenir. (Kullanma Klavuzu, Rehber, Yardım Programları vb....
f. Teknik Tasarım
i. Uygulama Mimarisi Tanımlanır
1. Mimari model gözden geçirilir.
a. Uygulama şekli
b. Dağılım
c. Hizmet sınıfı
2. Mimari çıktılar çözümlenir
a. Program modelleri seçilir.
b. Re-use (yenide kullanım) uygulanabilirliği belirlenir.
c. Dış arayüz stili seçilir.
d. Geri alma işlemleri uygulanabilirliği belirlenir.
e. Veri ve işlemlerin dağılım ilkeleri belirlenir.
f. Kullanılabilirlik özellikleri tasarlanır.
3. Uygulama mimarisinin ihtiyaçları belirlenir.
4. Mimari tasarım dökümante edilir.
ii. Veri ve işlemlerin sistem ağı üzerinde dağılımı
1. Belirli uygulama ve verilerin belirli lokasyonlarda tutulmasının sonuçları belirlenir.
iii. Sistem mesajları ve işlemler akışı belirlenir.
1. Tüm program tipleri belirlenir. (batch, on-line, client, server...)
2. İşlem sıralaması tanımlanır.
3. Diğer sistemlere olan arayüzler tanımlanır.
4. Program ve dosyaların kontrolleri tanımlanır.
5. Yeniden kullanılabilir bileşen adayları belirlenir.
6. Sonuç iş akışı dökümante edilir.
iv. Mantıksal veritabanı tasarlanır.
1. Her bileşen için veri yönetim yazılımı seçilir.
2. İlişkisel Veritabanı Yönetim Sistem (RDMS) yapısı tasarlanır
3. Dosya yapıları tasarlanır.
4. Veritabanı yöneticisi, sistem geliştiriciler ve kullanıcılar ile birlikte veri yapıları gözden geçirilir ve ihtiyaçlara uygunluğu onaylanır.
v. Otomasyona bağlamış prosesler tasarlanır.
1. Her proses belirlenir ve otomasyon tasarlanır.
2. Veritabanı erişimi ve I/O (Input Output) girdi-çıktı prosesleri geliştirilir.
vi. Sistem arayüzleri tasarlanır.
1. Arayüzler tasarlanır.
a. Tip (paylaşılmış veritabanı, dosya, mesaj)
b. Kayıt ataması veya mesaj anahattı.
c. Değişim protokolü.
d. Kontroller.
2. Diğer sistemler için değiştirme isteği.
vii. Bilgi Sistemleri (IS) operasyon prosesleri tasarlanır.
1. I/O kontrol prosesleri tasarlanır.
2. Batch çalışan programlar için doğrulama kontrolleri tasarlanır.
3. Yedekleme, yeniden başlatma ve kurtarma prosedürleri tasarlanır.
4. İşlemler el kitabının ana hatları oluşturulur.
viii. Fiziksel veritabanı tasarlanır.
1. Fiziksel RDMS yapıları tasarlanır.
a. Gruplama şemaları tasarlanır. (tablo alanları, veritabanları)
b. Index yapıları tasarlanır.
g. Kalite Doğrulaması
i. İşlevsel ögelerin bütünselliği gözden geçirilir.
1. Tasarlanan objeler ihtiyaç analizlerine kadar geri izlenerek uygunlukları gözden geçirilir.
2. Her ihtiyacın karşılandığı gözden geçirilir.
3. Eksikliklere veya spesifikasyonlara göre tasarımlar revize edilir.
ii. Kalite özellikleri test edilerek doğrulanır.
1. Belirlenen ölçüm değerleri sistemin her bileşenine uygulanarak kalite gerekleri ölçümlenir.
a. Performans
b. Güvenilirlik
c. Kullanılabilirlik
d. Esneklik
e. Proje bütçesi
f. Proje takvimi
2. Eksikliklere veya spesifikasyonlara göre tasarımlar revize edilir.
h. Devreye alma tasarımı
i. Eğitim altyapısı planlanır.
1. Eğitim ihtiyaçlarına karar veirlir.
2. Eğitim metodlarına karar verilri.
3. Eğitim programı ve takvimi oluşturulur.
ii. Test yaklaşımı tasarlanır.
1. Gerekli test aşamaları belirlenir.
2. Her aşamadaki test yaklaşımı belirlenir.
a. Test amaçları
b. Test için gerekenler
c. Testi gerçekleştirecek ekip
d. Test ortamı
e. Regresyon testleri
f. Test verileri
g. Test araçları
3. Aşağıdaki alanlara göre test planı oluşturulur.
a. Spesifik test amaçları ve beklenen sonuçlar.
b. Sistem gereklilikleri
c. Programlar
d. Güvenlik kontrolleri
e. Performans ve tepki zamanları
f. Telekomünikasyonlar
g. Sistem çıktıları
h. Sistem dökümantasyonu
i. Yedekleme ve kurtarma prosedürleri
j. Sonuçların değerlendirilmesi metodolojisi
iii. İmplementasyon konfigürasyonunun planlanması
1. Sistem implementasyonundaki aşamalar belirlenir ve tanımlanır.
a. Altyapı
b. Arayüzler
c. Ortam değişiklikleri
iv. Veri dönüşüm prosesleri tasarlanır.
1. Her veritabanı için veri kaynakları tanımlanır.
2. Entegre (ortak) sabit ve değişkenler belirlenir.
3. Arayüz gereklilikleri tanımlanır.
4. Veri dönüşümleri iş akışı tasarlanır.
a. Veri doğrulaması
b. Veri temizliği
c. Veri yükleme
5. Veri dönüşüm programları tasarlanır.
6. Veri dönüşümü olasılıkları planı hazırlanır.
7. Üst yönetimin onayı alınır.

Kaynaklar
a. System Analysis and Design in End User Developed Applications
Rothi, James ; A Journal of Information Systems Education
Yen, David (Chi-Chung), Ph.D. Volume 2, Number 1
b. A Systems Development Life Cycle
Whitten, J. Bently, L. And Ho, T.
Times Mirror/ Mosby College Publishing, St.Louis, 1986, p 136-173
c. Data Directed System Design
Martin Modell, Mc-Graw Hill Book Company, New York, NY; 1992
d. Structured Systems Analiysis and Design Method: Application and Context Downs E., Clare P. And Coe I. (1992) Prentice-Hall International UK
e. Accelerated Systems Development
Folkes S., Stubenwoll S., (1992) Prentice-Hall International UK
f. Methodology Handbook for Information Managers
Holloway S., (1989) Gower Technical Aldershot
g. Introduction To Systems Analysis And Design
Kendall P.A., 2nd Edition, Wm.C.Brown, 1992
h. Object Oriented Analysis and Design
Martin J., Odell J.J., Prentice Hall 1992

Kaynak ve Yazar BilgileriMakale Yazarı : Derman AydoğanKaynak Websitesi : http://www.danismend.com/Kaynak Bağlantı Adresi: http://www.danismend.com/konular/projeyon/PRJ-ENDUSTRIYEL%20IT%20SISTEMLERI.HTM

Pazartesi, Ekim 22, 2007 

Kurumsal Süreç Yönetimi

Kurumsal Süreç Yönetimi



Atilla Filiz
Mak.Muh.(MBA)
ATİ Mühendislik Eğitim Yön. Danışmanlık
atidanisman@ttnet.net.tr





Giderek küreselleşen ve rekabetin her alanda yoğunlaştığı dünyamızda, müşteri memnuniyetini sağlamanın ve sadık müşteriler yaratmanın önemini herkes kavramıştır.

Müşteriye sunulan her mal ya da hizmet bir sürecin çıktısı olduğuna göre, bu ürün veya hizmeti müşteri istek ve beklentilerine uygun ve firma için az maliyetli şekilde çalıştırmak için, süreci incelemek gerekmektedir.

Süreç, proses kelimesinin karşılığı olarak dilimize girmiştir. Bir girdiyle başlayan, iç ve dış müşteriden gelen talep, bilgi veya hammadde ile, bu girdiye katma değer katarak belirli bir çıktı üreten birbiriyle bağlantılı adımlar, işlemler dizisidir şeklinde tanımlanmaktadır.

Süreç ( Proses) kavramları :

Dictionary Larousse “ Süreci” Olguların veya olayların belli bir taslağa uygun ve belli bir sonucu verecek biçimde düzenlenmesi ard arda sıralanması olarak tanımlıyor.

Jablanski’nin tanımı ise: Girdilerin birbirine bağlı bir seri faaliyetlerle bir değer artışı elde etme işlemidir.şeklindedir.

Üretim açısından bir tanım yapıldığında; Süreç: Hammadde, enerji, bilgi vb. girdileri ürün veya hizmet gibi çıktılatra dönüştüren faaliyetler dizisine verilen addır. ( Özkan 1979.65)

Bir işi ya da faaliyetin daha kısa sürede bitirilmesi ve hatalardan arındırılması yolunda yapılan çalışmalara süreç( proses) yenileme veya yeniden yapılanma deriz.

İkinci dünya savaşı sonrasında Japonya’da başlayan “KAİZEN” = Sürekli İyileştirme kavramıyla başlayan ve giderek dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşmaya başlayan “kalite” çalışmalarının özünde, süreç mantığı vardır. Toplam kalite EFQM Mükemmellik modeline göre bir sistem kurmak veya son yıllarda popülerlik kazanan CRM-Müşteri ilişkileri yönetimi’ne geçmek isteyen veya ISO 9000 belgesi almak isteyen firmalar için Süreç Yönetimi’nin hayati önemi vardır.

İyileştirme ekiplerinin oluşturulması, Çalışanların farkettikleri bir sorunu veya değiştirilmesi daha verimli olacak bir adım veya işlemi düzeltmek üzere gönüllü olarak birkaç kişi bir araya gelmeleri, ve bunu özendirecek sistem ve araçlar oluşturulmalıdır.

İyi yönetilen bir öneri sisteminin kurulması, öneri sayısının performans değerlendirilmesinde dikkate alınması, Toplam kalite veya Süreç Yönetimi için tüm çalışanların katılımı esastır.

Çalışanların süreci hızlı çalıştırabilmek ( örneğin müşteri isteklerine başkasına sormadan hızlı yanıt verebilmleri ) için yetkilendirilmiş olmaları önemlidir.

SÜREÇ YÖNETİMİNİN GETİRİLERİ

Süreç yönetimi, müşteriye odaklanmayı sağlar. Organizasyonlar dikey olarak oluşturulmuş, hiyerarşik yapılardır. Süreçler ise genellikle birden fazla departmandan kişilerin katılımıyla çalışan yatay bir oluşumdur. Sadece bir departman için başlayıp biten süreçler de olmakla beraber, süreçler – özellikle firmanın ana süreçleri- fonksiyonlar arasıdır.

Dikey organizasyonlar üzerinde, başı sonu, adımları, departmandan departmana geçişleri net olarak tarif ve dokümante edilmemiş yatay süreçler çalıştığında ve süreçte yer alan her bir departman sadece kendi yaptığından sorumlu olduğu; yani sürecin tümünü izleyen, gözleyen, denetleyen birinin (süreç sahibi) olmadığı durumlarda , süreclerde aksamalar olması son derece doğaldır ve olmaktadır. Ve çoğu kez asıl önemli olanın müşteriye hizmet olduğu gözden kaçırılır.

Çok temel süreç sorunları: mükerrer veya hatalı, katma değeri olmayan işlerin yapılması, çevrim veya işlem zamanının uzaması, hatalı çıktılar, vb. gibidir. Bunlar, müşteri memnuniyetsizliği yaratır. Bu da, orta ve uzun vadede, giderek azalan gelir, kar ve pazar payıdır. Süreçlerin iyi yönetilmesi bu aksamaları önler. Çünkü amaç süreçlerin etkili, verimli, düşük maliyetle çalışmasını sağlamaktır. Ayrıca, süreç bazında çalışma, çalışanların fikir ve önerilerine gereksinim duyduğundan, çalışanlar fikir ve önerilerine değer verilmesi nedeniyle daha motive çalışırlar ve işlerini benimserler.

Çoğu zaman bir kuruluşta kuyrukta geçirilen uzun süre, oradaki görevlinin yavaş çalışması yüzünden değil, sürecin yanlış tasarmından dolayıdır.

İnsana önem veren bu yöntemin biçiminde kişiler gerekli eğitimleri alarak kendilerini geliştirme veya becerilerine, daha uygun görevlere gelme imkanına sahiptirler. Bunlar şirkete bağlılığı artıran unsurlardır.

Diğer getirilerise : Açıkça tanımlanmış beklenti ve hedefler, basitleştirilmiş prosedürler,

açık ve net iş tanımları, bireysel otoritenin artması ve beceri gelişimidir.

SÜREÇ YÖNETİMİ VE İYİLEŞTİRİLMESİ

Süreçlerin Sınıflandırılması
Süreç hiyerarşisi
Süreçlerin belirlenmesi ve tanımlanması
Bu tanıma göre süreçler: Üretim süreçleri ve İş süreçleri olarak ikiye ayrılır.

Üretim Süreci : Dış müşteriye sunulacakl ürünü fiziksel olarak üreten süreç,

İş Süreci : Kuruluşun kaynaklarını kullanarak, kuruluşun amaçlarıyla ilgili sonuçların alınması için izlenen, birbiri ile ilgili- mantıksal olarak sıraya dizilmiş-işlemler grubudur.

iş Sürecini, Temel Süreçler ve Destek Süreçler şeklinde sınıflandıranlar yanında

Dış müşteriyi memnun etmeye yönelik süreçler, İç müşteriyi memnun etmeye yönelik süreçler, Yönetim süreçleri, Temel ve Destek süreçleri yönetmeye ve iş planlarını yapmaya yönelik süreçler olarak sınıflandırmalarda yapılmıştır.

SÜREÇ HİYERARŞİSİ

Temel süreç olarak tanımlanan süreçler birden fazla departman veya fonksiyon boyunca çalışan süreçlerdir. Bir kuruluşta genel olarak 8-10 temel süreç olabilir.

Temel süreç içinde birden fazla süreç içerir. Her bir sürecin de alt süreçleri vardır.

Çok temel bir süreç olan ve çoğu şirketin farkında olmadığı “ Müşteri Memnuniyeti Yönetimi” süreci iki süreç içerir.

Müşteri ile temsta olunan süreçler
Bunları destekleyen süreçler
SÜREÇLERİN BELİRLENMESİ VE TANIMLANMASI

Bir kuruluş süreçlerini belirlemeye temel süreçlerden başlamalı ve kuruluşu Ne Yaptığı ve ne yapmak istediğine odaklanmalıdır. Fonksiyonel bakış açısından kurtulmak ve bölüm veya departman gözlüğünden bakmak önemlidir. İş ve işin nasıl aktığı dikkate alınmalıdır.

Temel süreçlerde, birden fazla bölüm yer alır. Süreçin, “girdisi ve çıktısı olan, birbirleri ile ilişkideki işlemler bütünü” olduğu unutulmamalıdır.

Sürecin Çıktısı: İç veya dış müşteriye faydalı bir ürün veya hizmet olmalıdır.

Sürecin Girdisi :Bir talep, bilgi veya hammadde olabilir.

Temel süreçler, yönetilebilir mantıklı alt gruplara bölünerek süreçler elde edilir.

Bir süreç, alt süreçlere bölünebilir veya sadece işlemler ( aktiviteler) içerebilir.

Temel süreç / süreç / alt süreç) ; Çünkü bunlar içinde birden fazla işlemler vardır.

Süreçler belirlendikten sonra ; Her sürece bir Süreç Sahibi atanmalı ve süreçler tanımlanmalıdır. Bir süreci tanımlamak demek, sürecin girdisini, çıktısını, tedarikcisini, müşterisini, başlangıç etkinliğini , bitiş etkinliğini, süreçte yer alan katılımcıları, süreç performansının hangi göstergelerle ölçüleceğini ve süreç sahibini belirlemek ve belgelemek demektir. Bunun için uygun bir form hazırlamalı, her süreç bir sayfada tanımlanmalı ve “süreç haritası” da çizilerek bu tanıma eklenmelidir. Böylece belgeleme tamamlanmış olur.

Rekabet avantajı sağlamak ve önde olmak için aşağıdaki bileşenlere ne kadar yatırım yaptığımıza, kaynak ayırdığımıza biraz bakalım :

Ürün ve/veya Hizmetler için satış ve pazarlama çalışmaları (pazar araştırması, marka oluşturma vb.), araştırma-geliştirme faaliyetleri vb. yatırımlar ne kadar ?
Teknoloji kullanımı yönünde yazılım, donanım, e-ticaret, iletişim, üretim/operasyon teknolojileri vb. yatırımlarımızın boyutu nedir?,
İnsan kaynakları alanında eğitim, performans yönetimi, danışmanlık vb. maliyetler, müşterilerinize ürün ve hizmet sunmak, kuruluşunuza değer katmak için yeterli mi?
Organizasyonunuzdaki bireyler üst yönetim tarafından belirlenen strateji ve hedefler ile günlük işleri arasındaki ilişkileri, iyi/kötü performansı ayırt edebiliyorlar mı?
Departmanlar arasında işin bütününü (iş sürecini) görmeyi, anlamayı, iş sürecinin performansını yönetmeyi ve iyileştirmeyi zorlaştıran duvarlar mevcut mu?
Bölümleriniz müşteri istekleri ve kurum hedeflerini gerçekleştirmek yönünde biribirleri ile olan iç müşteri ilişkilerinin, iç müşterilerine vermeleri gereken hizmet seviyelerinin farkındalar mı?
Birden fazla departmanı kapsayan bir iş akışının performansı tanımlanmış mı, izleniyor ve değerlendiriliyor mu? Bu görevin bir sahipliği var mı?
Doğru kalite ve nicelikteki insan kaynaklarınız, uygun teknolojik araçları da kullanarak, planladığınız ürün ve hizmetleri sunmak için strateji ve hedefleriniz ile “ uyumlu, bilinen ve denenmiş doğru” iş yapma şekilleri (iş süreçleri) ile çalışmalıdırlar.

Herhangi bir değişim projesi yürütüyor veya planlıyorsanız, süreçlerinizi anlamak, en iyi süreci tanımlamak, süreç iyileştirmesini sürekli kılmak ve bütün bunları çalışanlarınızı dahil ederek, onlara bunun “ilave iş” değil “asıl iş” olduğunu yaşatmak zorundasınız:

Kurumsal süreç yönetimi için de aşağıdaki sorulara yanıt aranmalıdır.

Doğruluğu kanıtlanmış, standart, bilinen en iyi iş yapma biçimleri nasıl dokümante edilmli?

Süreç anlayışı nasıl yerleştirmeli, insanların katılımını nasıl sağlamalı?

En iyi iş yapma biçimleri görsel bir düzende nasıl tarif edilebilir?

İş akışları arasındaki tutarlılık ve bağlantıları nasıl sağlanabilir ve detay seviyesi ne olmalıdır?

İşi en iyi bilenlerin katılımını, hem süreçlerin tanımlanmasında hem de iş gerekleri doğrultusunda sürekli iyileştirilmesinde nasıl sağlanır? Bu en az kaynak kullanarak verimli bir biçimde nasıl gerçekleştirilebilir?

Kurumsal süreç yönetimi ile ilgili temel görüşler :

İş süreçleri kurumun kalbidir. Müşteriye nasıl değer yaratıldığını, gerçek işi tanımlar. Geleneksel, fonksiyonel organizasyonlarda süreçler parçalanmış, bölünmüş, kolayca farkedilmeyen, tanımlanmamış ve bunun sonucunda performansı net olmayan bir düzende yönetilirler.

İş süreçleri ile düşünmek farklı bir düşünce tarzı gerektirir. İş süreçleri fonksiyonlar-arası (Cross-functional) bir yönetim anlayışı gerektirir.

İş süreçleri tüm yönetim sisteminin merkezidir, altyapısıdır. (Görev tanımları, organizasyon yapısı, yönetim ve ölçüm sistemi, otomasyon sistemi gibi)

İş süreçlerinin yönetilmediği bir ortamda her tür değişim projesi başarısızlıkla sonuçlanır veya beklenen faydalar tam olarak gerçekleştirilemez. (CRM, ERP, TQM gibi)

Otomasyon her zaman doğru çözüm değildir. İyi tanımlanmamış, yönetilmeyen, sahiplenilmemiş bir sürecin otomasyonu yarardan çok zarar getirebilir.

Bilgi teknolojisi olanakları iş süreçlerini değil, iş süreçleri ve sahipleri bilgi teknolojisi gereksinimlerini yönlendirmelidir.

Çarşamba, Ekim 03, 2007 

Süreç girdisi: “İnsan faktörü”

Süreç girdisi: “İnsan faktörü”

Mak. Y. Müh. Altay Onur
Siemens San. ve Tic. A.Ş.
Kurumsal Enformasyon Bölümü
Kalite ve Risk Yönetimi
altay.onur@siemens.com


Süreç, genel olarak; girdileri bir dizi faaliyetler zincirinden geçirerek katma değer sağlayan çıktı haline getirme işlemi olarak tanımlanabilir. Burada söz konusu “çıktı” genel olarak bir ürün veya hizmet şeklinde sonuçlanır ve kullanıcının belirli gereksinimlerini veya ihtiyaclarını karşılayabilir niteliklerde olmalıdır. Diğer taraftan herhangi bir sürecin çeşitli girdi faktörleriyle bu sürecin sonunda elde edilen çıktılar arasındaki ilişkiyi ifade eden verimlilik, savurganlıktan uzak, kaynakları en iyi biçimde değerlendirmek anlamını taşır.

Süreç “Malzeme, enerji ve bilgi kaynaklarının iletimi veya değişimi sonucunda, birbirleriyle etkileşim içinde bulunan iş akışları, işlemler ve faaliyetler üzerinde ortaya çıkan değişimlerin tümü.” olarak tanımlanmaktadır. (Kaynak: DGQ-Band 11-04:1995)

Bir sürecin girdileri temelde;

Malzeme
Enerji
Bilgi


olmak üzere üç ana grupta toplanır. Bu girdiler arasında “insan” faktörü “Bilgi” kümesinin içinde yer almaktadır. Aslında çevremize baktığımızda tüm süreçlerdeki girdilerin bir şekilde bu üç girdi boyutunda toplandığını veya birbiri ile etkileşime girerek değişime uğradığını görürüz. Örneğin topraktan çıkan maden cevherini bilgi ve enerji kullanarak işlemek ve ondan kullanılabilir malzemeler elde etmek işlemi vb dönüşümlerdeki süreçler dizisi bize bu ilişkiyi kısaca açıklar.

İnsanoğlu, zaman içinde edindiği bilgi birikimi ve tecrübelerinden faydalanarak, yetenek ve yetkinliklerini kullanarak yenilikçilik ve yaratıcılık özellikleri ile bilgiyi sürekli işlemekte, geliştirmekte ve hergün bir öncekine göre katma değeri daha yüksek ürün ve hizmetler ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda bakıldığında girdiler arasında en dinamik ve özgün boyut “insan” olarak karşımıza çıkmaktadır. Proses (süreç) girdisi olarak daima gelişime açık, bilgi ve becerilerini zaman içinde geliştirerek proseslere katma değer sağlayan insan, girdiler içinde çok önemli ve ayrıcalıklı bir özelliğe sahiptir.

Toplam Kalite Yönetimi (TQM) ile müşteri ve insanı yeniden keşfeden şirketler, günümüzde müşteri memnuniyetini sağlayan, rekabet edebilen ürün ve hizmetlerini pazara sunarken en önemli proses girdisi olarak insan faktörünü göz ardı edemez duruma gelmişlerdir. İç ve dış müşteri memnuniyeti, iş süreçlerinin tasarımı ve iş sonuçları (performans göstergeleri) iş mükemmelliğinin en önemli boyutları olmuştur. Bilişim çağında şirketlerin piyasa değerini artık sahip oldukları mal varlıkları değil, entelektüel sermayeleri belirlemektedir.

Bu anlamda, şirketler, girdi olarak kullandıkları insan kaynaklarını; kendi ihtiyaçları, faaliyetleri, projeleri, ürünleri, hizmetleri ve çözümleri doğrultusunda geliştirmek, bilgi ve becerilerini artırmak, onları eğiterek hedef ve stratejilerine uygun yetkinliklerle donatmak yönünde bir dizi geliştirme faaliyetlerinde bulunmak zorundadırlar.

Bilgi daha etkili olmamıza, düşünce ve eylemlerdeki hızımıza ve başarımıza katkı sağlar. Günümüzde, bilgiye ulaşma hızı da artık başarının belirleyici faktörlerinden biri olmuştur. Çalışanların gereksinimlerini karşılamak üzere kurulmuş bir sistemde, kaliteli ve yararlı hizmet ya da ürün üretme yeteneği büyük ölçüde artar.

Geri dönüşü hemen hissedilmese de en iyi yatırım insana yapılan yatırımdır. "Nasıl öğrenileceğini öğretmek" insan ilişkilerinde en anlamlı bir müdahaledir. Öğrenen insan öğrendiklerine bağlı kalarak davranışlarını belli ölçülerde değiştirerek , diğer insanlara farklı metotlarla ulaşıp aynı süreç içerisinde onları da bilgi transferi içine sokacaktır. Rekabetüstü kalabilmek için “Öğrenen Organizasyonlar” oluşturmak şarttır. Bu tür organizasyonlarda iş yapış şekillerinde farklılıklar yaratabilecek derecede bilgili, tecrübeli ve donanımlı çalışanların faaliyetleri, zaman içinde gelişerek bir öncekine göre daha verimli ve etkili iş sonuçlarına ulaşabilecektir. İnsan faktörünün işletmelerde etkin bir şekilde kullanılması herşeyden önce İnsan Kaynakları Departmanı’nın rolünü ne derecede başarılı yürüttüğü ile de ilgilidir. İnsan potansiyelinin (kaynağının) yeterli derecede etkin kullanılamadığı durumlarda çalışanların motivasyonu düşeceği gibi çalışanlar yeni arayışlar içine düşeceklerdir.

Rekabet üsütünlüğü yaratmada, teknoloji boyutunun pek öneminin kalmadığı günümüzde farklılığı yaratabilecek tek boyut insan faktörü olmuştur. İş süreçlerinin gün geçtikçe standartlaştığı, sistem yaklaşımlarının birbirine benzediği, verimlilik artırma tekniklerinin her alanda bilindiği günümüzde farklılığı yaratacak yegane boyut işleri yapan insandır. Esas mücadele insan yetiştirme sanatıdır. Japon elektrik-elektronik devi Konosuke Matsushita şöyle demektedir: “Her nekadar elektrik aletleri ve elektronik ürünler üretiyorsak da esas önceliğimiz ve en önemli işimiz insan yapmaktır. Bizim şirketimiz insan yapmaktadır”.

Geleceğin başarılı şirketleri; kaynaklarını etkin kullanarak etkili sonuçlara ulaşan, verimli çalışan ve herşeyden önemlisi farklılığı yaratan insan kaynaklarını değerlendirebilen ve rasyonel kullananların olacaktır.

Cuma, Eylül 28, 2007 

Şirketlerde Küresel Çözüm BPM




Betül GEREK-End. Müh.
İş Analiz ve Süreç Yönetim Uzmanı

Günay KÖSE- Makine Yüksek Müh.
Proje Yöneticisi

H.Efe ÇAĞLAR-End. Müh.
İş Analiz ve Süreç Yönetim Uzmanı


Firmalar çok çeşitli süreçlerden meydana gelmiş canlı organizmalardır. Firmalarımızı ayakta tutmak için yapmamız gerekenlerin başında sürekli verimlilik artışını sağlamak ve hızlı değişen iş ve süreç ihtiyaçlarına kesin ve kalıcı çözümler bulmak ve sadece otomasyon süreçlerimizi değil firmamızda yürürlükte olan tüm iş süreçlerini mükemmel bir şekilde yönetmek gelmektedir.
Bir süreç; insan, malzeme, bilgi, enerji gibi bir girdiyle başlayan ve bu girdiye katma değer katılarak müşteri ihtiyacını karşılamak için çıktıya dönüştürülmesini sağlayan birbirine bağımlı bir seri faaliyettir. Dolayısıyla firmamızda süregelen süreçlerin tamamı birbiriyle bağlantılı olduğu için bu süreçleri birbirinden ayırmamalı ve bunların gereksinimlerini tam olarak anlamalıyız. Süreçlerimizi tanımladıktan ve bunları kullandığımız ek çözümlerle sorunsuz bir şekilde yürütebildikten sonra işletmemizin küreselleşen rekabet ortamında daha rekabetçi ürünler ya da hizmetler ortaya çıkarmak, müşteri memnuniyet oranımızı arttırmak ve değişen piyasa koşullarına en hızlı şekilde cevap vermek kaçınılmaz olacaktır.
Müşteri beklentilerinin hızlı, kaliteli ve uygun bir fiyatla karşılanabilmesi için herhangi bir organizasyonunun bütün bölümlerinin uyum içinde çalışması, bölümler arası bilgi akışının verimli hale getirilmesi ve tekrarlarının azaltılması gerekmektedir. Bu amaca ulaşmak için ise geleneksel yönetim anlayışını terk etmek ve müşteri odaklı süreç anlayışını getirmek yararlı olacaktır.
Herhangi bir işletmedeki sorunlarının nedenlerinin %80' i yönetim ya da sistemden kaynaklanmaktadır. Sistemden kaynaklanan sorunların nedenlerinin Süreç Yönetimi metotlarının uygulanması ile ortadan kaldırılması ile kalitede ve verimlilikte iyileştirmeler elde edilebilir. Süreç yönetimi metodolojisinin işletmelerde tam olarak uygulanması ile organizasyonel sistem ve süreçler tek başlarına değil, birlikte çalışılarak daha iyi bir şekilde iyileştirilebilir. Küreselleşen piyasa koşulları, işletmeleri “Süreç Yönetimi” üzerine çalışmaya zorunlu hale getirmiştir. Amerika ve Avrupa’da ve tabii ki Japonya’da yaygın olarak kullanılan metotlar günümüzde ülkemizde de giderek yaygınlaşmaya başlamıştır.


Süreç Yönetim Döngüsü

Bu saydığımız kazançları dünyada yaygın olan ve Türkiye’de de firmaların ihtiyaçlarıyla birlikte giderek yaygınlaşan “Kurumsal İş Uygulamaları” çözümleri ile şirketimizde hızlı bir şekilde uygulayıp firmamıza maksimum kazanç sağlayabiliriz.
Kurumsal Uygulama Grupları

Şekilde Görülen Kurumsal Uygulama Grupları çeşitlerinden kısaca bahsedecek olursak;
Kurumsal Kaynak Planlanması(ERP); envanter kontrolü, Sipariş takibi, Müşteri Hizmetleri, Finans ve İnsan Kaynakları gibi süreçlerde Yöneticilere yardım etmesi amacıyla yazılım uygulamalarını içermektedir.
Aslında, ERP uygulamaları, bir işin tüm yönlerini yönetmeye yetkin değildirler. ERP’ler envanter kontrolü, sipariş gibi database sürücü işlemlerini yönetmede daha etkindirler. Bunun dışında kurumsal platformlar şu an yalnızca pazarlamada ortaya çıkmaktadır. Bu yatay uygulamalar, her kurumun kendi gerçek ihtiyaçlarına, uygulamayı adapte edebilmeleri için şekillendirme sunmaktadır.

Bunların Dışında bir diğer kurumsal uygulama çözümü olan İş Süreç Yönetimi(BPM) Uygulamaları tamamen işlevselliğe dayalı modeller ve şablonlardan oluşmaktadır.
İş süreçlerinin yönetimi (BPM), süreçlerin müşteri odaklı çalışmasını sağlar. Organizasyonlar dikey olarak oluşturulmuş, hiyerarşik yapılardır. Süreçler ise genellikle birden fazla departmandan kişilerin katılımıyla çalışan yatay bir oluşumdur. Sadece bir departman için başlayıp biten süreçler de olmakla beraber, süreçler – özellikle firmanın ana süreçleri- fonksiyonlar arasıdır. İş süreçlerinin yönetimi kapsamına süreçlerin sürekli iyileştirilmesi de girmektedir. Süreç iyileştirilmesinde de sürecin amacı öncelikle belirlenip, bu amaca uygun faaliyetlerin akış sıraları belirlenmektedir.

BPM Uygulamaları iş süreçlerini ve aktivitelerini sürekli iyileştirmeye dayanan çözüm ve iyileştirme odaklı bir yönetim şeklidir. BPM ile iş süreçlerinde verimliliğin artırılması ve maliyetlerin düşürülmesi amaçlanır. Bunun için süreç iyileştirme hedeflerinin belirlenmesi, gerçekleşen sonuçların düzenli olarak ölçümlenmesi, hedeflerle kıyaslanması, yeni iyileştirme önerilerinin toplanması ve sonuçlandırılarak uygulamaya alınması sağlanır.

İşletmeler tamamıyla kendi başına bir süreç olan (Strateji, Tasarım, Implementasyon ve Kontrol) BPM Çözümlerine karşı oluşan işletme içi engelleri ve önyargılarını aştıkları ve BPM uygulamalarını işletmelerinde hayata geçirdikleri zaman, Süreçlerin akışlarına uygulanabilir kurallar getirecek, süreç maliyetlerini inanılmaz ölçüde azaltacak ve işletme verimliliğini büyük oranda arttıracak ve sürekli arttırmaya devam edecektir.

Perşembe, Nisan 19, 2007 

Urun Inceleme: Intellect Üst Düzey Proje Yönetimi

Yazılım Hakkında Ayrıntılı Bilgi İçin
Türkiye Genel Dağıtıcısı
Algorizma İş Yönetim Sistemleri LTD. ŞTİ
Tel : 0.312 230 62 03


NEDEN INTELLECT?


Son derece esnek ve kullanıcı dostu bir "proje işlem yönetim sistemi" olarak, Interneer'ın Intellect biricik ürünüdür. Intellect bu tip ürün piyasasında hazır bulunan kullanıcı tarafından uyarlanabilecek ve en hızlı şekilde inşa edilebilecek sistemdir. Her türden kuruluşun ihtiyaçlarını karşılamak üzere planlanmıştır.

Intellect kuluşunuzun nasıl çalıştığını mükemmel bir biçimde ortaya koyan, değişim ve büyümelere kolay bir şekilde adapte olan bir iş ve süreç yönetim sistemidir. Intellect'i uygulamakçok hızlıdır, kolayca öğrenilebilir ve ihtiyaçlardaki değişimler doğrultusunda yöneticiler tarafından tamamıyla modifiye edilebilir. Intellect dinamik şirketlerin gelişme, genişleme, kazanma ve büyümelerindeki hızlarına ayak uydurur.


Intellect İle Üst Düzey Proje Yönetimi


Proje Yönetiminin birkaç olmazsa olmaz kuralı vardır bunların başında da Zaman - Kalite - Maliyet üçgenini dengede tutabilmek gelir. Fakat günümüzde proje yöneticileri zamanlarının yaklaşık %30 luk bir kısmını bu tür stratejik hedeflerden çok mevcut projelerdeki verilen görevleri izleme, iletişim sorunlarını giderme, iş süreçlerindeki sapmaları giderme, rol dağılımındaki sorunlar, aktiviteler ile ilgili bilgilerin toplanması, proje revizyonlarının takibi gibi taktiksel meselelere harcamaktadır. Bundan ötürü de bir çok projede proje yöneticisi "işin yapılmasını sağlayan" değil bizzat işi yapan kişi gibi bir rol üstlenir. Fakat bu da proje hedeflerine başarıyla ulaşmayı ve dolayısıyla karlılığı engeller. Intellect Üst Düzey Proje Yönetimi (Intellect EPM) uygulaması işletmelerdeki bu tür sorunları gidermeyi hedeflemektedir.

Genel Özellikler

Intellect EPM web tabanlı bir uygulamadır. Yazılımın bir Web sunucusuna yüklenir, kullanıcılar internet veya intranet üzerinden yalnızca sistemlerinde bulunan web tarayıcısını ullanarak program üzerinde çalışırlar. Intellect EPM' in kullanıcı arayüzleri tamamen kişiye göre özelleştirilebilir. Programda kullanıcı erişmek istediği tablo, form ve raporlara ait kısayolları kişiselleştirilmiş gezinti menülerine ekleyerek (Personal Navigation) programda istediği bölüme daha hızlı bir şekilde erişebilir.Intellect EPM üzerinden kullanıcılar birbirleriyle mail alışverişinde bulunabilirler, program ayrıca tüm uyarıları (görevlendirme, hatırlatma, sistem hataları) mail olarak da gönderebilmektedir.
Proje Yönetimi / Microsoft Project EntegrasyonuIntellect EPM Üzerinde kullanıcı istediği kadar proje ve her projenin alt projelerini tanımlayıp yönetebilmektedir. Ayrıca Microsoft Project üzerinde oluşturulan proje planları entegre bir biçimde kullanabilmekte ve iş,doküman ve görev yönetimi Intellect EPM üzerinde takip edilebilmektedir.

Görev / İş Yönetimi


Intellect EPM ile proje yöneticileri her proje için bir proje takımı oluşturup, proje takımına gerekli görev atamalarını yapabilirler. Ayrıca verilen görevlerin ne aşamada olduğu, gecikip gecikmediği, görevle ilgili yaşanan olumsuzluklar - açıklamaları görebilirler. Intellect EPM verilen görevin gecikmesi durumunda gerek görevin sahibi olan proje üyesini gerekse de ilgili proje yöneticisine uyarı mesajları ve mailleri gönderebilmektedir.


Toplantı Yönetimi

Intellect EPM ile olağan / olağanüstü proje toplantılarının ve gündemlerinin duyuruları kullanıcılara interaktif olarak yapılabilmektedir. Yapılan bu duyurular kullanıcıların sistemlerinde "Hatırlatmalar" kısmında görüntülenir. Ayrıca toplantıda alınan kararlar ile ilgili görevlendirmeler bu modül üzerinden kişi yada kişilere yapılabilmektedir. Bir önceki toplantıda kime ne görev verildiği ve bu görevlerin durumları ile ilgili bilgiler yine bu modül üzerinden görüntülenebilmektedir.

Evrak Yönetimi

Intellect EPM üzerinde kullanıcılar proje dokümanlarını proje bazlı olarak kategoriler halinde saklayabilir ve sınıflandırabilirler. Ayrıca doküman revizyonlarını tarihler itibariyle görüntüleyebilir. Dokümanların ilgili tarihteki durumlarına erişebilirler. Intellect EPM' in Web olması nedeniyle kullanıcılar istedikleri proje dokümanlarına internet üzerinden de kolayca erişebilirler.



Intellect İle Başka Neler Yapabilirsiniz?

* Iso Planlama ve Kalite Yönetimi
* Dokuman Yönetimi
* Satınalma ve Tedarik Yönetimi
* İdari Proje Yönetimi
* İç Yönetim Sistemi
* Kamu ve Bayındırlık İşleri
* Sağlık Hizmetleri Proje ve İşlem Yönetimi
* Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlara Yönelik Çözümler
* Dernek, Federasyon, Klüp vs. Organizasyonlara Yönelik Çözümler
* Petrol Arama Çözümleri

Bazı Seçkin Intellect Müşterileri :

Boeing, Harman İnternational, Bose, Grenada Hükümeti, JHPIEGO, Asi Alliance Spacesystems Inc, Peer Consultant PC, Ashcraft, Itron, Dünya Bankası ve Kaiser Permanante, Tuzla Belediyesi, SESAM ve Enkomak.

 

Elektronik ticarette web sitesi üretimi ve proje yönetim süreci

Yrd . Doç . Dr . Murat Erdal
İ.Ü. S.B.F. İşletme Anabilim Dalı

İnternetin gelişmesi ve ticari potansiyelinin büyümesine bağlı olarak mevcut web sitelerinin sayısı artmakta ve bu alandaki iş yapma biçimleri giderek daha spesifik bilgi birikimini zorunlu kılmaktadır. Web sitelerinin kurulması ve ticari faaliyette bulunmasında, site işlevsellik- performans boyutundan yazılım ve donanım faktörlerine, tasarım boyutundan ürün ve/veya hizmet satışına, güvenlik önlemlerinden hukuki-yasal çerçevesine kadar birçok unsur önem kazanmaktadır. İçerik, kapsam tasarımı, site haritasının meydana getirilmesi, teknik özelliklerin seviyesinin belirlenmesi, işlevsellik, görsel tasarım, sitenin albenisi ve kullanım kolaylığı gibi unsurlar üzerinde itina ile durulması ve buna uygun yapılandırmalara gidilmesi gerekmektedir. Bu durum, web site inşasında farklı uzmanlık alanları ve farklı perspektiflerin ortak bir zemin üzerinde buluşturulduğu proje yönetimi odaklı çalışmayla mümkün olabilmektedir. Web sitesi üretim yönetimi; proje yönetimi çerçevesinde süreç odaklı düşünülen ve geliştirilen bir faaliyetler bütünüdür. Faaliyette bulunulması planlanan endüstrinin analizi ve hedef tüketicilerin değerlendirilmesi bu bütünün başlangıç aşamalarını oluşturmaktadır. Endüstri rekabet analizi ve pazarın yapısı hakkında kapsamlı çalışmalarla birlikte web site kullanıcı profilleri belirlenmektedir. Böylelikle web sitesinin kurulması aşamasında birincil hedefler ve amaçlar ortaya çıkarılmaktadır. Proje planı içerisinde web sitesi proje takımının oluşturulmasıyla beraber ilgili alt planlamalar da gündeme gelmektedir. Web projesinin bütçesi, zaman planı ve insan kaynakları eksiksiz, net bir şekilde tanımlanarak web sitesinin kurulmasındaki gereksinimler, olası dar boğazlar ve önemli kilometre taşları için ön çalışmalar yapılmalıdır. Başarılı bir web geliştirme projesinin ilk adımları, projenin; kavramsal (amaçlar ve strateji), yaratıcılık (vizyon ve algılama), teknik (ihtiyaç ve kısıtlamalar) ve hedef izleyici kitlesi (analiz; talep ve beklentileri) açılarından tanımlanması olarak sıralanabilmektedir [1, 2]. Etkin bir web sitesi; hedef kullanıcıların belirlenmesi, potansiyel müşterilerle iletişim kurulabilmesi, ürün/hizmet enformasyonun tam zamanlı sunulabilmesi, pazar araştırmasına olanak sağlaması ve İnternet ortamında tutundurma faaliyetleriyle birlikte daha fazla ürün ve hizmet satılmasına da yardımcı olacaktır [3].

WEB SİTESİ ÜRETİMİNDE PROJE YÖNETİM AŞAMALARI

Web sitesi üretim yönetiminin, proje planlama teknikleri çerçevesinde temelde yedi aşamaya dayandırılması mümkündür.
Bu aşamalar:
1. Projenin başlangıç aşaması
2. Projenin tanımlanması
3. Projenin yapısı 4. Tasarım aşaması ve prototip web sitesi üretimi
5. Web sitesinin üretim ve test aşaması
6. Web sitesinin sunumu
7. Değerlendirme ve sürdürülebilirliktir.

WEB PROJESİNİN BAŞLANGIÇ AŞAMASI

Web projesinin başlangıç aşamasının ana hatları; Tablo 1’den de görüleceği üzere, endüstri analizi (sektör rekabet analizi, endüstri ve pazar araştırması, vb.) ve hedef kullanıcıların analizi (kullanıcı profillerinin çıkarılması, ön testler ve araştırmalar, tüketici pazar araştırması, vb.)’nden oluşmaktadır. Proje keşif süreci olarak da adlandırılan bu aşama, zaman, emek, bütçe ve web sitesine ait temel iş stratejisinin planlanması ile sitenin nihai kullanıcılar için taşıyacağı değerin anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Proje takımının uzmanlaşması açısından da önem taşıyan bu süreç, zaman ve bütçeye bağlı olarak diğer aktivitelerle paralel gerçekleştirilmektedir. Proje başlatılmadan önce gerçekleştirilen ön çalışma ve araştırmalar, faaliyette bulunulan endüstrinin ve hedef kullanıcıların analizi ile pazar araştırmasının yapılmasıdır [1].
Tablo 1. Web Projesinin Başlangıç Aşaması
Endüstrinin Analizi:
Sektör Rekabet Analizi
Endüstri ve Pazar Araştırması
Hedef Kullanıcıların Analizi:
Kullanıcı Profillerinin Çıkarılması
Ön Testler ve Araştırmalar
Tüketici Pazar Araştırması
Web sitesinin tanıtımını yapacağı hizmet veya ürünün kullanıcı/tüketici adaylarının kimler olduğunun belirlenmesi önemli olduğundan, hedef kullanıcılara ait profillerin çıkarılmasında kullanılabilecek her türlü bilgiden yararlanılmalıdır [4]. İnternet üzerindeki hedef izleyici kitlesine ait, gelir seviyesi, yaş, cinsiyet, ırk, uyruk, dil, medeni hal, tutumlar, sağlık ve yaşam tarzı, vb. gibi demografik bilgiler web sitesi başarısında özellikle önem taşımaktadır [5]. Web sitesini ziyaret etmesi tasarlanan farklı kullanıcı tipleri tanımlanırken, tüketicilerin, bir web sitesini ürün, hizmet ve işletme ile ilgili enformasyona ulaşmak için ziyaret ettikleri, iş ortakları ve yatırımcıların ise, son finansal veriler, yeni ürün bilgileri ve şirketin yönetim şekli ile ilgili bilgilere ulaşma amacını taşıdıkları göz önünde tutulmalıdır [3].
Ürün veya hizmetin başarılı bir biçimde satışı, web sitesi üzerinden iletilen mesajın hedef kullanıcılar üzerinde etkili olduğunun bir göstergesidir. Yeni bir web sitesi yaratılırken, arama motorları üzerinden benzer yapı ve özellikteki sitelerin bulunması ve izledikleri işletme-pazarlama politikalarının araştırılması faydalı olacaktır [4].

2.2. WEB PROJESİNİN TANIMLANMASI

Bir web projesinin tanımlanmasındaki birincil adımlar; genel amaç ve hedeflerin tanımlanması (öncelikli hedeflerin ve amaçların belirlenmesi, müşteri anketlerinin dağıtılması), proje planının yaratılması (proje takımının oluşturulması, programın belirlenmesi, bütçe planı ve ayarlaması, teslimi planlanan nihai site yapısına karar verilmesi, işlevsellik test planı, kalite güvenlik (QA) planı vb.), ihtiyaçların belirlenmesi (yaratıcı ve teknik özet hazırlanması), site içi düzenleme (proje sitesinin başlatılması, iç geliştirme sahasının yaratılması, hosting ve server enformasyonunun doğrulanması, üretim yönetimi.) takibinin başlatılması vb. (Tablo 2)
Web sitesi üretim yönetiminde, endüstri ve hedef kullanıcıların analizinin ardından, uygulanacak strateji ile genel amaç ve hedeflerin belirlenmesi gerekmektedir. Genel faaliyet alanı ile zaman ve bütçe kaynak planlamasının açıkça tanımlanması, proje başarısında anahtar faktörlerdir. Faaliyet alanı ve programı belirlenmiş bir site yaratılmasında, kullanıcı odaklılık ve site içi yönetimde idari aşamalar ile ihtiyaçların belirlenmesi ön planda yer almalıdır [1].

Tablo 2. Web Projesinin Tanımlanması
Genel Amaç ve Hedeflerin Tanımlanması:
Öncelikli Hedeflerin Belirlenmesi
Amaçların Belirlenmesi
Müşteri Anketlerinin Dağıtılması

Proje Planının Yaratılması:
Proje Takımının Oluşturulması
Proje Programının Belirlenmesi
Bütçe Planı ve Ayarlamalar
Nihai Site Yapısına Karar Verilmesi
İşlevsellik Test Planı
Kalite Güvenliği (QA) Planı

İhtiyaçların Belirlenmesi:
Yaratıcı Özet
Teknik Özet
Bütünsel anlamda düşünüldüğünde, bir projenin başlangıç aşamasında detaya inilmesi için yeterince zaman bulunmadığı bilinmektedir.
Bununla birlikte;
• Web sitesinin gerçek hedefleri nelerdir ve kurulacak olan site geleneksel alternatiflere rakip olabilecek midir ?
• Belirlenen amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığı ne şekilde tespit edilebilir ?
• Kullanıcı ihtiyaçları ile kesişim (ortak paydada buluşma ) nasıl sağlanacaktır ?
• Web sitesi kullanım açısından nasıl daha hızlı ve işlevsel hale getirilebilir ?
• Web sitesi özel fonksiyonlar da üstlenecek mi ? ve gelecekte genişletilmesi gündeme gelebilir mi? vb. gibi sorular projenin başlangıç aşamalarında cevaplandırılmalıdır [1, 3, 5]. Web projesinin tanımlanmasında en değerli araçlardan biri de proje müşterisi ile yapılan anketlerdir. Faaliyet alanının belirlenmesinin yanı sıra, proje müşterisinin talep ve beklentilerini karşılamak için ne kadar zaman, para ve deneyime ihtiyaç duyulduğunun anlaşılmasına da yardımcı olacak bu anketler, İnternet üzerinde tüketici davranışı, tutum ve algılamaları ve site amacının tayinine yardımcı olacak detaylı soruları da içermelidir. Ayrıca, proje kapsamında karar verme yetkisine sahip ilgililere de e-posta yolu ile anket gönderilmesi, farklı perspektiflerden geri besleme sağlanmasında yararlıdır. Teknik bir anket hazırlanması da, proje faaliyet alanı ve kapsamına teknik açıdan daha iyi bir yaklaşım sağlayacaktır.
Proje aşamaları, proje takımı, faaliyet programı, bütçe, proje takvimi, işlevsellik testi, kalite ve performans değerlemesi ve proje ile ilgili diğer hizmetleri tanımlayan web site proje planının hazırlanmasıyla, gerek proje müşterisi gerekse web projesi geliştirme ekibine yeterli bilgi ve detayı tanımlayacak genel bir rehber sağlanacaktır. Proje ekibi ve proje müşterisinin elinde bulunması gereken ilk belge, zaman çizelgesi ve proje metodolojisi (süreç - üretim - teslim edilmesi hedeflenenler - içerik ihtiyaçları - ulaştırma tarihleri) dir. Projeye ayrılan bütçe ile paralel biçimde sarf edilen ve geriye kalan süre analiz edilmelidir [5].
Her proje farklı seviyelerde deneyim ve beceriye ihtiyaç duymaktadır. Proje türüne bağlı olarak spesifik ihtiyaçlar belirlenmeli ve takımda rol alan kişilerin görev ve sorumlulukları da buna göre ayarlanmalıdır. Web geliştirme projesi takımındaki temel roller; proje yöneticisi, üretimci, tasarımcı, içerik yöneticisi, enformasyon mimarı/tasarımcısı, HTML üretim geliştirme lideri, sanat yönetmenidir. Diğer rollerde ise teknik lider/ mühendislik lideri, işlevsellik uzmanı, yazılım ve donanım uzmanları, kalite güvenlik ve performans değerlendirme uzmanı bulunmaktadır [1, 6].

Kalite güvenliği (QA) planı yaratılması web geliştirme proseslerinde sıklıkla atlanan adımlardan biridir. Sitenin, HTML üretim evresinde, farklı tarayıcı (browser) ve platformlardaki üretimciler tarafından denetlenmesiyle sayfaların arzu edilen çalışma düzeyinde olup olmadığı (kırılmadığı) kontrol edilmektedir [1]. Her kullanıcının yüksek hızla internet bağlantısı kuramayacağı, telefon ve kablo modem hızlarının farklılığı gibi sunucu (server) ve kullanıcı kısıtları unutulmamalıdır [5, 7].
Karmaşık projelerde, proje müşterisi ve web proje ekibiyle daha iyi ilişkilerin kurulmasına yönelik spesifik ihtiyaçları kapsayan dokümanların hazırlanması faydalı olacaktır. Bu dokümanlardan ilki olan yaratıcı özet, proje geliştirme ekibi ve proje müşterisi arasında bir köprü oluşturacak şekilde hazırlanmalıdır. Siteye ait nitelik, kılavuz ve hedeflerin açıklanmasında kullanılan yaratıcı özet, görsel ve kavramsal amaçların belirlenmesinde kullanılan bir - iki sayfalık bir belgedir. Proje yöneticisi veya pazarlama elemanları tarafından hazırlanan bu belge, müşteri anketlerinden sağlanan enformasyona dayanmalıdır. Bazı durumlarda, proje veya şirket pozisyonu ve vizyonunun ana hatlarını içeren bir dökümanı proje müşterisi de yaratabilmektedir. Web proje geliştirme sürecinde, teknik ihtiyaçların belirlenmesi proje, program ve bütçeye giriş niteliğini taşıyabilir. Bu amaca yönelik bir teknik özetin yaratılma zorluğu ise detaylarında yatmaktadır. Teknik özet, arzulanan teknoloji ve bu teknolojinin siteye nasıl uygulanacağını özetleyen bir taslaktır. Ancak projenin teknik kısımlarını mümkün olduğunca detaylı içermeli ve teknik ekibe site fonksiyonelliğinin belirlenmesi, düzenlenme ve geliştirilmesi konularında yardımcı nitelik taşımalıdır. Projenin başlangıç ve nihai aşamalarındaki teknik ihtiyaçları nelerdir ?, Proje hedeflerinin karşılanması için teknoloji ne şekilde kullanılmalıdır? Tarayıcı (browser), platform ve bağlantı hızları konusunda kullanıcı ihtiyaçları nelerdir?, Potansiyel problemleri başlangıç aşamasında çözecek teknolojiler mevcut mudur ? vb. sorularının cevapları teknik özet aracılığıyla aranmaktadır.
Web geliştirme projesi başlangıcında proje sitesi, hosting ve sunucu (server) enformasyonları kesin başlangıç tarihi vb. detayların yanı sıra içerik ve üretim yönetimi, izleme ve versiyon kontrolü de önemli aşamalardır. Ön (taslak) proje sitesi, web geliştirme projesinin başlangıcı açısından ana iletişim alanı olup tercihen bir şifre ile korunmalıdır. İçeriğinde, yönetim (iletişim enformasyonu, dökümantasyon, program ve güncellemeler, vb.), tasarım (ekran şemaları, örnek resimler, vb.), üretim (prototip “üzerine klikleyiniz” logoları, çalışan HTML demoları, vb.) bölümleri yer almaktadır. Taslak site, proje müşterisi ile profesyonel bir ilişki ve iletişimin akıcılığının sürdürülmesinde anahtar bileşen konumundadır. Site içi düzenlemede bir diğer aşama olan iç geliştirme sahası, canlı site ortamını mümkün olduğunca gerçeğe yakın taklit edecek biçimde oluşturulmalıdır. Kolay yükleme (loading), test etme ve erişim için ayrı bir yerel sunucuya sahip olunması tercih edilmektedir. Arşivleme ve versiyon kontrolü için bütün üretimlerin başlangıcında belli kurallar konulmalıdır [1].

WEB PROJESİNİN YAPISI

Web projesinin yapılandırılması, kullanıcı ile içerik arasında bir bağlantı kurulması ve enformasyonun organize edilmesi üzerinedir. Web site mimarisinde kullanıcı merkezli tasarım düşünülerek sitenin tasarımında ilgili konvansiyon ve protokollere en uygun çözümler üretilmelidir. Site haritasının yaratılması sürecinde; site adı ve adresi, URL tanımlaması, kullanıcı kayıt ve giriş şifrelerinin test edilmesi, ana ve alt sayfaların diğer web siteleri ile bağlantıları ve ileri / geri yönlendirme sağlayan linklerin tanımlanması önemli bir kısmı teşkil etmektedir [1]. Web projesinin yapısını teşkil eden ana elemanlar; aşağıda Tablo 3’de de belirtildiği gibi, web sitesi kapsamı (içeriğe ait ana hatların belirlenmesi, içerik teslim planının yapılması), web sitesi görünümü (site haritasının ve isimlendirme konvansiyonlarının oluşturulması, fonksiyonel alanların adreslendirilmesi), ekran görünümü (ekran şemalarının yaratılması, yönlendirmelerin, içerik ve işlevsellik çerçevesinin belirlenmesi), kullanıcı görünümüdür (kullanıcı senaryolarının yaratılması, kullanıcı yollarının belirlenmesi, kullanıcılarla birlikte test etme vb.). Bütün bu yapılandırma unsurları; proje müşterisi, proje ekibi ve site ilişkilerini kolaylaştıracaktır. İçerik ve enformasyonun yapısına, site, ekran ve kullanıcı perspektifleri üzerinden yaklaşılmalı, kullanıcıların talep ve beklentilerine yönelik içerik (ürün, hizmet satışı) ve/veya enformasyona kolay erişim sağlanmalıdır.

Web Projesinin Yapısı
Kullanıcılarla Test Etme
Web Sitesi İçeriği (Kapsamı):
İçeriğe Ait Ana Hatların Belirlenmesi
İçerik Teslim Planının Yapılması
Web Sitesi Görünümü:
Site Haritasının Oluşturulması
İsimlendirme Konvansiyonları
Fonksiyonel Alan Adresleri
Ekran Görünümü:
Ekran Şemalarının Yaratılması
Yönlendirmenin Belirlenmesi
İçerik ve İşlevsellik Çerçevesi
Kullanıcı Görünümü:
Kullanıcı Senaryolarının Yaratılması
Kullanıcı Yollarının Belirlenmesi.
Kullanıcılarla test etme.
Web sitesi etkinliğinin artırılmasında, içerik, tasarım ve yapının birebir yürütülmesi gerekmektedir [8]. Web sitesinin yapılandırılması aşamasında içerik organizasyonunun inşası, geliştirme süreci için gerekli öncelikli adımların atılmasını sağlar. Web yazılımı konusunda bilgili bir içerik yöneticisinin varlığı ve içerik gelişimini denetlemesi önemli bir ayrıntıdır. İçerik ve yapının entegrasyonu ile tam zamanlı sunumu proje başarısı bakımından referans bileşenlerdir. Öncelik sırasına göre bölümlendirilen içerik teslim planında, ana içerik (metin ve resimler, medya ve pazarlama mesajları, vb.), ikincil içerik (arama ve şekiller için anahtar kelimeler, hata mesajı, vb.) ve ürüne spesifik içerik veya görünmeyen içerik ( etiket türleri; meta tags, alt tags, title tags, vb.) olarak tanımlanan bölümler yer almalıdır. Nihai içeriğin proje müşterisine belirlenen zaman aralığı içinde teslimi birçok projenin en zor bölümüdür. Gerekli planlamalar her zaman içeriğin gecikebileceği düşünülerek yapılmalıdır. İçerik yaratılması, dağıtımı ve takibi web geliştirme projesinde güvenlik açısından gizli tutulan kısımlardır. Site içerisinde yer alması düşünülen bütün resim, grafik, metin ve medya türleri isimlendirilmeli, depolanmalı ve merkezi bir yerleşim planı içinde kısımlara ayrılmalıdır. Gerek proje ekibi, gerekse proje müşterisi, tasarım ve üretimin farklı aşamalarında bilgilerin nerede ve hangi statüde olduğunu bilmek isteyeceklerdir. Dolayısıyla tasarım ekibi, kullanılan fotoğraf, resim ve / veya diğer unsurları arşivlemelidir. Site haritası çıkarılmasının ana nedeni, projeye farklı bir perspektifle yaklaşılarak, site organizasyonu ve kullanıcıların, web sitesini enformasyon ve içerik yönünden nasıl gördüklerinin anlaşılmasıdır. Proje müşterisi ve proje ekibi, tüm geliştirme süreci içerisinde bu aşamanın ne kadar önemli olduğu konusunda eğitilmelidirler. Böylelikle, proje müşterisi, tasarımcılar, üretim ve mühendislik ekiplerinin süreç boyunca paralel hareket etmeleri sağlanacaktır. Meydana getirilen site haritası, içeriğin ana hatlarını, bütün HTML sayfalarının sunumunu ve her bölümdeki veritabanlı yönlendirilen alanları göstermelidir. Site haritası hazırlanmadan önce, içerik özetinin müşteri tarafından onaylanması daha olumlu sonuçlar elde edilmesine yardımcı olacaktır [1].

2.4. TASARIM AŞAMASI ve PROTOTİP WEB SİTESİ ÜRETİMİ

Tamamlanmış bir ön çalışma üzerinde kavramsal ve üretimsel bir bakış açısı ile yaratıcılığın ön plana çıkarıldığı tasarım aşaması; görsel tasarım yaklaşımı (kavramsal beyin fırtınası, önceliklerin belirlenmesi, grafik şablonlarının yaratılması, tasarım rehberinin hazırlanması, vb. ), HTML prototipi yaratılması ( prototip geliştirme, test etme ve doğrulama, işlevsellik testi, vb. ) aşamalarından meydana gelmektedir (Tablo 4).

Tasarım ve işlevselliğin entegrasyonu, web sitesinin içerdiği enformasyonun değerine de olumlu katkıda bulunacaktır. Siteye özel ve kolay akılda kalan bir URL adresi seçilmeli (domain name), bu adres organizasyonla ilgili diğer yazılı belgelerde de yer almalı ve web sitesi faaliyete geçmeden önce dağıtımı sağlanmalıdır [1, 5]. Tablo 4. Tasarım Aşaması ve Prototip Web Sitesi Üretimi
Görsel Tasarım Yaklaşımı:
Kavramsal Beyin Fırtınası
Grafik Şablonların Yaratılması
Tasarım Rehberinin Hazırlanması

HTML Prototipinin Yaratılması:
HTML Prototip Geliştirme
Test Etme ve Doğrulama
İşlevsellik Testi
İlk tasarım taslakları ortaya çıkarıldıktan sonra konularında uzmanlaşmış proje takım üyeleri (yazılım, donanım, iletişimci, vb.) bir araya gelerek web sitesinin her yönden kalitesini en iyiye ulaşma ve mükemmeli yakalama arayışıyla beyin fırtınası yapmalıdırlar. Bu kapsamda kullanıcıların site içerisinde rahat gezinebilmeleri ve sitenin işlevselliği web site tasarımında ön plana alınmalıdır. Web sitesinin sağladığı birincil enformasyonlar kullanıcılardan en fazla üç klikleme (tıklama) mesafesinde olmalı, bağlantılar kanalıyla kullanıcılara spesifik ilgi alanları hakkında daha fazla bilgi edinme fırsatı sunulmalıdır.
Sitenin görsel tasarımı, web sitesi proje ekiplerince en sevilen ve yaratıcılıklarını en üst düzeyde kullandıkları aşamadır. Sitenin albenisinin kullanıcılar için çekici hale getirilmesinde, uygun renk seçimi, resim, grafik, animasyon, metin ve reklam gibi unsurların bir arada düşünülmesi yerinde olacaktır. Bütün bu faktörlerle birlikte, site ve sayfalarının kolay açılımı, sayfalar arası geçişlerin hızlı olması, menülerin sorunsuz çalışması tasarımda göz önünde bulundurulması gereken diğer bileşenlerdir. Bu süreçteki son aşama prototip bir web sitesinin ortaya çıkarılışı ve işlevsellik testi ile site üzerinde kullanıcı davranışlarının izlenmesidir [1, 5].

WEB SİTESİNİN ÜRETİMİ ve TEST AŞAMASI

Web sitesi gerçek anlamda hayata geçirilmeden önce, Tablo 5’te de görüleceği üzere, üretim öncesi planlamalar (faaliyet alanı bütçe ve teknik ihtiyaçların yeniden gözden geçirilmesi, sürüm- versiyon kontrolü için yöntemlerin oluşturulması, dosya yapılarının düzenlenmesi, site bakım planı vb.), yapısal düzenlemeler (grafiklerin düzenlenmesi, HTML şablonlarının yaratılması, yazılı metinlerin adreslenmesi, sayfa düzenlemeleri, içerik ve üretimin yapılandırılması vb.) ve test yöntemleri (kalite güvenlik, performans test planı, güvenlik yönetimi ile illegal saldırı, virüslerin takibi ve önlenmesi) dikkatle hazırlanmalı, belirlenen proje hedefleri, beklentiler, varsayımlar ve teslimatlar bir kez daha gözden geçirilmelidir. Ayrıca proje organizasyonu içerisinde yeni gereksinimlerin olup olmadığının araştırılması da gerekmektedir.
Web sayfası geliştirilirken kullanılan yazılımlar (HTML, XML, Java, vb.), sayfa tasarımı, görsel efektler, grafik arabirimler, sayfa üzerinde yer alması düşünülen reklamlar, programlama dilleri, veri tabanı uygulamaları, dosya sıkıştırma teknikleri, yapısal tasarım, multimedya gibi temel konular üzerinde itina ile durulmalı ve en uygun çözümler üretilmelidir [1, 6].
Tablo 5. Web Sitesinin Üretimi ve Test Edilmesi
Güvenlik Yönetimi (Virüs Takibi ve Önlenmesi)

Web Sitesi Üretimi Öncesi Planlama:
Faaliyet Alanı ve Bütçenin Yeniden Değerlendirilmesi
Teknik İhtiyaçların Belirlenmesi
Versiyon Kontrol Yöntemleri
Dosya Yapılarının Düzenlenmesi
Site Bakım Planının Hazırlanması
Web Sitesinin Yapılandırılması
Grafiklerin Düzenlenmesi
HTML Şablonlarının Oluşturulması
Yazılı Metinlerin Adreslendirilmesi
Sayfa Düzenlemeleri
İçerik ve Üretimin Sonlandırılması

Test Etme:
Kalite Güvenlik (QA) Test Planı
Kalite Güvenlik Test Yönetimi.
Güvenlik yönetimi. (Virüs takibi ve önlenmesi)
Web site yönetimi içerisinde birçok yazılı, görsel ve işitsel dosya türü kullanılmaktadır. Bu dosya türlerini;
• Web sitesi üretiminde kullanılması düşünülen taranmış resimler, çizimler, grafikler (.gif, .jpg)
• Çıktı alınabilen Adobe Acrobat formatındaki dosyalar (.pdf) ve kullanıcı tarafından indirilebilen word, excel, power point gibi belgeler (.doc, .txt, .xls, .ppt)
• Kısa süreli film ve videolar (.mov, .mpg)
• İşitsel efekt ve müzik dosyaları (.wav, .mp3)
şeklinde sınıflandırmak mümkündür [9].

2.6. WEB SİTESİNİN SUNUMU

Web sitesinin hayata geçirilmesi ile ilgili olan bu aşamada göz önünde bulundurulması gerekenler; site isminin duyurulması, bu amaçla kaynak ve bağlantıların sağlanması, gerek İnternet üzerinde gerekse internet dışı olarak kullanıcıların web sitesi hakkında bilgi edinmeleridir [1]. Bir web sitesinin sunumunda yer alan aşamalar; sitenin internet üzerinden ziyaretçilere sunumu, nihai kontrollerin tamamlanması, kalite güvenliği, site bakım yönetimi, dokümantasyon takibi, site tutundurma faaliyetleridir (tutundurma planının hazırlanması, arama motorlarına katılımın sağlanması, vb.)

Web Sitesinin Sunumu:
Son Değerlendirme ve Kalite Güvenliği
Sitenin İnternette Sunumu
Site Güvenliğinin Kontrol Edilmesi
HTML Biçim Kılavuzu Hazırlanması
Bakım Uygulamaları
Dokümantasyon Takibi
Site Tutundurma Faaliyetleri:
Tutundurma Planı
Arama Motorlarına Katılımın Sağlanması
Bir web sayfasının İnternet üzerinde görünür hale gelmesi için, hazırlanan dokümanlar başlangıçta, HTML veya başka bir web editörü kullanılarak işaretlenmekte ve işaretli dosyalar bir web sunucusuna iletilmektedir. Bu aşamada sadece yaratıcısı tarafından izlenebilen metin, grafik, vb. dosyalara ait gerekli izin kodları değiştirildikten sonra web sayfası İnternet üzerinde erişime açılmaktadır. Son adım, sayfanın görünürlüğünün, İnternet Explorer ve Netscape Navigator üzerinden kontrol edilmesidir [3].

DEĞERLENDİRME ve SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Web sitesi İnternet üzerinde yaşama geçirildikten sonra, site başarısının ölçütü olarak, hem kalitatif hem de kantitatif verilerin elde edilmesi yerinde olacaktır. Web sitesi etkinliği ve gelişimi bir dizi perspektife ve geri beslemenin çeşitli şekillerine dayanmaktadır [1]. Web sitesinin başarısının değerlendirilmesi ve sürdürülebilirliği aşamasında; Tablo 7’den de görüleceği gibi, kullanıcı geri beslemesinin sağlanması ve kullanıcıların izlenmesi, ölçülebilir sonuçların elde edilmesi ve proje sonrasının gözden geçirilmesini kapsayan sürekli gelişim planı oluşturulmalıdır. Web sitesinin değerlendirilmesinde site ziyaretçilerinin görüşleri önemli bir referans noktasıdır.

Web Sitesinin Değerlendirilmesi ve Sürdürülebilirliği
Başarı Aşamalarının Gözden Geçirilmesi:
Kullanıcı Geri Beslemesi Sağlanması
Kullanıcıların İzlenmesi
Ölçülebilir Sonuçların Elde Edilmesi
Proje Sonrasının Değerlendirilmesi:
Proje Aşamalarının Yeniden Kontolü
Ziyaretçi enformasyon formlarının doldurulmasına teşvik sağlanması ile bir web sitesi gerçek kullanıcılarının kimler olduğuna dair bir veritabanı oluşturabilir [5]. Kullanıcılar ile etkileşim, günlük elektronik posta ile web sitesinden ana başlıkların verilmesi, günlük veya haftalık hatırlatmaların gönderilmesi, sohbet ve tartışma gruplarının yaratılması kanallarıyla sürdürülmelidir [3]. Ana sayfada şirket ismi, adresi, elektronik posta adresi, telefon ve faks numaralarının yer aldığı bir modülün bulunması kullanıcıların web site ekibi ile iletişim kurmasını kolaylaştıracaktır [10, 11]. Site hayata geçirildikten sonra, site trafiği ve ürün satışlarında tahminlenen hedef rakamlara ulaşılıp ulaşılmadığı belirlenerek başarının ölçülmesi gerekmektedir. Kullanıcılar tarafından hangi web sayfalarının sık, hangilerininse seyrek görüntülendiği, görüntülenen enformasyonun tipi ve rakiplerin ürün veya hizmetlerinin ne olduğu sorularının cevapları da aranmalıdır [3].

SONUÇ

Web sitesi üretim yönetiminde, proje ekibinin oluşturulması, programın inşası, bütçe ve zaman kısıtlarının tahminlemesi proje sürecinin temel sac ayakları olup üzerinde dikkatle durulan konuların başında gelmektedir. Web sitesi plan ve programları, alt yapı taşlarına (bileşenlerine) bölünerek ilgili görev ve sorumluluklar kişi - grup veya ilgili birim açısından zaman ekseninde tanımlanmaktadır. Site teslim tarihinin tespitinden geriye gidilerek alt projelerin teslim tarihlerinin planlanması proje başarısında büyük önem taşımaktadır. Buna uygun olarak da taslaklar, ön çalışmalar ve final tarihleri, her bir proje biriminin bilgisi dahilinde olmalıdır. Bütün planlar gerçekleştirilebilir ve açık olmalı, proje süresince meydana gelebilecek değişiklik veya aksamalar için toleranslar unutulmamalı, esneklik sağlanmalıdır.
Site içerik ve tasarımı, kullanıcıları birincil derecede etkileyen, siteyi her ziyaret ettiklerinde istek ve ihtiyaçlarını hızla karşılayan ve onları yönlendiren ana bileşenler konumundadır. Dolayısıyla site içeriği ve site yapısının tasarımı mutlaka kullanıcıların talep ve beklentileri yönünde gerçekleştirilmelidir. Site üretiminde deneyimli personele sahip olmayan her şirket web site tasarım ve yapılandırılması için dışarıdan kaynak aramaktadır. Bu durumda maliyet, güvenlik, zamanlama, tasarım ve organizasyon deneyimi ile son teknolojilerin kullanılması ve güvenilirlik ön plana çıkmaktadır. Web projesi geliştirme sürecinin başlangıç aşamasında, dışarıdan yardım alan proje müşterisinin de projenin ana amaçları doğrultusunda katkısı sağlanarak, içerik ihtiyaçları ve site nihai yapısı gibi temel konular proje ekibi ile belirlenmelidir.

KAYNAKLAR

[1] “Web Site Production Management Techniques”, http://www.macromedia.com, Erişim Tarihi : 31.05.2001.
[2] MORDKOVICH, Boris, “Build Your Site in Nine Steps”, http://www.echodev.com, Erişim Tarihi : 31.05.2001.
[3] HANNON,Neal J.,The Business of the Internet, Course Technology-International Thomson Pub.,1998, ABD.
[4] SELLERS, Don, Getting Hits; the Definitive Guide to Promoting Your Web Site, Peachpit Press, Berkeley, 1997.
[5] BAIN, Steve, GRAY, Daniel, Looking Good Online, Vantana Communications Group Inc., ABD, 1996.
[6] NOVAK, Jeannie, MARKIEWICZ, Pete, Internet World Guide to Maintaining and Updating Dynamic Websites, Wiley Computer Publishing, John Wiley and Sons Inc., ABD, 1998.
[7] MINOLI, Daniel, MINOLI, Emma, Web Commerce Technology Handbook, McGraw Hill, New York1997.
[8] “Ten Fundamentals of Web Design”, http://www.patricklynch.net, Erişim Tarihi :15. 02. 2000.
[9] “Web Site Management”, Harvard Graduate School of Education, HGSE Technology Services Center, http://www.gse.harvard.edu, Erişim Tarihi : 28.05.2001.
[10] HARRIS, Daniel Will, “Site Planning Basics”, http://www.efuse.com, Erişim Tarihi : 31.05.2001.
[11] HARRIS, Toni - Will, “Top Ten Do’s And Don’ts”, http://www.efuse.com, Erişim Tarihi : 31.05.2001.

Pazartesi, Temmuz 10, 2006 

İnşaat Proje Yönetimi Temel İlkeleri -4

İNŞAAT PROJE YÖNETİMİ TEMEL İLKELERİ-4

Hazırlayan
Dr. Murat Kuruoğlu
İTÜ İnşaat Fakültesi
Yapı İşletmesi Anabilim Dalı


İnsanları, ekipmanları, araçları ve parayı projede en etkin biçimde kullanmak için, etkin çalışan bir süre yönetim sistemine ihtiyaç vardır. Doğru planlama, programlama ve koordinasyon projenin istenen kalitede, zamanda ve öngörülen bütçe içinde tamamlanması açısından da gereklidir. Bu bölümde proje yöneticisinin zaman
yönetimindeki temel görevleri olan program geliştirme, izleme ve uygulama ile düzenli rapor hazırlama konuları açıklanmıştır.

ÖN TASARIM EVRESİ
Master İş Programı İnşaat proje yöneticisi tasarım, tedarik ve yapım için çeşitli seçenekler ve önerilerini oluşturduktan sonra, projenin master programını hazırlayarak malsahibinin onayına sunar.

Ara Terminleri Gösteren İş Programı Ara terminleri gösteren iş programı, master iş
programındaki kilit noktaları gözler önüne serer.

Bu program, tasarımcının seçilmesi, onun yönlendirilmesine ilişkin toplantılar, tahmini maliyet/yarar analizlerinin teslimi ve proje evrelerinin tamamlanması hususundaki tarihleri gösterebilir.

TASARIM EVRESİ
Master İş Programının Takibi Master İş Programı düzenli olarak işin gidişini
(gelişimini) yansıtacak biçimde güncellenir. Projenin kapsamı bu evrede belirlendiğinden, inşaat proje yöneticisi Master programın revize
edilmesi hususunda önerilerde bulunur. Bu revizyonlar, malsahibinin verdiği ve tasarımcı ile diğer taraflara dağıttığı değişiklik talimatları
sonucu yapılırlar.

Tasarım İş Programı
Tasarımcı, inşaat proje yöneticisi ile ortaklaşa çalışarak, tasarım evresi gereksinimlerinin planlanma ve uygulanması için realist bir (tasarım) iş programı hazırlamalıdırlar.

Ara Termin İş Programının İzlenmesi
Yukarıda belirtilen güncelleme, ara terminler iş programındaki tarihler açısından yapıldıktan sonra yeni ara terminler iş programı,malsahibinin onayına sunulur.
Yapım İş Programı İnşaat proje yöneticisi, teklif dosyasına (teklif
verecekler için hazırlanan dokümanlara) eklenmek üzere bir teklif öncesi yapım iş
programı geliştirmeli ve bunda başlıca araterminler bulunmalıdır.

Bolluk
İnşaat proje yöneticisi malsahibi ile birlikte, iş programının çeşitli işlem dizilerinin oluşturduğu yollardaki bollukların inşaat süresince nasıl
kullanacağını belirlemelidirler.

İHALE VE SATINALMA (TEDARİK) EVRESİ

Yüklenicinin Yapım İş Programı
İnşaat proje yöneticisi teklif sahiplerinin iş programının hazırlanması, gerçekleştirilme sorumlulukları ve ihale dosyasında istenen tüm program ve raporlara uyuma katkıda bulunmasılıdır. İhaleyi alan yüklenici, iş programı hazırlama sürecinin bir parçası olmalıdır. İnşaat proje yöneticisi master iş programını teklif
sahiplerine verirken sözleşme dokümanlarına göre yüklenicilerin iş programının geliştirilmesine katkı ve yükümlülükleri hususunda kendilerini
aydınlatmalıdır.

YAPIM EVRESİ

Yapım İş Programı / Master İş Programı
Proje Yöneticisi, yüklenicinin onaylanan (yapım) iş programı ile master programını düzelttikten sonra malsahibinin onayınına sunar. Yüklenicinin yapım iş programı, hakediş fiyatlarının yüklenmesinden sonra hakediş ödemeleri için
kullanılabilir.

İş Programının İzlenmesi
İş Programının güncellenmesinde hedef, işin fiili (gerçek) gidişinin planlanan ile karşılaştırılarak tarafların işi, öngörülen tarihte bitirebilmesi için
nasıl çalışacaklarını gösteren gerçekçi ve eksiksiz bir raporun hazırlanmasıdır. Kontrol için aşağıdakilerin yardımından yararlanabilir; yüklenici ve proje ekibinin performanslarını en az aylık olarak inceleyip değerlendirebilir, projeye katılanların yapım verilerini toplayıp analiz için sistematik bir süreç
oluşturabilir, düzenli proje toplantıları için bir program yaparak, her ekip üyesinin güncelleme toplantılarına programın durumunu gösteren verilerle gelmesini isteyebilir, İnşaat proje yöneticisi iş programını izleme sürecinde, fiili gerçekleşmeyi kaydederek özellikle süre uzatımı taleplerinin analizinde kullanabileceği bir araca kavuşabilir.

Ağ diyagramı tekniği ile hazırlanan iş programlarının sözleşme şartları gereği olması
halinde proje yöneticisi bu programları hakediş ödemeleri, tahakkuk ve nakit akışı
projeksiyonlarında kullanabilir. Proje yöneticisi buna dayanarak hakediş ödeme raporları ve güncellenmiş nakit akış tahminlerini (projeksiyonlarını) hazırlar.

Süre Uzatmaları/Etki Analizleri
Süre uzatımlarını ilgilendiren (süre uzatımı talepleri onayları, reddedilen veya bekleyen talepler ile ilgili) tüm bilgiler inşaat proje yöneticisi tarafından her sözleşme veya proje için kaydedilip dosyalanmalıdır.

Yapıma başlayınca inşaat proje yöneticisi proje süresinde karşılaşılan kritik gecikmelerin projeye süresel etkisini miktar olarak belirlemelidir. Kritik gecikmenin hesabı, ağ diyagramı üzerinde kritik gecikmelerin proje süresine etkisini saptayan bir tahmin yöntemi (süresel etki analizi) ile yapılır.

Projenin başarı şansını artırmak için sözleşmeye, yüklenicinin zaman etki analizi hazırlayıp onaya sunması hususunda ayrıntılı bir prosedür yazılabilir. Bu rosedürde, ilgili analizin hazırlanması, onaya sunuş, onaylanma biçimi ve revizyonların mevcut programa nasıl alınacağı belirtilmiş olmalıdır. İnşaat proje yöneticisinin etki analizlerini yükleniciden bağımsız olarak yapması, kendisine bu konuları yüklenici ile en erken sürede tartışma, pazarlık etme ve sorunlara çözüm getirme olanağını verecektir.
Her süre – etki analizi, Master İş Programına, geçerli iş koşullarına, kritik gecikmesi olan işin fiziksel miktarına, kullanabilir işgücü, ekipman ve malzeme potansiyeline dayandırılmalıdır.
Etki analizi raporunda şunlar bulunmalıdır: işin gereği gibi tanımı ve açıklaması, sözleşme maddeleri, çizim, şartname, eskizler v.s.’ye göndermeler, etki değerlendirme hesabının ayrıntısı (ağ diyagram hesabı ile yapılan işin fiziksel miktarı dahil) ve işin gecikme ile ilgili koşulları.
Gecikmeye ilişkin etkileşim ve yüklenici taleplerinin sürekli izlenmesi karmaşık konulardır.
Burada en basit yaklaşım, malsahibi ve yüklenici açısından zamanın para demek olduğunu; dolayısıyla, gecikmelerin derhal incelenip sonuçlandırılması gereğini unutmamaktır.

Gecikmeyi Kapatma Programı

Zaman zaman inşaat proje yöneticisi çeşitli nedenlerle ortaya çıkan gecikmelerin ve/veya süre kayıplarının ortadan kaldırılması hususunda yüklenicinin yönlendirilmesini önermek zorunda kalabilir. Yüklenicinin performans düşüklüğü nedeniyle iş programının gerisinde kalması halinde malsahibi, sözleşmeye göre, yüklenicinin maliyeti kendisi tarafından karşılanarak gecikmeyi kapatmasını isteyebilir. Bu tür haklar, özellikle iş programlarının ağ diyagramları ile
yapıldığı pek çok sözleşmede bulunmaktadır.

İş Programında meşru nedenlerle gecikmenin ortaya çıkması halinde proje yöneticisi ve ilgili yüklenici, kalan sürede gecikmeyi kapatma (telafi) olanaklarını incelerler. Her durum (olanak), sözleşmenin ilgili maddeleri ışığında incelenmelidir. Hak Taleplerinin Değerlendirilmesi Yapım işinin sonuna yaklaşıldığında veya iş tamamlandığında, inşaat proje yöneticisinin o
güne kadar sonuçlandırılmamış veya geçici kabulden sonra verilmiş hak taleplerinin incelenip karara bağlanması gerekebilir. Haklı bulunan taleplerde inşaat proje yöneticisi vakaları inceleyerek her talebi mal sahibinin kabul edebileceği biçimde açık ve somut olarak ifade etmeli, kendisine bununla ilgili belge ve savunmaları sağlamalıdır. Malsahibi kendine sunulan tüm talepleri bir hukukçuya inceletmelidir.

YAPIM SONRASI EVRE
Yerleşme Planı İnşaat proje yöneticisi malsahibinin projeden en kısa sürede yararlanması, kolaylıkla gelir elde etmesi doğrultusunda, rahatça ve düzenli
biçimde taşınmasını sağlayacak bir yerleşme planı hazırlayabilir. Bu plan, yüklenicilerin katkısını, sistemin yaşama geçirilmesini (çalıştırılmasını) eksik işlerin tamamlanmasını, yetkili makamların kontrol ve onaylarını, ruhsatları (kullanma izinlerini) ve malsahibi personelinin yapıya yerleşmesini kapsamalıdır.
Bir sonraki yazıda Kalite Yönetiminin genel yapısının detaylarına değinilecektir. Görüşmek üzere....

KAYNAK :
Prof.Dr. Doğan SORGUÇ, Dr. Murat
KURUOĞLU, “İnşaat (Proje) Yönetiminin Hizmet
ve Uygulama Standartları” ,IMO-Istanbul Şubesi,
2002

Cuma, Haziran 30, 2006 

İNŞAAT PROJE YÖNETİMİ TEMEL İLKELERİ-3

İNŞAAT PROJE YÖNETİMİ TEMEL İLKELERİ-3
Hazırlayan
Dr. Murat Kuruoğlu
İTÜ İnşaat Fakültesi Yapı İşletmesi Anabilim Dalı


Proje Yönetiminin fonksiyonları ve aşamalara göre kapsamında genel yapısı ve organizasyonel yaklaşımı bir önceki yazıda ortaya konulmuştur.
Bu sayıda proje yönetim diğer bir ana fonksiyonlarından olan maliyet yönetiminin genel yapısı ve kapsamı ele alınacaktır. Bu bölüm, tüm proje evrelerinde tümleşik ve kapsamlı bir maliyet yönetim sistemi ile, proje maliyetlerinin yönetilmesi, kontrol edilmesi ve izlenmesinde inşaat proje yöneticisinin ekip üyelerine yardımcı
olması hususunda esasları içermektedir. Etkin maliyet yönetiminin anlamı, malsahibinin mali sınırlar içinde gerçekçi bir proje bütçesinin hazırlanmasını ve sözleşmedeki koşullar çerçevesinde maliyet yönetimi teknik ve becerileri ile, projenin en ekonomik biçimde planlanmasını, tasarlanmasını, yapımını sağlamaktır.

Bu yapı ana aşamalar biçimde aşağıdadır.

ÖN TASARIM EVRESİ
İnşaat proje yöneticisi projenin yerini görür ve yapım maliyetlerini etkileyecek ögeleri titizlikle inceler. Ayrıca, yerel piyasa araştırması yaparak,
bölgede mevcut işgücü, malzeme, ekipman ve tesislerin kapasite ve maliyetlerini, iklim koşullarını ve diğer ögeleri değerlendirir.
Benzer tür projeler için bir inşaat maliyeti veri tabanı yaratabilir. Böylece inşaat proje yöneticisi, yeni bir projenin de yer ve süresine göre, bu veri
tabanına dayalı projeksiyon ve eskalasyon yapabilir.
Proje ve Yapım Bütçeleri İnşaat proje yöneticisi, malsahibinin kalite, bütçe
ve zaman hedeflerini esas alarak, inşaatın ve gerekiyorsa toplam projenin keşfini hazırlar. Bu veriler İnşaat Proje Yönetim Planına yazılırlar.
Bu aşamadaki keşif genel düzeyde olduğundan, tasarım riski veriye bağlı olarak %15 –25 arası kabul edilmeli ve inşaatın toplam keşfine eklenmelidir. Yönetici, mal sahibine projenin gerçek maliyetinin, tanımlanacak sistemlerin büyüklük ve kalitesine bağlı olduğunu, o anda geçerli keşfin elde var olan bilgilere dayandığını hatırlatmalıdır. Yapım ve proje keşifleri, projenin tüm bileşenlerinden meydana gelen iş bölümlerinin yapısına uygun biçimde, proje ekibinin kabul ettiği bir sistem ile yapım ve proje bütçelerine dönüştürülmelidir. İnşaat proje yöneticisi bütçeleri kapsam, gerçeklik ve malsahibinin mali sınırlarına uygunluk açısından inceler; bulgularını tasarımcı ve malsahibi ile gözden geçirip gerekli düzeltme ve düzenlemeleri yapar. Bu konuda, proje ve yapım bütçelerinin hazırlanması sırasında yapılan kabuller ve dışlanan kalemlerin listelenmesi büyük önem taşımaktadır.

Maliyet Analizleri
Ön tasarım evresinde malsahibi tasarımcıdan çeşitli yerler ve/veya programlara göre konsept alternatifleri geliştirmesini isteyebilir. Proje için değişik konumların düşünülmesi halinde, altyapı, zemin koşulları, topografya, ulaşım, yerleşim,
piyasa koşulları, işgücü vs.den kaynaklanan maliyet farkları tam anlamı ile dikkate alınmalıdır.
Bu aşamada malsahibi yapının ömür boyu maliyet etütleri, enerji etütleri ve ön nakit-akış tabloları gibi başka bir takım çalışmalar yapılmasını isteyebilir.

TASARIM EVRESİ
Bu süreçte maliyetlerin yönetilmesindeki yaklaşım, yapıcı nitelik taşımalı ve tepkisel olmamalıdır. Proje Yöneticisinin zamanında yapacağı mali danışmanlık, maliyetin öngörülen sınırları aşması karşısında doğacak yeniden
tasarlama gereksinimini önemli ölçüde azaltacaktır. Bu kapsamda yapılması
gerekenlerin ana başlıkları şunlardır.

• Keşifler
• Maliyet Kontrol Aşamaları
• Eskiz Tasarımda Keşif
• Ön Tasarım Keşfi
• Uygulama ve Son Tasarım Keşifleri
• Değer Analizi (Fizibilite) Çalışmaları
• Maliyet İzleme ve Raporlama
• Proje Prosedürleri El Kitabı

İHALE VE SATINALMA EVRESİ

Zeyilnamenin Keşfi İnşaat proje yöneticisi önerilen tüm zeyilnameleri
ayrıntılı biçimde fiyatlandırmalıdır. Miktar ve maliyet keşfinin metodolojisi, tasarım aşaması sonunda, malsahibinin onayına sunulan son keşifte kullanılanın aynı olmalıdır.

Tekliflerin İncelenmesi ve Müzakereler (Pazarlık)
İnşaat proje yöneticisi aldığı tüm teklifleri bir tablo üzerinde analiz ederken, kendisinin teklif evrakına dayalı olarak hazırladığı (son) keşfi, bu analizlerdeki alternatif teklifler ve birim fiyatlar ile karşılaştırmalıdır. Tekliflerin değerlendirilmesinde kullanılan tablolama yöntemi, daha önce yapılan keşiflerinki ile tutarlı olmalıdır. Proje Yöneticisi’nin bu aşamadaki görevi, teklifleri tablolarda göstermek ve bunların ihale dosyasında aranan koşullara (istenenlere) uygunluğunu saptamaktır.

YAPIM EVRESİ
Hakediş Programı Yükleniciye yapılacak hakediş ödemeleri belirlenirken programlanan işlemlerin tamamlanma oranı metodu kullanılırsa, inşaat proje yöneticisi yüklenici ile birlikte, iş programına dayalı bir keşif programı hazırlamalıdır.
Hakediş ödemeleri belirlenirken, eğer her iş bölümünün % tamamlanma oranı kullanılırsa inşaat proje yöneticisi, her teklif paketi için bir hakediş programı hazırlamalıdır.
Her iki durumda da hakediş programı sözleşmenin hemen ardından hazırlanarak
gözden geçirilmeli ve tarafların onayına sunulmalıdır. Bu yolla proje süresince eksik yada fazla ödemeler yapılması önlenmiş olur. Doğru değerlendirme için hakediş programı yeterli derecede ayrıntılı olmalıdır.
Değişiklik Talimatlarının Denetimi İnşaat proje yöneticisi yapım süreci boyunca yürütülen genel (toplu) finansal kontrolün bir parçası olarak değişiklik talimatlarının kontrolünü sağlayan bir sistem kurup ve kullanmalıdır. Sözleşme süre veya fiyatında veya her ikisi üzerinde bir değişiklik yapma konusunda uzlaşma sağlandığında, maliyetle ilgili verilerin sağlanabilmesine, iyi organizasyonuna ve değişiklik kapsamının tam anlaşılmasına bağlıdır.
Değişiklik istekleri için iki tür fiyatlandırma yapılabilir:

Projeksiyonla Fiyatlandırma– Bu fiyatlandırma, işin başlangıcından önce veya iş süresi içinde yapılır. Keşifler verimlilik, ekip yapısı, araç gereç
ve kullanım sürelerini göstermelidir. Malzeme maliyet listelerinde kullanım oranları ve birim fiyatlar yer almalıdır.
İstatiksel Fiyatlandırma - Bu fiyatlandırma iş esnasında ya da sonunda gerçekleşen
adamsaat, malzeme ve araç-gereç kullanım değerlerine dayanan fiili maliyetleri gösterir.
Emanet usulü çalışmalarda, yapılan işin hem inşaat proje yöneticisi hem de yüklenici
tarafından günlük kaydı tutulup doğruluğu kontrol edilmelidir.
Projeksiyonla fiyatlandırmada inşaat proje yöneticisi verimliliklerin hesabında aşağıda sayılan özel faktörleri de dikkate almalıdır.

• İşin durumu ve koşulları
• Yüklenici(ler)in göreceli büyüklük ve performansı
• Değişikliğin büyüklük ve karmaşıklığı
• İklim koşulları
• Mümkün olan makinalaşma derecesi
• İşgücü anlaşmaları (sözleşmeleri)
• Mesleksel uygulama biçimleri (usulleri)
• Öğrenme eğrisi
• Değişikliğin gerektirdiği ilave denetimler Değişiklik isteklerindeki işler için kabul edilen genel gider ve kâr, sabit yüzde cinsinden ana sözleşmede belirtilmelidir.

Alternatif Etütler
Yapım evresinde, inşaat proje yöneticisi, yapım bütçesi açısından daha uygun ve ekonomik yapı elemanlarının seçimi hususunda malzeme, sistemler, ekipman ve aksesuarlar üzerinde incelemeler yapar.

Ek Mali Talepler
Proje Yöneticisi ayrıntılı denetleme kayıtları tutar. Böylece daha sonra yapılacak denetleme, talep ve incelemeler için elde, proje finansman işlemlerinin aktivite sırasına göre eksiksiz ve kapsamlı kayıtları bulunur.

YAPIM SONRASI EVRESİ
Bu aşamda Sonuç Maliyet Raporu hazırlanır. İnşaat proje yöneticisi projenin toplam maliyetini sonuç raporunda özetler ve buna tüm değişiklik talepleriyle maliyeti etkileyebilecek fakat henüz karara bağlanmamış sorunların da listesini
eklemesi önerilir.
Bir sonraki yazıda Süre Yönetiminin genel yapısının detaylarına değinilecektir. Görüşmek üzere....

KAYNAK :
Prof.Dr. Doğan SORGUÇ, Dr. Murat
KURUOĞLU, “İnşaat (Proje) Yönetiminin Hizmet
ve Uygulama Standartları” ,IMO-Istanbul Şubesi,
2002

Perşembe, Haziran 29, 2006 

İNŞAAT PROJE YÖNETİMİ TEMEL İLKELERİ-2

İNŞAAT PROJE YÖNETİMİ TEMEL İLKELERİ-2
Hazırlayan
Dr. Murat Kuruoğlu
İTÜ İnşaat Fakültesi Yapı İşletmesi Anabilim Dalı

Proje yönetimi ve kapsamı bir öncek yazıda tanımlanmıştır. Bu sayıda proje yönetim ana
fonksiyonlarından olan proje yönetiminin genel yapısı ve kapsamı ele alınacaktır. Bu bölüm
inşaat proje yönetimi ve organizasyonunu kapsamakta, inşaat proje yönetim planı ve onun
anahtar bileşenleri anlatılmakta ve İnşaat Proje Yönetim anlayışında bir projenin hedefleri,
felsefesi ve unsurlarının ana hatları ortaya konulmaktadır. Bu yapı ana aşamalar biçimde
aşağıdadır.

ÖN TASARIM EVRESİ
Proje Organizasyonu Malsahibinin proje ihtiyaçlarını karşılamak için inşaat proje yönetim uzmanlarından oluşan bir ekip kurması bu evrenin temel amacıdır.
Projenin organizasyonu şu prensiplere göre yürütülmelidir.

• Malsahibi, tasarım danışmanı ve inşaat proje yöneticisi karşılıklı güven ve saygıya dayalı
bir ilişki kurmalıdırlar. İnşaat proje yöneticisi ve tasarım danışmanı denk pozisyonlarda
çalışmalı ve ancak böylelikle bir ekip çalışmasının beklenen faydaları sağlayacağı
unutulmamalıdırlar.

• Kilit personel kendi iş akitlerini imzalamadan önce projeyi ve gereksinimlerini anlamanın
yanında, ekipteki insanların sorumluluklarını da anlamalıdır İnşaat Proje Yönetim Planı
İnşaat Proje Yönetim planı, proje kapsamını, bütçeyi, iş programını, çevresel koşulları,
kullanılacak temel sistemleri, izlenecek metot ve prosedürleri kapsar. Başarılı bir projenin temelini inşaat proje yönetim planı ve bunu sağlamayı taahhüt etmek oluşturur. Genelde bir

İnşaat Proje Yönetim Planı şu temel bileşenlerden oluşur:

• Proje tanımı
• Ara terminleri gösteren iş programı
• Ana iş programı
• Kalite yönetim yaklaşımı
• Proje dokümanları ve referansları
• Proje organizasyon şeması ve personel alım planı
• Roller, sorumluluk ve yetkiler
• Proje bütçesi
• İş bölümleme yapısı (wbs -work breakdown structure)
• Çevresel ve arkeolojik değerlendirmeler
• Proje prosedürleri ve referansları
• Yönetim bilgi sistemi
• İletişim protokolü
• İş paketi ve iş verme stratejileri
• Saha yerleşim ve kullanım planı

Proje Prosedürleri El Kitabı

Proje Prosedürleri El Kitabı, proje ekibinin sorumlulukları, yetkileri ve projenin yürütümü
sırasında izlenecek sistem, metot ve prosedürler açık bir şekilde açıklayan el kitabıdır. Bu kitapta aşağıdaki hususlar bulunmalıdır :

• Bütçe ve projenin maliyetlerini izleme ve kontrol etmeye yönelik sistemler
• Kalite güvence programı ve bunun nasıl hayata geçirileceği
• Proje iş programı ve bunun nasıl oluşturulup, yerleştirilip nasıl güncel tutulacağı
• Belirli proje sistem metot ve prosedürleri (teklif alma, ödemeler, değişiklik istekleri, onaylar,
yazışmalar, raporlar, performans kayıtları, talepler için verilen kararlar)
• Sorumluluklar ve yetki sınırları
• Yazışma dağıtım matrisi
• Güvenlik programı
• Kontrol listeleri
• Toplantılar(tipleri ve hangi sıklıkla yapılacağı)
• Kullanılacak formların örnekleri
• Detaylı teklif ve yapım aşaması prosedürleri
• Ana yükleniciler arasındaki koordinasyon

Tasarım Öncesi Proje Konferansı Konferansın genel amacı proje hedeflerinin, projeye yaklaşımının ve proje prosedürlerinin mal sahibi, tasarım profesyoneli ve inşaat proje
yöneticisi tarafından anlaşılmasının sağlanmasıdır.

Yönetim Bilgi Sistemleri

Bu sistem, bilgi ihtiyaçlarını, veri kaynaklarını, zaman ve maliyet kontrol unsurlarını, çıktıları ve
sistemin nasıl kurulup yerleştirileceğini ortaya koyar. Raporların sıklığı ve dağıtımı ve kayıt
tutma politikası bu sistemle oluşturulmuş olur. Gelen ve giden evrak kayıtları, periyodik (günlük, haftalık, aylık) performans raporları, çizim çizelgeleri, onay istekleri, değişiklik istekleri ve onayları, satınalma onayı, malzeme kontrol, toplantı notları sözlü talimatların onayı, muayene
ve testler, hava şartları, sözleşmeye uygun olmayan işler hakkında notlar, çizelgeleme
kayıtları ve saha fotoğrafları ile ilgili kapsamlı bir arşiv oluşturulmuş olunur.
Finansal durumun planlanan ve gerçekleşeni de gösterecek şekilde raporlanması hem
Malsahibinin hem de Proje Yöneticisinin mevcut kaynakları izleme ve etkin olarak kontrol
etmelerine yardımcı olacağından tasarımı önemlidir. Finansal raporlama; bütçelenen,
taahhüt edilen, harcanan kaynakları, projenin geri kalan maliyetleri, faturaları, ödemeler ve
kesintileri, değişiklikleri, planlanan toplam maliyeti ve planlanan nakit akışını kapsamalıdır.
İnşaat proje yöneticisi malsahibi ve tasarım danışmanı ile birlikte çalışanlarla görüşmeler
yaparak, proje yönetim ekibine gereken enformasyonun sıklığı, tipi ve şekli ile ilgili
raporlama sistemini oluşturmalıdır. Ana Çizelge, devam eden işler çizelgesi,çizimlerin çizelgesi,
bütçe ve hizmet maliyetleri, tasarım servisleri için kabul edilen yada onayda bekleyen değişiklik
talimatları ve bunların sıklığı en asgari düzeyde belirlenmelidir.

TASARIM EVRESİ

Tasarım aşamasının amacı malsahibinin zaman, performans ve bütçe beklentilerini karşılayacak
şekilde ihale edilebilecek bir projeyi tanımlayan bir doküman setini oluşturmaktır. Bu kapsamda
yapılması gerekenlerin ana başlıkları şunlardır.

• Tasarım dokümanlarının incelenmesi
• Dokümanların Dağıtımı
• Sözleşmeler
• Genel ve Özel Şartlar
• Halkla İlişkiler
• Proje Finansmanı
• Maliyet Kontrol
• Süre Kontrol
• Sürekli Danışmanlık Çalışmaları

İHALE VE SATINALMA EVRESİ

Bu aşamanın amacı, her teklif paketi için kalifiye, işle ilgilenen ve işi proje süresi içinde yapmak
için yeterli firmaları bulmaktır. Bu kapsama giren ana başlıkları şunlardır.

• Teklif ve İhale Etme Süreci
• Toplantılar

YAPIM EVRESİ

Bu fazın amacı, Malsahibinin kapsam, maliyet, kalite ve zaman gereksinimlerini karşılayacak
şekilde, proje aktivitelerini planlayıp yerine getirerek inşa sürecinin hızını ve etkinliğini
artırmaktır. Kilit yapım aşaması aktiviteleri aşağıda bulunmaktadır.

• Şantiyenin Kurulması
• Koordinasyon
• Toplantılar
• Zaman Yönetimi
• Bütçe ve Maliyet İzleme
• Hakediş Ödemeleri
• Ek İşler
• Talep Yönetimi
• Kalite Yönetimi
• Mal sahibince Temin Edilen Malzeme ve Ekipmanlar
• Çizimlerin Kayıt Altına Alınması
• Kayıt Tutma
• Yönetim Raporları

YAPIM SONRASI EVRESİ
Hızlı ve etkin proje tamamlaması, başarılı bir proje için önemli bir husustur. Bu aşamada proje
yöneticisinin sorumlulukları; ödemelerle ilgili son dokümanları hazırlama ve sunma, işletme ve
bakım el kitaplarının hazırlanmasını organize etme, imalat resimlerini toplama, yüklenicileri
izleme, ekipman ve/veya sistemleri teslim ve devreye alma şeklinde sıralamak mümkündür.
Bir sonraki yazıda Maliyet Yönetiminin genel yapısının detaylarına değinilecektir. Görüşmek
üzere....

KAYNAK :
Prof.Dr. Doğan SORGUÇ, Dr. Murat
KURUOĞLU, “İnşaat (Proje) Yönetiminin Hizmet
ve Uygulama Standartları” ,IMO-Istanbul Şubesi,
2002

Salı, Haziran 27, 2006 

İnşaat Proje Yönetimi Temel İlkeleri -1

İNŞAAT PROJE YÖNETİMİ TEMEL İLKELERİ-1
Hazırlayan
Dr. Murat Kuruoğlu
İTÜ İnşaat Fakültesi Yapı İşletmesi Anabilim Dalı


İnşaat proje yönetimi, bir profesyonel yönetim süreci olup, ilk düşünceden (hayallerden) işin tamalanıp malsahibine teslim fiziksel olarak teslim edilinceye kadar geçen süreç içinde süre, maliyet ve kalite kontrolü için hazırlanan
prosedürler bütünüdür.
İnşaat proje yönetimi, malsahibinin projedeki başarısı için, profesyonellerce oluşturulmuş bir ekip tarafından, bütünleşik sistem ve prosedürlerin uygulanması anlamındadır. Bu sistem ve prodesürler, farklı uzmanlıkları ve tarafları projede etkin ve anlamlı biçimde kullanmak amacı ile tasarlanmışlardır. Bu husus
bütünleşik uzmanlık yaratarak bireysel uzmanlığınkinden daha fazla yarar sağlamayı
hedefler.
İnşaat projesi yönetiminde sürecin katagorilere ve aşamalara bölünmesi, her aşamanın yeter detayda tanımlanması ile birlikte, formüle edilebilir bir yapı ortaya çıkmaktadır. Bu yapıdaki fonksiyonlar kategorilere ayrılarak tanımlanmışlardır. Bunlar ;

Proje yönetimi (Genel yapı)
Maliyet yönetimi
Süre yönetimi
Kalite yönetimi
Sözleşme uygulaması
İş güvenliği yönetimi

Bu kategoriler birbirlerini dışlamamakta ve birbirleriyle bağlantılı olarak inşaat proje yönetim sürecinin tümleşik unsurları niteliğinde bulunmaktadırlar. Uyum ve tutarlılık açısından her kategori aşağıdaki aşamalara ayrılmıştır.

Ön tasarım
Tasarım
İhale ve Satınalma
Yapım
Yapım sonrası

Herbir katagori yukarıda sayılan aşamalarda incelenerek sistem tasarımı gerçekleştirilmiş olmaktadır. Bu katagorilerin kapsamı aşağıda verilmiştir.

a) Proje yönetimi (Genel yapı)
Bu katagoride genel anlamda inşaat proje yönetimi ve organizasyonunu açıklanmaktadır. Özellikle inşaat proje yönetim planı ve onu oluşturan başlıca unsurların nasıl geliştirilebileceğini sergilemektedir. Böylece bu bölüm, inşaat projelerinin hedef, felsefe ve unsurlarını ana hatlarıyla ortaya koymaktadır.

b) Maliyet Yönetimi
Bu katagoride İnşaat proje yöneticisinin bütünleşik ve kapsamlı bir maliyet yönetim sistemi,proje ekibi ile maliyetlerinin proje
boyunca yönetilmesi, kontrol edilmesi ve izlenmesi konusunda yapacağı çalışmaların
esaslarını ele alınmaktadır. Etkin maliyet yönetimi deyince, gerçekçi bir proje bütçesinin malsahibinin mali sınırları içinde oluşturulması ve projenin en ekonomik şekilde planlanıp, tasarlanıp, yapımını sağlayacak maliyet yönetimi teknik ve becerilerinin
uygulanması anlaşılmalıdır.

c) Süre Yönetimi
İşgücünü, ekipmanları, malzemeyi, araçları ve parayı proje süresince en verimli şekilde kullanmak için etkin çalışan bir zaman yönetim
sistemine ihtiyaç vardır. Doğru planlama, programlama ve koordinasyon projenin istenilen kalitede, zamanda ve öngörülen bütçe içinde tamamlanması için gereklidir.
Proje Yöneticisinin zaman yönetiminin temel kalemleri olan çizelgelerin geliştirilmesi,izlenmesi ve uygulanması ile düzenli raporlanması anlamında taşıdığı sorumluluklar bu bölümde açıklanmıştır.

Çubuk Diyagram, devre diyagram ve CPM yöntemi ile gösterim çoğu projede başarıyla
uygulanmış bir yöntem olmakla temel başarının iş programı ile ilgili temel kararların projenin en başında verilmiş olması olduğu göz ardı
edilmemelidir.

d) Kalite Yönetimi
Kalite, projenin amacına ulaşabilmesi, bütçe ve iş programları fonksiyonları, uygunluk, bitirebilme ve toplum tarafından kabul edilebilme gibi
özellikleri bir araya getirebilmesi ile sağlanır. Kalite Yönetimi,kalite hedefleri için düzenlenen prosedürler ve politikalar için planlanan, organize edilen, uygulanan, izlenen ve dökümante edilen sistemin yönetimi olup Kalite Kontrol projenin istenen standartlarda, şartnamelerde ve çizimlerde yapıldığının işgücü, teknikler, dokümantasyon, malzeme, sistemler ve yöneticileri de dahil edecek biçimde, test edilmesi, incelenmesi, sertifikasyonu ile ölçülmesidir. Kalite Güvencesi, kalite kontrol prosedürlerinin efektifliği için planlanmış
sistematik yaklaşımların uygulanmasıdır.

Bu katagoride kalite yönetiminin kritik konuları tartışılmakta ve amaçları; felsefesi, planlaması, tasarım ve yapım çerçevesinde, kaliteye ulaşmanın nasıl sağlanacağı ve İnşaat Proje Yöneticisi tarafından verilecek hizmetlerin kalite yönetimi içindeki yararlılığı sunulmaktadır.

e) Sözleşme Uygulaması
Bu katagoride inşaat proje yöneticisinin projenin yürürlükte olduğu dönem içinde üstlendiği yönetimsel görevlere ve tüm yapım sözleşmelerinde gerekli olan raporlamaya açıklık getirmektedir.

f) İş Güvenliği Yönetimi
Bu katagori malsahibine güvenlik yönetimi hizmetleri sunulması ile ilgilidir. Proje
yöneticisinin güvenlik ile ilgili yükümlülüğü projelere göre değişim göstermekle birlikte inşaat proje yöneticisi ve malsahibi arasındaki sözleşmede açıkça belirlenir.

Bir sonraki yazıda Proje yönetiminin genel yapısının detaylarına değinilecektir. Görüşmek üzere....

KAYNAK :
Prof.Dr. Doğan SORGUÇ, Dr. Murat KURUOĞLU, “İnşaat (Proje) Yönetiminin Hizmet ve Uygulama Standartları” ,IMO-Istanbul Şubesi, 2002

 

Türkiye'de İnşaat Proje Yönetimi Doğru Yerde mi?

Türkiye'de İnşaat Proje Yönetimi Doğru Yerde mi?

Dr. Murat Kuruoğlu (Öğretim Görevlisi -Volkan Ezcan (İnşaat Mühendisi)
İ.T.Ü. Yapı İşletmesi Anabilim Dalı

Ülke ekonomilerinin gelişmesinde sektörler büyük rol oynarlar. Türkiye ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunan sektörler inşaat sektörü, sanayi sektörü ve tarım sektörüdür. Hizmet sektörü çerisinde anılan
İnşaat sektörümüz, GSMH içerisinde yadsınamaz bir paya sahiptir. Buna ek olarak, inşaat sektörünün,inşaat malzemeleri üreten sanayi sektörü çerisindeki payı ve işsizliği emici rol oynayan yüksek istihdam kapasitesi de göz önüne alındığında, ülkemiz için lokomotif sektör niteliğinde olduğunu söylemek yanlış
olmayacaktır.

Bugün, dünyadaki inşaat sektöründeki gelişmelere bakıldığında, 1960-70'li yıllarda ortaya çıkan yönetim alanındaki gelişmelerin sonucu olarak, özellikle de A.B.D.'de inşaat firmalarının, yüklenicilik hizmetlerinden daha ziyade, inşaat projelerinin yönetimi hizmetlerine yöneldiği görülmektedir. Türk İnşaat sektöründe, uygulamada karşılaşılan eksikliklerin büyük çoğunluğunun özellikle yönetim ile ilgili
problemlerden kaynaklandığını ve mevcut inşaat mühendisliği eğitiminin bu eksiklikleri karşılamada yeteriz kaldığını, söylemek yanlış olmayacaktır [1].

İnşaat Sektörü
İnşaat sektörü, ekonomiye katkısı büyük olan sektörlerin başında gelmektedir. Kriz öncesi dönemler göz önüne alındığında inşaat sektörünün;

• GSMH içerisindeki payı %6.5 seviyelerine ulaşmıştır.
• Sektörün inşaat malzemeleri üreten sanayi sektörü içerisindeki payı ise %10
dolaylarında seyretmiştir. Aynı zamanda 2.5 milyar dolar mertebesindeki ihracat potansiyeliyle, toplam ülke ihracatının %10'u yine inşaat malzemeleriyle sağlanmaktadır.
• Yurtdışı müteahhitlik potansiyelimiz 40 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.
• DİE verilerine göre 1999 yılı sonu toplam istihdamımız 22 milyon dolaylarındadır. Bu istihdamımızın %5.5'u (1.2 milyon kişi) inşaat sektörü içerisinde yer almaktadır.
Bu haliyle, İnşaat sektörünün genel yatırımlar içerisindeki payı her yıl %50'ninüzerinde olmuştur [2].
Ekonomimiz içerisindeki bu önemine karşın, inşaat yatırımlarının sahip olduğu kendine has özellikleri, üretim yerinin her projede değişmesi, üretimin tekrarlanamaz oluşu, açıkta imalat yapılması, çevresel faktörlerden etkilenmesi, değişik tipte ve büyüklükte riskler altında oluşu, onu diğer sektörlerden
ayırmaktadır [3]. Bu sebeple de inşaat projelerinin yönetimini üstlenecek değişik tipte bir mühendis - yönetici mühendis- ihtiyacı doğmuştur.
Dünyada, bu ihtiyacı görmüş ülkelerde ilk zamanlarda bu konuda eğitim veren yüksek lisans ve doktora programlan açılarak bu ihtiyaç karşılanmaya başlanmış daha sonraları ise inşaat yönetimi alanında eğitim yapan lisans programlan açılmıştır. Eğitimin en önemli amacı endüstri veya sektörleri değiştirebilecek ve
yönlendirebilecek, uygulamada karşılaşılan soranları çözebilecek nitelikte insanlar yetiştirmek olduğu için A.B.D. 'n de inşaat sektöründe yönetim kavramındaki gelişmeler, inşaat yönetimi eğitimindeki gelişmelerle paralel gelişmiş, birbirlerini desteklemiş ve sonuç olarak özellikle A.B.D.'li firmalar uluslar arası piyasada
çok zaman söz sahibi şirketler olmuşlardır. Değişimi gerçekleştiremeyen ülkelerin firmaları ise bu şirketlere taşeronluk yapmaktan öteye geçememektedirler. Dünyada bu gelişmeler olurken, inşaat projelerinin temel ihtiyacı olan –yönetici mühendis- kadrolarının Mimarlık Fakültesi Bina Üretimi programları ile Endüstri Mühendisliğini bitirenlerce doldurulduğu ülkemizde, bu ihtiyacı karşılamaya yönelik tek gelişme açılan yüksek lisans programlarıdır. Esas üzücü olan ise dünyadaki eğitim sistemi her
geçen gün bu sektörün ihtiyaçlarını iyileştirme yolunda revize edilirken, ülkemizde, inşaat yönetimi eğitiminin gerekli olup olmadığının halen tartışılmakta olmasıdır [4].

İnşaat Proje Yönetimi
İnşaat sektörü için proje yönetimi; mal sahibinin hayalindeki resmi kendisine verildiği anda biten süreç olarak tanımlanmaktadır. Bu süreç içinde pek çok tarafı (mal sahibi, mühendis, mimar, yüklenici, malzeme sağlayıcıları v.b.) ve pek çok aşamayı (ön tasarım, tasarım, ihale, inşaat v.b.) barındırmaktadır [5].
Projelerin günümüzdeki karmaşıklığı yanında proje yönetiminin ortaya çıkış nedenlerinin başında toplumsal ihtiyacın optimizasyonu gelmektedir.
İnşaat sektöründe ilk inşaat yönetimi kürsüsü Alpler de ki tünel inşaatında karşılaşılan zorlukların neticesinde planlama gereksiniminin gündeme gelmesi sonucu en yakın yerde ki Münih Teknik Üniversitesinde 1905 yılında "Tünel İnşaatı ve Yapı İşletmesi Kürsüsü" olarak öğretime başlamıştır. II.
Dünya savaşı sırasında olumsuz arazi ve iklim koşullarında kısa sürede kurulması gereken askeri tesisler ile de böyle bir gereksinim ortaya çıkmış ve sonralar özellikle de Pasifik Okyanusunda karşılaşılan inşaat zorlukları nedeniyle planlama ihtiyacı ön plana çıkmıştır. Bunun sonucunda bu deneyimleri yaşamış olan
Prof. J. Fondahl ve arkadaşlarına A.B.D. Stanford Teknik Üniversitesinde bu uzmanlık alanının geliştirilmesi için her türlü olanak sağlanmıştır ve eğitime başlanmıştır. Özellikle 1960'lı yıllardan sonra başlayarak karmaşık ve büyük yapılar ile yabancı ülkelere uzanan yatırım projeleri, verimlilik ve planlama sorunları ile birlikte, başta A.B.D. ve Batı Almanya, İnşaat Yönetimi alanında çok büyük ilerlemeler
yaşamışlardır [4]
Türkiye de inşaat yönetimi alanında gelişmeler inşaat yönetiminin dünyadaki gelişiminden farklı ve yavaş olmuştur. Bu alanda ilk olarak 1967 yıllında ODTÜ 'de Prof. Dr. V. Doğan Sorguç öncülüğünde Yapım Stratejileri Dalında eğitim yapılmaya başlanmış fakat daha sonra bu girişim son bulmuştur. Aynı şekilde 1976 yılında ODTÜ bünyesinde geleneksel inşaat mühendislerinden kesinlikle ayrı tipte bir yönetici
mühendis yetiştirmek amacı ile Yapım Mühendisliği Bölümü kurulmasına karar verilmiş ise de bu gerçekleşememiştir [3]. Bu alanda en önemli gelişmeler 1980'li yıllardan sonra özellikle 1990'lı yıllarda başlamış, birçok üniversitede inşaat mühendisliği lisans programlarında -yetersiz olsa da- inşaat yönetimiyle ilgili dersler konulmaya başlanmıştır. En önemli gelişmeler ise inşaat yönetimi alanında yüksek lisans programlarının açılması olmuştur [6]. Fakat bütün bu gelişmeler bu kadarla kalmış,
tamamen inşaat yönetimi eğitimi yapan lisans programları bugün dahi açılmamıştır. Bu durumun neticesinde, bugün dahi inşaat sektörümüzde inşaat proje yönetimi disiplini (kültürü) yerleşmemiş, proje yönetimi planlama düzeyinde kalmıştır. Gelişmiş ülkelerde, 1950'lı yıllardan önce planlama kavramı düşünülmeye başlanmış, 1960 'lı yıllarda planlama ve özellikle bilgisayar destekli planlama gelişmiş, 1970
'li yıllardan sonra planlama yanında , çevre, finansman gibi konular önem kazanmış, 1980'li yıllarda Proje yönetimi bir yönetim tarzı olarak düşünülmeye başlanmış ve 1990 sonrası ve bugün inşaat proje yönetimi vazgeçilmez olmuştur [7]. Ülkemizdeki son durum ise, İnşaat proje yönetimi konusunda ABD'deki standartları ortaya koyan birlik (İnşaat proje yöneticileri birliği, CMAA) ile yapılan çalışmalar neticesinde,
"İnşaat (proje) yönetim hizmet ve uygulama standartları" [8] çalışması ülkemize kazandırılmasıdır.

KAYNAKLAR
1. Müngen,U.,Kuruoğlu,M., (2000), "İnşaat Mühendisliğinde Yapı işletmesi Meslek içi eğitim
ihtiyacı ve bir uygulama örneği" , 2. Yapı İşletmesi Kongresi, İzmir
2. İ.M.O. İstanbul Şubesi. (2001). "Ekonomik Kriz ve İnşaat Sektörüne Etkileri" Masa Basın Yayın,
İstanbul
3. Sorguç D., Prof. Dr. (1993). Yapı İşletmesi Ders Notu II. İTÜ Matbaası,İstanbul
4. Sorguç D., Prof Dr. (1997). Deneyimlerim Işığında İTÜ Yapı İşletmesi Programı. I. Yapı İşletmesi
Kongresi. ,İzmir
5. Kuruoğlu,M.,Sorguç,D.,(2000), "Yüklenici İnşaat firmalarında Planlama Departmanlarının
durumu ve sorunlan acisindan yeniden düzenleme önerisi",2. Yapı İşletmesi Kongresi, İzmir
6. Berköz S. Prof. Dr., Kanoğlu A. Prof. Dr., (1993), Türkiye'de Yapım Yönetimi Eğitimi. XII. İnşaat
Mühendisliği Teknik Kongresi.
7. Arıoğlu Ü., Günay G., Erku H., Uygur M. (1991) İnşaat Şirketlerinde Organizasyonel yapı
modelleri. XL in§aat Mühendisliği Teknik Kongresi.
8. Sorguç D.,, Kuruoglu,M, (2002), " İnşaat (Proje) Yönetiminin Hizmet ve Uygulama Standartları ",
İnşaat Mühendisleri Odası,İstanbul

Çarşamba, Haziran 14, 2006 

Proje Yönetimi, BT Proje Yönetimi ve Başarısızlık Nedenleri

PROJE YÖNETİMİ, BT PROJE YÖNETİMİ ve BAŞARISIZLIK NEDENLERİ


Levent KARADAĞ(levent.karadag@tbd.org.tr)

Proje Yönetimi

Biişim Teknolojileri projelerinin başarili olmasi için en önemli faktörlerden birinin projenin iyi yönetilmesi oldugu yadsinamaz bir gerçek, fakat nasil yönetmeli? BT projelerinin özeline inmeden önce, Proje Yönetimine genel bir bakiş açisiyla bakmak ve izlenecek yol konusunda Amerika’da bulunan Proje Yönetimi Enstitusunun (Project Management Institute, PMI)kaynak kitap olarak gösterdigi PMBOK (A Guide to the Project Management Body Of Knowledge ) tanimlarini incelemekte fayda vardir.
PMBOK ta Proje Yönetimi şöyle tanimlanir: Bir projenin gereksinimlerini karşilamak uzere bilgi, beceri, araç ve tekniklerin tum aktivitelere uygulanmasi.
Proje Yönetimi bilgi ve pratikleri ; Başlatma, Planlama, Yurutme, Kontrol ve Kapaniş olmak uzere 5 sureç grubu ve 9 bilgi alani ile tanimlanmiştir :

Bilgi Alanlari :
1-Butunleştirme yönetimi
2-Kapsam yönetimi
3-Zaman yönetimi
4-Maliyet yönetimi
5-Kalite yönetimi
6-İnsan kaynaklari yönetimi
7-İletişim yönetimi
8-Risk yönetimi
9-Satin alma yönetimi

Yukarida belirtilen tanimlari tum sektörlere oldugu gibi BT projelerine de uygulanabilecek bir çerçeve çizmekte ve etkili proje yönetimi için nelerin yapilmasi gerektigini ortaya koymaktadir. Bunun yaninda sadece BT alanina yönelik hazirlanmiş ve bu alandaki disiplin ve pratikleri yol gösterici olarak sunan proje yönetim metodolojileri mevcuttur, örnek olarak PRINCE, CMMI, SPICE, Çevik Metodlar verilebilir. Metodoloji kullanmanin yol gösterici niteligi dişindaki bazi faydalari şöyle özetlenebilir:

•Projenin başarisiz olma riskinin önlenmesi
•Etkinlik ve verimliligin artmasi
•Kalitenin artmasi
•İletişimin duzenlenmesi
•Etkin proje yönetiminin standart hale gelmesi, böylece kişilerden bagimsiz ve tekrarlanabilir olmasi.

Bilişim Projeleri Yönetimi
Eger bir projenin başi ve sonu varsa (ki vardir) bu projenin yaşam döngusu nasil yönetilir?Etkili ve çalişan bir proje yönetimi için metodolojilerin görevlere ve organizasyona uygun olmasi gerekir.

Metodolojiyi anlamak için projenin yaşam döngusune bakmamiz gerekir. Detayli bir yaşam döngusu organizasyonun ve projenin buyuklugune ve tipine baglidir ve bunlar birbirine benzer unsurlardir.

Metodoloji Kategorileri
Proje yönetiminde (özellikle yazilim projelerinde) kullanilan metodoloji kategorilerini dört gruba ayirmak mumkundur:

1.Yaz (Kodla) ve Duzelt: Bu yaklaşim genellikle kaotik ve duzensiz ve plansizdir veya planlandiklari zaman kolayca bozulabilirler. Tahminler, zamanlamalar yapilmasa bile pratikte çok az gerçekleşirler.

2.Sirali ve Duzenli: Proje ekibinin az ya da çok sirali bir şekilde işleri takip ettigi iyi tanimlanmiş ve detayli prosedurlerin tanimlandigi projeler bu kategoride yer alir. İhtiyaçlarin analizi yapilir, gözden geçirilir ve onaylanir. Tasarim tanimlanir, gözden geçirilir ve onaylanir. Ve bu şekilde devam eder. Aşamalar arasinda geribildirim yer alir. Geribildirimler de ayni şekilde önceden belirlenmiş işlemler tarafindan saglanir ve degişiklikler gözden geçirilerek onaylanir. Bu tip projelerde ilerlemeler belirli periyotlarda meydana gelen artişlar gibi duşunulebilir.

3.Yinelemeli (İterasyonlu) ve Duzenli: Bu kategorideki sureçler iyi tanimlanmiş geliştiricilerin yinelemeli olarak uygulamasi beklenilen ve çogunlukla detayli işlemleri içerir. Örnegin, başlangiçta detayli olarak belirlenen gereklilikler sonradanihtiyaç oldukça tanimlanabilir. Sistemin kuçuk bir parçasi başlangiçta ortaya çikarilir ve sonradan kisa araliklarla yayinlanan surumlerle geliştirilir Rasyonel Butunleştirme Surecive Kurumsal Butunleştirme Sureci bu tur sureçlere örnektir.

Rasyonel Butunleştirme Sureci çapraz- fonksiyonel projelerle çok iyi çalişir. Alti uygulama içerir:
•Gereksinimlerin yönetimi,
•Yazilim degişikliklerinin kontrolu,
•Tekrarlamali yazilim geliştirme,
•Bileşen temelli mimari kullanma,
•Görsel modelleme yapma,
•Kaliteyi test etme.

Aslinda yazilim projelerinin yönetimi için geliştirilmesine ragmen esnek tasarimi nedeniyle buyuk e-İş dönuşum projeleri için uygulanabilir.

4.Çevik : Projelerde insan odakli bir yaklaşimi içerir. İnsanlarin degişime etkin bir şekilde karşilik vermesini saglar. Bu da bu projeden fayda saglayacak olanlarin ihtiyaçlarini karşilayabilen çalişma ortamlarinin yaratilmasina imkan verir. Bu kategoride sureçler ust duzeyde tanimlanir. Özellige Dayali Geliştirme Modeli ve Ekstrem Metodolojisi bu kategorideki sureçlere birer örnektir.

Özellige Dayali Geliştirme Modeli,yönlendirilen kisa tekrarlamali bir yazilim geliştirme metodolojisi olarak 5 sureci içerir:

1. Butunuyle bir modeli geliştirme,
2. Özellik listesini oluşturma,
3. Özelliklerin plani,
4. Özellikleri tasarlama,
5. Özellikleri gerçekleştirme,

Bu modelin işlevlerinin basitliginin bir yararli özelligi, yeni elemanlarin kolaylikla ekibe katilabilmesidir. Bu yöntem, sik ve dikkate deger sonuçlar uretir. İlave olarak, metot planlama stratejilerini içerir ve hatasiz bir ilerleme izleme saglar.

Ekstrem Metodoloji; "Hafif" metodolojilerden en iyi bilinendir. Kuçuk, ayni yerde yerleşik takimlarda çok iyi çalişir. Metodun temel uygulamasi, tekrarlama içeren hizli uygulama geliştirmemetodlarina benzer. Bu iki haftalik dilimleri, sik guncellemeleri, teknik özellikleri ve işin bölunmesini içerir.
Ekstrem metodolojinin 4 anahtari vardir:
1. İletişim
2. Geri Bildirim
3. Basitleştirme
4. Cesaret

Bu metodolojinin diger metodolojiler arasindaki gözlenen farki testlerde guçlu olmasidir. Test butun geliştirmelerde temel noktadir.EkstremProgramcilari yazilim kodu geliştirirken test programlari da yazmak zorundadir.
Ekstrem, kuçuk geliştirme ekiplerinin, çabuk urun verme ve degişimleri için tasarlanmiştir. Ekstrem kuçuk ve ayni yerdeki geliştirme ekbinin gunumuzun hizli geliştirme ortaminda etkin biçimde çalişmasini saglayacak minumum uygulama kumesi sunar.

Herbir metodoloji farkli bir duşunce kumesine karşilik gelir. Yaz ve Duzelt metodu kovboylar gibi az bir rehberlik ile bagimsiz çalişmayi tercih eden geliştiricilere hitabeder. Bazen bu yöntemle iyi çalişmalar yapilsa bile gerçekte çogunlukla ekip çalişmasina uygun degildir başari orani duşuktur. Sirali ve Duzenli metodu, anlaşilmasi ve yönetimi basit bir yaklaşim arayan yöneticiler için uygundur. Özellikle siki duzenlemelerin ve burokrasinin yogun oldugu sektörlerde kullanilir. Yinelemeli ve Duzenli metodu ise burokrasiye dayaniksiz fakat risklere de açik sureçlerde kullanilir. Yinelemeli sureç geliştirme risklerini azaltir fakat yönetimi zordur. Çevikise nispeten daha yeni bir yaklaşimdir.

BT Projeleri Neden Başarisiz Olur?
Bilgi Teknolojileri projeleri genellikle hedeflenen tarihlerde tamamlanamaz, butçesini aşar, istenen nitelikte degildir ve hedeflerine ulaşamaz.

Gartner Institute’un BT sektöru araştirmasina göre: BT projelerinin %74’u başarisiz ya da maliyet/zaman hedeflerini aşiyor. BT projelerinin %51’i butçesini %200 oraninda aşiyor ve hedeflenen özelliklerin %75’ini karşilayabiliyor.
Standish grubun 2000 yilinda gerçekleştirdigi bir araştirmaya (Chaos in the new Millenium 2000) göre yazilim projelerinin başariya ulaşma orani %28 olarak veriliyor. Digerleri ya başarisiz (%23) ya da zorlanmiş (%49) projelerdir. Ayni araştirma yazilim projeleri özelinde de proje maliyetlerinin tahmin edilenin uzerinde oldugu veya zaman aşimi oldugu ya da niteliklerin istenilene tam uygun olmadigini göste riyor.

Projelerde başarisizlik genellikle birbirini etkileyen birçok nedenden ortaya çikiyor. Nedenler arasinda: deneyimsiz proje yöneticisi ve yetersiz egitimler, beklentileri belirleme ve yönetmedeki başarisizliklar, zayif liderlik, gereksinimleri gerektigi şekilde belirlemek/dokumante etmek ve yönetmekten kaçinmak, planlama surecinin ve yapilan planlarin zayif/yetersiz olmasi, kaynak tahminlerinin zayifligi, kulturel ve etik zaaflar, proje ekibinin alan bilgisi eksikligi, alanin gerekleri konusunda fikir sahibi olmamasi, hatali metodlar ve metodoloji kullanilmamasi, iletişim eksikligi/sorunlari ve proje gelişiminin paylaşim ve raporlanmasindaki eksikler sayilabilir.
Diger taraftan proje ekibinin buyuklugu, en son teknolojinin kullanilma egilimi, yazilim projelerinde metodoloji kullanilmamasi, sureç yaklaşiminin olmamasi da başarisizlik nedenleri arasina eklenirse proje yönetiminde bir başka boyut ortaya çikacaktir. Yapilan araştirma sonuçlari degerlendirildiginde başarili BT projelerinin suresinin 1 yili aşmadigi görulmektedir. Butun bu nedenler projenin risklerine işaret ediyor. Projelerde risklerin artiyor olmasi, proje yönetim ihtiyacini arttirir, projenin daha iyi yönetilmesi geregini ortaya koyar.

Proje Risklerinin Yönetimi
2001 yilinin 2. çeyreginde bir araştirma grubu tarafindan gerçekleştirilen dunya çapinda Xerox, Motorola, Nasa gibi kuruluşlarin da arasinda yer aldigi 268 yazilim firmasi uzerinde yapilan "Risk Yönetimi" uygulamalari konusundaki bir araştirmanin sonuçlarina göre; katilimci firmalarin %97’sinde riskleri tanimlamak ve degerlendirmek için prosedurler var, %80’inde problemler tahmin ediliyor ve önlem aliniyor, %60’inda surprizler önleniyor. Katilan kuruluşlarin %64’unde proje yönetimi ofisi var, %68 oraninda proje yönetim sureçleri tanimli, %70 oraninda yazilim geliştirme sureçleri tanimli.

Araştirma sonuçlari; proje yönetiminde (projenin riskleri, kalitesi ve altyuklenicilerini de içine alacak şekilde) standartlaşma ve evrensel metodlarin kullanimi geregini, net olarak ortaya koyuyor. Burada birinci boyutta bilgi teknolojisi firmalarinin konuya gereken önemi vermesi ve gerekli kaynagi saglayarak projeleri tanimli metod/standartlar ile dunya standartlarinda yönetmesi gerekliligi göruluyor. İkinci boyutta ise alim yapan firmalarin/tedarik makaminin bilgi ve bilinç duzeylerinin yukseltilerek, proje yönetimi konusundaki beklentilerinin belirlenmesi ve BT firmasi seçiminde, dogru tercihleri yapabilmelerine olanak saglanmasi gerekliligi yer aliyor.


Kaynaklar
Agile Modeling, http://www.agilemodeling.com/
www.agiledata.org: Different Projects Require Different Strategies,Bringing data Professionals and application developers together, by Scott W. Ambler, Copyright 2002.
HYPERLINK Enterprise Unified Process (EUP), http://www.enterpriseunifiedprocess.info/
Project Management Instutute (PMI), http://www.pmi.org
Meriç Merih Aykol, TBD i-dergiKasim 2003
Tulin Ayaydin, TBD i-DergiAralik 2003
Cem Sefa Sutçu, TBD i-Dergi Aralik2003
Anahtar Kelimeler: proje,yönetim

Perşembe, Mart 30, 2006 

Üretim Yönetiminde Yüksek Verim Alma Yöntemleri

Üretim Yönetiminde Yüksek Verim Alma Yöntemleri

İnsanlar, ihtiyaçlarını karşılamak için fayda yaratmak, başka bir deyişle mal yada hizmet
üretmek zorundadırlar. Bu aktiviteye Üretim denilmektedir. İşletme adı verilen birimler
tarafından gerçekleştirilen üretim; biçim değişikliği yoluyla , zaman yoluyla , yer yada
mekan yoluyla veya mülkiyet değişikliği yoluyla yapılabilmektedir.


Klasik üretim öğeleri : Emek-,doğal kaynaklar ve Sermayedir. Daha sonra GİRİŞİMCİ,
ekonomistler tarafından dördüncü üretim öğesi olarak ilave edilmiş daha sonrada
TEKNOLOJİ öğesinden de söz edildiği görülmüştür.
Yazımızda sıkça söz edilen bazı kavramların kısa tanımları yapılmak istenirse:

Yönetim : planlama, düzenleme, değerlendirme, denetleme gibi tanımlanabilmesi
mümkün olan özellikleri içine alan bir kavramdır. Bir işbirliği ve karşılıklı etkileme
sürecidir.
Yönetici; yönetim kademesinde görev almış, işgörenlerin emek ve çabaları ile spesifik
bazı sonuçlar almayı sağlayan sorumluluğu yüklenmiş kişilerdir.
Motivasyon ; “güdüleme” veya “isteklendirme”olarak da tanımlanır, davranışın
başlatılması, yönlendirilmesi ve sürdürülmesini sağlayan güce verilen addır İhtiyaçlar
sonucu ortaya çıkar ve kişinin yapacağı işte başarılı olmasını destekleyecek gücü sağlar.
İnsan davranışında en etkili belirleyicidir.
Verim ise herkesin sıkça duyduğu ve anlamını çok iyi algıladığı gibi birim girdi başına
üretilen çıktı olarak ölçülür.

ÜRETKEN BİR ORTAM YARATMAK
*En iyisini elde etmek için en iyisini umun;
Elemanlarınızdan ve kendinizden yüksek standartlar bekleyin
*Elemanlarınızın hata yapmasına izin verin; İnsanlar hatalarından çok şey öğrenir.

OTORİTE YERİNE TEŞVİK
Çalışmak zorunda olmamak ! Herkesin hayali bu mudur? Yo hayır !.
İnsan yapısı bu değildir. Refah içinde yaşayan insanlar da bir şeyler yapmak ister İnsanlar
çalışmaya başladıkları zaman , işe motive olmuş halde gelirler ve ellerinden gelenin en
iyisini yapmayı isterler. Çalışma motivasyonu insanın kendi içinde vardır. Yöneticilerin
görevi üretken bir çalışma ortamı yaratmak ve elemanların motivasyon ve bağlılığını
güçlendirmektir.
Başkalarını motive etmek gerçekten mümkün müdür ?
Motivasyonu insanın sahip olduğu kaynakları belli bir amaç yönünde harekete geçiren
enerji ya da güdü olduğu ve içerden kaynaklandığı açıktır.
Bu anlamdaki motivasyon heves, istek, şevk, arzu, dürtü, haslet, itki sözcükleri ile de
yakın anlamlıdır.
Motivatör ; Başka insanları etkileyen, onlara bir amaca ulaşmaları için yardımcı olan,
başarılı olmaları için teşvik eden amaçlara ulaşılması için gerekli olumlu ve üretken ortam
yaratan insanlar da motivatör olarak tanımlanabilir.
Bu tanımlardan, insanların hem iyi hem de kötü motive edilebileceği sonucu çıkar.
“ Hazır oluş faktörü”:
insanın yeni ya da farklı fikirlerden , farkında olmadığı dürtüleri uyandıran ya da
gereksinim ve duygularını doyuran etkenlerden , iyi ya da kötü yönde etkilenmeye açık
oluş derecesini belirtir.
Eğer insanlar bir şey yapmaya ya da bir amaca ulaşmaya motive olmamışlarsa onları
henüz yapmak istemedikleri bu şeyi yapmaya ikna edebilirsiniz ama sizin tutum ve
değerlerinizi kabul etmeye hazır değillerse bu davranışları sürekli olmayacaktır. Bu
durumda hazır oluş faktörünün eksikliği söz konusudur
Elemanlarınız ya sizin direktiflerinize uymaya hazır olmalı ya da
Siz onları motive etmeye hazır olmalısınız.
* Başarıyı takdir etmekten çekinmeyin, ama olumsuz geri beslemeden de korkmayın.
*Grup içinde işbirliğini ve akılcı rekabeti teşvik edin
*Çatışmaların çözümüne yardımcı olurken, verimi yükselten çekişmeleri teşvik edin.

PSİKOLOJİK SÖZLEŞME
Yönetici ile elemanların karşılıklı olarak birbirinden ne beklediklerini ve başarılarının ya da
başarısızlıklarının sonuçlarını ortaya koyan, açıkça dile getirilmemiş bir anlaşmadır.
•Karşılıklı beklentiler
•Sorumluluklar
•Olumlu ve olumsuz sonuçlar
veremezler. Siz de onların başarısını değerlendiremezsiniz. Onlardan ne beklediğinizi
somut bir biçimde bildirin.
*Bu bölümün altı ay içinde kara geçmesini istiyorum.
*Size güveniyorum. Beni yarı yolda bırakmayacağınıza inanıyorum...
*Şirketi bir futbol takımı gibi düşünün. Toplu hücum toplu müdafaa stratejisi
uyguluyoruz. Ya beraberce gayret gösterip golleri sıralayacağız, ya da takım halinde
yenileceğiz.

BEKLENTİLERİ ORTAYA ÇIKARMAK
İnsanlara yapabileceklerinin en iyisini beklediğinizi söylediğiniz zaman, karşılıklı olarak
üzerinde anlaştığınız yüksek – ama makul standartlara ulaşma konusunda onları sorumlu
tutacağınızı bildirmiş olursunuz.
Eleman kendisinden neyi ve nasıl yapmasını beklediğinizi anlamalı, siz de onun bu işi
yapabilmek için neye gereksinimi olduğunu bilmelisiniz.
Sorumluluklar, motive etmeye çalıştığınız insanlardan elde etmeyi umduğunuz
sonuçlardır; neyin, kim tarafından ve ne zamana kadar yapılması gerekiyor ?
-Eğer elemanlarınız kendilerinden hangi sonuçları beklediğinizi bilmezse, bunları size
veremezler. Siz de onların başarısını değerlendiremezsiniz. Onlardan ne beklediğinizi
somut bir biçimde bildirin.
*Bu bölümün altı ay içinde kara geçmesini istiyorum.
*Size güveniyorum. Beni yarı yolda bırakmayacağınıza inanıyorum...
*Şirketi bir futbol takımı gibi düşünün. Toplu hücum toplu müdafaa stratejisi
uyguluyoruz. Ya beraberce gayret gösterip golleri sıralayacağız, ya da takım halinde
yenileceğiz.
Mahiyetinizdeki elemanların beklentilerini onlarla görüşerek onları dinleyerek ortaya
çıkartın. Beklentilerini onlarla tartışırsanız onların sizden ne beklediklerini öğrenir. Sizin
de onlardan ne umabileceğinizi anlamış olursunuz. Bu gibi görüşmelerde , doğru soruların
(çoğunlukla açık uçlu ) sorulması ve % 20 kuralına uyulması önemlidir. Toplam görüşme
süresinin yüzde 20 sinde siz konuşmalı geri kalan zamanda sessizce oturup
elemanlarınızın anlattıklarını dinlemelisiniz. Bilmek istediklerinizi öğrenmenin tek yolu
budur.
PSİKOLOJİK SÖZLEŞMENİN İŞLEMESİNİ SAĞLAMAK
İşgörenlerin psikolojik sözleşmeye uygun davranmaları dört temel faktörün varlığına
bağlıdır.
1-İnsanlar işlerini iyi yapmayı istemelidir.
2-İşini nasıl yapacağını bilmeli ya da öğrenecek yetenekte olmalıdır
3- Yapmak zorunda olduğu şeyleri ve çalışmasının hangi standartlara göre ölçüleceğini
anlamalıdır.
4-İyi bir performans göstermesini önleyecek engeller bulunmamalıdır.
Bu engellerin en önemlileri , çoğunlukla yöneticilerden kaynaklanır. Kimi yöneticiler
elemanlarından olanaksız taleplerde bulunur, kimileri de hiçbir talepte bulunmaz. Bir çok
yönetici elemanlarına işlerini yapabilmeleri için gerekli kaynakları sağlamaz.
Bazıları beklentilerinde tutarlı değildir sık sık değiştirir, bazıları da gereğinden fazla
tutarlıdır, beklentilerini değişen koşullara uydurmayı başaramaz
Elemanın işini yapabilmesi için gerekli beceri ve yeteneklere sahip olmaması,
organizasyonun yeterli eğitim, kariyer fırsatı ya da uygun ödüller sağlamaması gibi birçok
engel motivasyonun azalmasına sebep olur.
BU durumda elemanlar çaba göstermekten vazgeçerler ve birçoğu işten resmen
ayrılmadan aylar önce fiilen ayrılır
Başarının ve başarısızlığın sonuçlarının ne olacağını bilmemek de insanların ellerinden
gelenin en iyisini yapmasını engelleyen önemli faktörlerden biridir.
Başka insanlardan en yüksek verimi almak, yüksek ama makul standartlar saptamayı
hem kendinizi hem de onların sorumluluklarını bilmeyi; Başarı ve başarısızlıkların
karşılığında ne elde edeceklerini anlamalarını sağlamayı gerektirir.
Yüksek ama MAKUL standartlar saptamak
İnsanlardan en iyisini beklemezseniz onlardan en iyisini alamazsınız. Yalnızca beklemek
bunun için yeterli değilse de, beklememenin olumsuz sonuç vereceği kesindir. Aynı
şekilde, eğer insanlara bunu açıkça söylemezseniz onlardan en iyisini bekleyemezsiniz.
İnsanlardan yapabileceklerinin en iyisini elde etmenin en etkili yolu gitgide daha yüksek
standartları tutturmaya çalışmalarını , yani başkalarıyla değil kendileriyle yarışmalarını
sağlamaktır. İstediğiniz sonuçları almak için ; Esnek, gerçekçi kişisel performans
standartları, bunlara uygun kişisel davranış özellikleri,
Ve standartlara ulaşıldığında elde edilecek ödülleri saptayın. Esneklik ve gerçekçilik
“ya hep ya hiç” tutumunun aksine performansın değerlendirilmesini gerektirir.
Tartışma ve rollere açıklık kazandırma
Elemanlarla organizasyon içindeki rollerini tartışmak ve bu rollere açıklık kazandırmak,
onların ne yaptığı ile ilgilendiğinizi göstermek motivasyonlarını yükseltir Bu konuda
gösterdiğiniz çaba ve harcadığınız zaman, onların yaptığı işin sizin için önemli olduğuna
inandığınızı açıkça ortaya koyar
Sizin rolünüz, elemanları yönlendirmek ve denetlemektir. Ama bunu yaparken, bütün
ayrıntılara müdahale etmemeye, Onların işini kendiniz yapmamaya, Sorunları onların
yerine çözmeye kalkmamalısınız. Onların sorunları çözmesini teşvik ediniz. İnsanın
yapabileceklerinin en iyisini yapması bağımsızca karar verebilmelerini, özerk hareket
etmelerini ve kendilerine güvenmelerini gerektirir.
Elemanların çalışmalarını denetlemek, sorunların kriz haline gelmesini önlemek için
zorunludur. Böylece Amaçlardan ve standartlardan sapma olduğunu gördüğünüz zaman
tepkisel önlemler almak yerine, sorunun üzerine etkin bir şekilde gidebilirsiniz. Yönetici
olarak sorumluluğunuzda zaten bunu gerektirir.
Gereksinimleri anlamanın önemi
Hiç kimse hiçbir şeyi sebepsiz yapmaz.
İnsan işe bütün halinde gelir. Yani işle ilgili gereksinim ve ilgilerini olduğu kadar kişisel
gereksinim ve ilgilerini de yanında getirir.
İnsan amaca yönelimlidir. Yaptığı işten memnun olması için bu iş karşılığında bir kazanç
elde edeceğini bilmeye gereksinimi vardır. En ünlü motivasyon kuramını ortaya koyan
MASLOW, güdüleri hiyerarşik sıraya koymuş ve şu şekilde sıralamıştır.
Fizyolojik , güvenlik,toplumsal,benlik ve kendini gerçekleştirme gereksinimleri.
Bir işyerinde, işgörenin insanları sevme ve sevilme ihtiyacının doyurulmaması
uyumsuzluğa neden olur. Kendine değer verme veya saygı duyma ihtiyacı
karşılanmadığında güvensizlik, güçsüzlük duygusu oluşur. İş yerleri bu ihtiyaçları
doyuracak şekilde düzenlendiğinde, işgörende uyumlu, güvenli, ve huzurlu olacaktır .Bu
olumlu yönde katkı yapacaktır.

MOTİVASYONU YÜKSELTEN ÖDÜLLER :
Beklenti kuramı insanların yaptıkları karşılığında bekledikleri kazanç ne kadar değerliyse
genellikle o kadar iyi çalışırlar. Görüldüğü gibi bütün motivasyon kuramları
gereksinimlerle, bunların karşılanmasıyla, insanların ödüllendirilmesi, teşvik edilmesiyle
ilgilidir. Bunlar olmadıkça motivasyon da yoktur.
İşyerinde verimliliği artırmak için para ya da yapılan işin takdir edilmesi tek başına yeterli
olmuyor. Eğlencenin de düşünülmesi gerekiyor. Eğlence denince işyerinde parti verilmesi
anlaşılmamalı, işin kendisinin eğlenceli hale getirilmesi sağlanmalıdır.
Bunun çeşitli yolları var, Küçük ayrıntılara dikkat ederek özel günlerde ufak çaplı
kutlamalarla işyeri daha eğlenceli hale gelebiliyor. Örneğin;
tüm personelin nüfus kaydı elinizde hepsinin doğum gününü biliyorsunuz. Doğum günü
gelenleri hatırlamak işi aksatmadan , personel arasında bir şeker yada çikolata
dolaştırmak, bir kutlama mesajı yayınlamak o günü renklendirmez mi? Her kes o günü
konuşurken bir sinerji sağlanmaz mı ? Bu küçük bir örnek bunu çoğaltmak elimizde.
Sevinçli haberleri ve özel günleri birlikte kutlamak , yarışmalar, oyunlar, iletişim panosu
bu işte ki bazı araçlar... İşi eğlence haline getiren aktiviteler çalışanların motivasyonlarını
ve işyerine bağlılıklarını artırıyor. Çalışma alanındaki küçük ayrıntılara dikkat ederek ve
oyunlar, yarışmalar, iletişim kanallarının artırılarak müzik yayınları, çalışanların mutlu
haberlerini hep birlikte paylaşmak, ufak çaplı kutlamalarla işyerini daha eğlenceli hale
getirmek mümkün.
Bu uygulama ve davranışlar çalışanlar arasında eşitlik ve esneklik sağladığı, çalışanların
moral ve motivasyonunda ciddi artışlar meydana getiriyor. “Biz” duygusunun
güçlendiriyor. Ve şirket içi sinerji yaratıyor.

İŞYERİNDE EĞLENCENİN YARARLARI
Çalışanlar işyeri havasından çıkıp kendilerini evde hissetmeye başlıyorlar. Çalışma
hayatının bir stres ve sıkıntı kaynağı değil keyif alınan ve paylaşıma açık bir alan olarak
algılanmasını sağlıyor.
Moral ve motivasyonu üst düzeyde tutuyor.
Çalışanların işyerini ve işlerini sevmelerini sağlıyor.
Eğlence işleri aksatmak yerine işleri kolaylaştırıyor.
Başarı ve verimliliği artırıyor.
İkili ilişkileri sıcaklaştırıyor. Birlikte çalışmaktan keyif alan bir ekip oluşmasını sağlıyor.
İş ortamını canlı tutuyor.
Ekip çalışmasını geliştiriyor ve güçlendiriyor.
Yaptığı işten ve çalışma ortamından memnun olan çalışan, hizmet verdiği müşteriye de
aynı mutluluğu ve sıcaklığı yansıtıyor.
Güler yüzlü ve işine bağlı çalışanlardan oluşan şirket dışarıya olumlu mesajlar veriyor ve
dışarıdaki imajını olumlu etkiliyor.

Yazan: ATİLLA FİLİZ ( MBA)
atillafiliz@yahoo.com
Kaynak:
* Donald H.Weıss Yüksek Verim Alma stratejisi, Rota yayın tanıtım 1993,
*Filiz Atilla, Verimlilik Analizleri ve Motivasyonla İşletme Başarısının Artırılması Semineri,
KOSGEB İkitelli KÜGEM Seminer notları Nisan 2002 İstanbul

 

İK YÖNETİCİLERİ PROJE YÖNETİCİLERİNİ SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?

İK YÖNETİCİLERİ PROJE YÖNETİCİLERİNİ SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?

Günümüzde bilindiği gibi firmaların yaptığı işlerin çoğu proje olarak
nitelendirilmektedir. Projeler, başlangıcı ve bitişi tanımlı olan, bir defada yapılan işlere
denilmektedir. Operasyonlar gibi süreklilik arz etmezler. Projeler önceden yapılmayan işleri
de içerdiğinden yapısı itibariyle belirsizlik içerir ve bu da projelerin operasyonlara göre riskli
taraflarıdır. İşletmeler belli bir ürünü sürekli üretmekte olduğu gibi operasyon işlerini ya da
yeni ürün geliştirme, mevcut sistemleri iyileştirme gibi proje işlerini yaparlar.
Projeler önceden yapılmayan işleri içerdiğinden proje işlerinin planlanması başarı için
şarttır. Planlama belirsizliğin yönetiminde ve proje işlerinin takibinde elimizdeki en önemli
araçtır. Projeler yapıları itibariyle dinamiktirler. Hiçbir proje planı değişmeden kalmaz.
Uygulama esnasında sürekli değişimler planın tekrar düzenlenmesini zorunlu kılar.
Projeler operasyonlara göre farklılık içerdiğinden proje yöneticilerinin yetkinlikleri de
de operasyon yöneticilerine göre farklı olmalıdır. Projeler bir şirketin kaynaklarının çoğunu
bağladığı ve şirketi ileriye hızla götürecek olan iddialı faaliyetler olabilir. Bu sebeple özellikle
İnsan Kaynakları Yönetimi açısından bir proje yöneticisinin seçim kriterleri önem
arzetmektedir. İnsan Kaynakları Yöneticileri projeler ve projeleri yönetmek için yöneticilerin
hangi nitelikte olması gerektiği konusunda bilgi sahibi olmak durumundadır. Proje yöneticisi
en başta iyi bir planlamacı ve dikkatli bir denetimci olmak durumundadır. Uygulama
esnasında yapılan işlerin plana uygun gitmediğinin sürekli takibi gerekmektedir.
İK yöneticisi öncelikle işletmede yapılan projeleri gözlemeli veya yapılması
planlanan projelerin özelliklerini tanımlamalıdır. Gözlemler aşağıdaki kriterler gözönüne
alınarak bilgi toplanabilir.
- Şirkette projelerin bütçesel boyutu nedir?
- Şirketteki projelerde planlama ihtiyacı ne boyuttadır?
- Planlama için yazılım kullanılmasını gerektiren projeler mi yapılmaktadır?
- Proje ekibindeki çalışanlar farklı bölümlerden kişilerden mi oluşmaktadır?
- Genellikle proje yöneticine verilen yetkiler ve sorumluluklar nelerdir?
- Şirketteki projelerin yöneticileri hangi kıstaslara göre seçilmektedir?
- Projelerde yönetim ve organizasyon yapısı nasıl oluşturulmaktadır? Raporlama
ilşkileri tanımlanabilir mi?
- Proje yöneticilerinin yaptıkları işlerle ilgili tecrübeleri eğitimleri nelerdir?
- Proje yöneticilerinin proje performanslarına ilişkin bilgiler var mıdır?
- Projelerde çalışan ekip üyelerinin proje performanslarına ilişkin bilgiler var mıdır?
- Projelerde bir proje yönetim yöntemi kullanılmakta mıdır?
Bu soruların cevapları şirkette halihazırda yürütülen projelerdeki yönetim yapısını ve
proje yöneticilerinin profilini ortaya çıkaracaktır. Bu bilgilerden hareketle ilk adımda İK
yöneticisi şirkette projelerin yönetiminde güçlü ve zayıf yönleri ortaya koyacaktır.
Daha sonra yapılması gereken bir proje yöneticisinde genel olarak nelerin
beklendiğinin belirlenmesidir. Projelere özgü olarak bir yöneticide aranması gereken
yönetimsel özellikler aşağıda açıklanmıştır.
2
Proje Yöneticilerinin Genel Yönetim Becerileri:
1. Liderlik yeteneği: Her yöneticide olması gereken bu beceri projelere uygulandığında proje
yönünün belirlenmesi ve kişilerin bu yönde harekete geçirilerek sürekli motive olacak şekilde
çalışmasının sağlanması olarak açıklanabilir.
2. İletişim yeteneği: Özellikle projelerde üretilen proje bilgilerinin farklı ihtiyaçları olan proje
taraflarına en uygun ve en doğru biçimde nasıl aktarılacağı yetisi.
3. Müzakere yeteneği: Proje ekibini kurarken şirket içinde diğer yöneticilerle en iyi kaynağı
projeye dahil etmek için yapılan müzakereler ve projeye ilişkin konularda müşteri ve şirket
üstyönetimiyle uzlaşma, anlaşma için müzakere yeteneği
4. Problem çözme: Herhangi bir sorunun çözümü için alternatiflerin ortaya çıkarılması ve
aralarından en uygununun seçilmesi
Bu genel yönetim becerilerinin yanısıra projelerde kullanılan bilgi alanlarının proje
yöneticileri tarafından iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu bilgi alanlarında yöneticilerin yetkin
olup olmadığının çok kesin bir yanıtı vardır. Dünya çapında kabul görmüş PMP sertifikası
sahibi olmak! PMP (Project Management Professional) merkezi ABD’de olan ve dünyanın
önde gelen proje uzmanlığı organizasyonu PMI’ın (Project Management Institute) düzenlediği
sınavdır. Bu sınav proje yöneticisinin planlama, yürütme, kontrol yeteneklerini sorularla
sınamaktadır. Özellikle ABD’de proje yöneticilerinin hemen hepsinde bu sertifikasyon
aranmaktadır. Ülkemizde de yurtdışı firmalarla yapılan projeler ve şirketlerimizn yaptığı
işlerin boyutu arttıkça proje yöneticilerinde PMP sertifikasyonu daha fazla aranır hale
gelecektir. İK yöneticileri PMP sahibi olan bir Proje Yöneticisinin en azından proje yönetim
bilgisinin tam olduğundan emin olabilirler. Türkiye’de de yapılan PMP sınavına hazırlıklı
girebilmek için PMI tarafından kabul görmüş bir eğitim kurumundan (REP: Registered
Education Provider) eğitim almak faydalı olmaktadır.
İK Yöneticisi, şirketindeki projeleri gözleyip bu projelere ilişkin saptamalarını
yaptıktan sonra elde ettiği bilgileri proje yöneticinde olması gereken becerilerle
karşılaştırmalıdır. Bu durumda mevcut proje yöneticilerinin eksiklikleri, geliştirilmesi gereken
yönleri ortaya çıkacaktır.
İK Yöneticisi, şirketini proje yönetimi açısından sorgulamak için kullandığı soruları
bir proje yöneticisiyle yaptığı işe giriş görüşmesinde de kullanabilir? Bu sorulara verilen
cevaplar adayların yaptıkları tip projelerin anlaşılması, bu projelerin şirkete uygunluğunun ve
adayın proje yönetici olarak profilinin ortaya çıkarılmasında önemli rol oynayabilir.
İK Yöneticilerinin farklı bir niteliği olan proje tipi işlerde uygun adayları bulmak için
hangi yöntemleri kullanabileceği yukarıda özetle aktarılmıştır. Sonuç olarak şirketler için
stratejik önemi olan projelerin, yöneticilerinin İK tarafından seçiminin de stratejik bir karar
olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bu stratejik kararı almak için ne yapılması gerektiği bilgisi İK
yöneticilerinde olmalıdır.

Çarşamba, Mart 29, 2006 

Meslek Olarak "Mühendislik"


Meslek Olarak “Muhendislik”


Atilla SEMİZ
Endustri Muhendisi

Barış BİLGİNOGLU
Makina Muhendisi


1. MESLEK

‘Meslek’ kavramı üzerinde kuramsal açıdan bir uzlaşmaya varılamamıştır. Bunun en temel nedeni, farklı anlamlara sahip ‘meslek’, ‘uğraş’ ve ‘iş’ sözcüklerinin gerek kuramsal olarak gerek farklı dillerdeki karşılıkları açısından birbirinin yerine kullanılmasıdır. Meslekler alanındaki çalışmaların dayandığı Anglo-Amerikan toplum biliminde türlü kullanım biçimlerinin yaygın olmasından kaynaklanan bu sorunun, önceleri uğraş ile iş anlamlı kullanılan meslek kavramının, uğraştan farklı olan özelliklerinin öne çıkarak tanımlanmasıyla bir ölçüde giderildiği söylenebilir.[1]

Batı dillerindeki ‘profession’, ‘vocation’ ya da ‘occupation’ kavramları Türkçe’de ‘meslek’ kavramı ile karşılanmaktadır. Uğraş anlamı da meslek kavramının Türkçesi olarak kullanılmaktadır.

‘Occupation’ın karşılığı olarak uğraş kavramı, hem bilgi ve beceriye dayanmayan, hem de özel bilgi ve beceri gerektirmeyen işleri kapsayan genel bir kavramdır. Buna karşılık ‘profession’ karşılığı meslek kavramı, özel bilgi ve beceri gerektiren ama aynı zamanda sürekli, örgütlü, bilinçli bir işi ifade etmektedir. [2]

Diğer bir kavram ‘vocation’, genellikle ‘profession’ ile eş anlamlı kullanılmaktadır. Vocation kavramı da ‘occupation’ benzeri bir biçimde ‘profession’ kavramını tamamlayan bir biçimde kullanılmaktadır.

Meslek kavramı üzerinde uzlaşmaya varılmamış olmasının temel nedeni, Anglo-Amerikan ve Kıta Avrupası meslekler toplumbilimindeki yaklaşım farklılığıdır. Anglo-Amerikan yaklaşımda meslek, sadece özel bir uğraş türü olarak tanımlanmaktadır. Bu anlamıyla meslek, Kıta Avrupası’nda meslek yerine bilgi ve beceriye dayalı çalışma alanını ifade etmek için ‘uzman’ ya da ‘entellektüel’ kavramları kullanılmıştır. İki yaklaşım arasındaki bu farklılığın temel nedeni, Kıta Avrupası’nda tanımın, sınıf, güç ya da toplumsal ilişki gibi daha üst tanımlamalar içinde değerlendirilmesine yönelik tercihtir.

Meslek kavramı, Latin kökenli Avrupa dillerinde uzun bir geçmişe sahiptir. Kavramın ilk biçimsel kullanımı 1541 yılında Oxford İngilizce Sözlüğü’nde yaygın kullanımı da özellikle 16. yy.dan sonra İngiltere’deki ruhban okullarında görmekteyiz. Önceleri dinsel ve ahlaki öğeler içeren, ‘dinsel düzen adına yemin etmek’ anlamına gelen meslek kavramı, 16 yy.dan sonra Batı Avrupa’daki düzenlemelerin etkisi ile ‘dünyevi’ bir içerikte, ahlaki yaklaşımla değerlendirilmiştir, fakat yine de uzun bir süre dine yönelik geleneksel bağı koparılamamış, ancak 17.yy.dan sonra dinsel anlamını yitirerek, ‘yeteri kadar beceri sahibi olma’ (profess) nedeniyle bir gruba üye olma anlamını kazanmış ve bu anlamıyla, günümüze değin kullanılmıştır.

Meslek, (profession) ve mesleki (profesyonel) terimleri birden fazla anlama sahiptir. Bir anlamda meslekilik yada profesyonellik amatörlüğün karşıtıdır. Bir işi para karşılığı beklemeden zevk için yapmak amatörlüktür. Profesyonellik ise hayatını o işten kazanmayı gerektirir. Diğer bir anlamda ise profesyonellik, bir işin maharetli ve işin gereklerine uygun bir tarzda yapıldığını gösterir. Örneğin ne kadar profesyonel bir iş yapılmış dendiğinde o işi yapanın ustalığını anlatmak isteriz. Bir meslek sahibi olmak sosyolojik olarak çeşitli sonuçlar doğurur. Toplumda tanınan bir meslek sahibi olmak bir çok prestiji beraberinde getireceği gibi üyelerine pek çok ayrıcalık, sosyal, ekonomik, yasal ve politik üstünlükler sağlar. Bu yüzden yeni çıkan iş grupları meslek olarak tanınmak için büyük çaba harcarlar.
Klasik olarak meslek denince genellikle hukuk, tıp, ilahiyat ve akademisyenlik anlaşılır. Ancak zamanımızda diğer başka gruplar da meslek kapsamında değerlendirilmektedir. Bir işin meslek sayılabilmesi için bazı koşullar vardır. [3]

Mesleklerin entelektüel bir boyutu vardır ve belli bir akademik eğitim süresini ve ihtisaslaşmayı gerektirir. Meslekler, mensuplarından fedakarca davranışlar beklerler. Başka bir deyimle bir mesleğin mensuplarının amacı birinci olarak kendilerine ihtiyaç duyanlara hizmet etmektir. Başkalarına ve topluma hizmet etmek meslek olmanın esasını temsil eder.
Bir meslekte bütün meslek üyelerinin yer aldığı organize bir meslek örgütünün varlığı gereklidir. Bu meslek örgütü, özerk ve kendi kendini yöneten kolektif bir özelliğe sahip olmalı ve ehliyet sahibi üyelerini kontrol etmek, mesleki eğitim için rehberlik yapmak, mesleki uygulamalar için kabul edilebilir standartlar geliştirmek gibi sorumlulukları taşımalıdır. [4]

Son olarak meslekler toplumda çok özel bir ilişki içindedirler. Bu özel ilişki, belirli meslek sahiplerine bazı güç ve ayrıcalıklar verir. Bu tür ayrıcalıkların altında yatan neden, genellikle tekel özelliği taşıyan bu mesleklerin topluma karşı görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri ve mesleklerin gereklerini yapabilmeleri için bu tür ihtiyaçlara gerek olduğudur. Bunun yanında toplum bazı meslekler için ek imkanlarda sunar, eğitim yardımları, kütüphaneler, hastaneler, araştırma faaliyetleri gibi. Bir mesleğin toplumdan sağladığı avantajlarla, toplumun o meslekten sağladığı avantajlar, meslek ile toplum arasında bir tür sosyal sözleşmenin varlığına işaret etmektedir. İşte bu sözleşme belli bir meslek ile toplum arasındaki ilişkilerde ahlaki bir altyapı oluşturmaktadır ve meslek sahiplerinin topluma karşı özel ahlaki sorumluluklarının olduğunu göstermektedir. [5]

2. PROFESYONELLEŞME SÜRECİ

Profesyonelleşme genel olarak her ‘iş’in ‘uğraş’laştığı, her ‘uğraş’ın da meslekleştiği, süreklilik gösteren bir süreçtir. Bu süreç meslekler için toplumsal ve ekonomik statülerinin yükselmesi, buna bağlı olarak da güçlerinin artması anlamına gelmektedir. Meslek statüsü, genellikle bir sürecin sonunda elde edilmektedir. Ancak iş bölümünün artması, eğitim düzeyinin yükselmesi,her uğraşın meslek olacağı ve tüm iş kollarında aynı ölçüde profesyonelleşme yaşanacağı anlamına da gelmemektedir. Uzmanlaşma, bilgi ve beceri düzeyinin artması, çalışma yaşamına yönelik düzenlemelerin nesnel standartlar temelinde oluşturulmaya başlanması ve buna dayanarak lisans, sertifika sisteminin yerleşmesi, hizmet sektörünün genişlemesi profesyonelleşme sürecini yaratan nedenlerden bazılarıdır. Fakat, bu gelişmeler bir uğraşın meslek haline gelmesi için yeterli değildir. Genel olarak profesyonelleşme sürecini oluşturan bu gelişmeler yanında uğraşın bir takım özellikleri kazanması gereklidir. Bu özellikler, uğraşın tam zamanlı bir iş haline gelmesi, mesleki bilginin üyelere kazandırıldığı eğitim ve içselleştirme sürecinin varlığı, meslek birliklerinin oluşturulması, meslek alanının sertifika ve yetkilendirme gibi araçlarla sınırlandırılması, mesleki uygulamalar için etik kodların oluşturulması olarak sıralanabilir.

Toplumda bilgi ve uzmanlık düzeyinin yükselmesi, çalışma yaşamının düzenlenmesi ve bir takım özelliklerin kazanılması her zaman yeterli olmayabilir. Profesyonelleşme sürecinde diğer bir önemli aşama, uğraşın kendi çalışma alanına ilişkin bir istem yaratması ve güvenilirliği konusunda kamuoyunu ikna etmesidir. Bu aşamada, devlet ile kurulacak olan ilişkiler de belirleyici olacaktır.

Aşağıdaki tabloda meslek, uğraş ve iş kavramlarını birbirlerinden ayıran özellikler gösterilmektedir.[6]

MESLEK, UĞRAŞ VE İŞ KAVRAMLARININ ÖZELLİKLERİ

ÖZELLİK
MESLEK
UĞRAŞ
İŞ
Bilgi ve Becerinin Doğası
Bilgi ve beceri sadece belli bir grup tarafından ulaşılabilir nitelikte,dışarıdan ulaşılabilmesi güç, iyi korunuyor.
Bilgi ve beceri sadece belli bir grup tarafından ulaşılabilir nitelikte,fakat dışarıdan kolay ulaşılabiliyor.
Temel bilgi ve beceri uğraşın dışındakilerce tutuluyor.
Etkinlik Türü
Büyük ölçüde analiz gerektiren ve zihinsel
Büyük ölçüde analiz gerektiren ve zihinsel, fakat kol gücüne yönelik etkinliklerde mevcut
Büyük ölçüde kol gücüne dayalı
Biçimsel Eğitim
Uzmanlaşmış lisans ya da lisans üstü eğitim
Bazılarında üniversite mezunu olmak zorunlu, bazılarında uğraş birliklerinden alınan dereceler yeterli
Biçimsel eğitim zorunluluğu yok.
Biçimsel Uğraş Örgütleri
Meslek birliği zorunlu(lisans, belgeleme)
Bazıları birliğe sahip, zorunlu değil
sendikalar yaygın ama bütün işleri kapsamıyor.
Hizmet İçi Eğitim
Biçimsel eğitime göre ikincil konumda
Temel eğitim biçimi
Niteliği gereği zorunlu
Biçimsel Sertifika
Zorunlu
Bazılarında zorunlu
Zorunluluk yok
Girişin Denetimi
Yüksek, sınırlı sayıda kabul var.
Düşük, kısmen sayı sınırlaması var
Düşük, sayı sınırlaması yok
Sendikalaşma Oranı
Düşük
Orta
Yüksek

Yapılan çalışmalar ışığında bir uğraşın meslek olma sürecinde sahip olması gereken beş temel özellik tanımlanabilir. Bunlar:

Yüksek derecede sistematik meslek bilgisi
Mesleki toplumsallaşma(belirli bir mesleğe giriş için gerekli bilgi ve becerinin yanında bazı davranış kalıplarının, değer yargılarının, simgelerin kazanılması dolayısıyla mesleki kimliğin edinilmesi süreci)
Profesyonellik veya profesyonel ideoloji(Profesyonelin kendini topluma adayan, alanı ile ilgili bilgi ve beceriye sahip, erdemli, toplumun genel refahını sağlamaya yönelik yükümlülük sahibi bir birey olduğu düşüncesi)
Profesyonel etik kodlar(meslek üyelerinin davranışlarını ya da uygulamalarını yönlendiren soyut kurallar bütünü)
Özyönetim(mesleğin kendi hizmet alanı ile ilgili düzenlemeler yapması ve bu düzenlemeleri yapabilmek için devlet tarafından yetkilendirilmiş olması)

3. PROFESYONEL BÜROKRASİ

Profesyonellerin yönetiminde karşılaşılan sıkıntılar araştırmacıları yeni yönetim modelleri üretmeye yöneltmiştir.[7] Temel olarak istenilen standardizasyon ve ademi merkeziyetçiliğe aynı anda yer verebilen bir koordinasyon mekanizmasının-diğer bir deyişle becerilerin standartlaştırılmasının- oluşturulmasıdır. Bu araştırmalar sonucunda son dönemde yönetim alanında sıkça gündeme gelen Profesyonel Bürokrasi kavramını öne çıkarmıştır.

Profesyonel Bürokrasi hastaneler, okullar, üniversiteler, müşavirlik büroları, sosyal hizmet kurumları gibi profesyonellerin yoğun olarak çalıştığı ve etkin rol oynadığı yerlerde görülebilen bir yapıdır. Bu yapının en önemli özelliği son derece iyi yetişmiş ve kendini mesleğine vermiş kişilere, diğer bir deyişle profesyonellere dayalı bir yapı olması ve bu profesyonellere kendi işlerini kontrol etme olanağının sağlanmış olmasıdır. Kendi işini kontrol etme ile kastedilen meslektaşlarından bağımsız olması ve müşteriler veya hizmet alanlarla birebir yakın ilişkiler kurulmasıdır. Örneğin öğretmenler sınıfta ders verirken öğrencilerle, doktorlar tedavi ve teşhis aşamalarında hastalarla yakın ilişkiler kurarlar.

Profesyonel Bürokrasi bir standart program repertuarı olarak düşünülebilir. Profesyonel karşılaştığı duruma göre bu standart programlardan birini seçer ve uygular. Diğer bir deyişle bir nevi sınıflandırma sürecini gerçekleştirir. Bu duruma örnek olarak eskiden üniversitelerdeki mektup sistemi verilebilir. Bu sistemde her öğretim üyesinin üzerinde adının yazılı olduğu bir posta kutusu vardır. Postacı veya gelen mektupları dağıtmakla sorumlu kişi mektubun üzerindeki isimle kutunun üstündeki ismi eşleştirerek bir sınıflandırma yapar. Bir doktorda benzer şekilde hastasını muayene eder, eğitimi sırasında öğrendikleri yardımıyla hastalığın belirtilerine göre bir teşhis koyar ve bu teşhise göre tedaviye başlar. Dolayısıyla bu yapıda profesyonelin iki temel görevi vardır:

Duruma göre müşterinin ihtiyacını belirlemek.(teşhis)Teşhisin konulmasıyla birlikte tedavi programı da otomatikman ortaya çıkmış olur.
Tedavi programını uygulamak.

Bu sınıflandırma sürecindeki farklılıklar Profesyonel Bürokrasinin, diğer yönetim yapıları olan Makine Bürokrasisinden ve Adhokrasiden ayrılmasını sağlamaktadır. Makine Bürokrasisinde standart program sırasını uygulamak tek amaçtır. Teşhis aşaması yoktur. Uygulama dize vurulunca otomatikman ayağımızın hareket etmesi gibi bir refleks halini almıştır. Profesyonel Bürokrasinin temelinde ise teşhis yatmaktadır ancak önceden belirlenmiş bir kalıp veya duruma uydurma söz konusudur. Adhokraside ise tamamen açık-uçlu teşhis vardır. Problemlerin yeni ve benzersiz olmaları sebebiyle standart durum ve programlar yoktur. Bu sebeple yaratıcı çözümler bulunmaya çalışılır.

Profesyonel Bürokrasinin profesyonellere dayalı olması sebebiyle onlara elden geldiği ölçüde destek verilmeye çalışılır. Bu sebeple yapı içinde çok sayıda destek personeli (hastabakıcı, hizmetli, hemşire, vb.) yer alır. Ancak profesyonellere tanınan haklar ve özgürlükler bu personele tanınmaz. Genelde destek yapılarında hiyerarşik bir düzen hakimdir.

Profesyonellerin işlerini hakkıyla yaptıkları düşünülerek veya işlerini iyi yapıp yapmadıklarını en iyi kendilerinin belirleyecek olmaları sebebiyle verilen hizmetle ilgili sıkı bir denetim uygulanmaz. Yöneticilerin temel amacı profesyonellere hizmet etmek ve işlerini kolaylaştırmaktır. Profesyoneller yöneticilerin denetimine maruz kalmamasının üç temel sebebi vardır. Bunlar:

İşin çok karmaşık olması sebebiyle müdürler analiz ve kontrol edememeleri.
Müşteriyle birebir ilişki kurmaları.
Profesyonelin hizmetine talebin çok olması.

Yukarıdaki üç sebep yöneticilerin denetimini azaltsa da daha önce bahsedildiği gibi kimi zaman profesyonellerle yönetim arasında çeşitli problemler çıkabilmektedir. Profesyoneller bu durumdan rahatsız olsalar da kurumun sunduğu kaynaklar (kütüphane, ameliyathane, destek personeli gibi) ve kurum içindeki meslektaşlarıyla olan etkileşim (hem birbirlerinden yeni şeyler öğrenmeleri hem de kimi zaman takım halinde-örneğin bir hastanın hem cildiyeciye hem de psikoloğa ihtiyacı olabilir-çalışmalarının gerekmesi) sebebiyle kurumdan ayrılmak istemezler. Ayrıca kurum sayesinde çok sayıda müşteriye ulaşabilmeleri de bu karar da etkili olmaktadır.

Yapılan araştırmalar Profesyonel Bürokrasinin uygulanması için bazı şartların gerçekleşmesi gerektiğini göstermiştir. Bunlar:

Örgütte profesyonellerin yoğun olması
Çevrenin, yoğun eğitimle öğrenilebilecek zor prosedürlere ihtiyaç duyulacak kadar kompleks ve becerilerin iyi tanımlanıp standartlaşmasını sağlayacak kadar kararlı olması
Teknolojinin özerklik ve standartlaşmanın kaybolmasına neden olacak kadar ön planda olmaması

Profesyonel Bürokrasi standartlaşma ile ademi merkeziyetçiliği koordine etmesine rağmen bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Oto kontrol dışında denetim mekanizmalarının olmaması, yapılabilecek bir hatanın düzeltilmesinin tamamen profesyonele bağlı olması, tek koordinasyon mekanizmasının becerilerin standardizasyonu olması, karar verme yetkisinin tamamen profesyonele ait olması-özellikle profesyonelin yetersiz, bilinçsiz veya örgütün amaçlarına ilgisiz olması durumunda- ve yeniliklere yeterince açık olmaması(yapıdaki temel mantığın standartlara göre çıktılar verilmesi olması sebebiyle) karşılaşılan problemlerin başında gelmektedir.

4. KÜLTÜRLERİN ÇATIŞMASI

Yöneticiler ile profesyoneller arasında öteden beri var olan sürtüşme, temelde bir kültür çatışmasından kaynaklanır. Kültürlerin çatışması, yöneticilerin şirkete bağlılığından oluşan kurumsal kültürle, profesyonelleri sosyalleştirmeye yönelik profesyonel kültür arasındaki bir çatışmadır. Bu kültürlerin her ikisi de daha geniş kapsamlı sosyal kültürden etkilenirler. Kısaca bilim adamları, mühendisler, hukukçular, muhasebeciler, öğretmenler gibi kendi başlarına değil, bir organizasyonda çalışan ücretliler, bir meslek grubunun üyesi olarak sorumluluklarını yerine getirmek için bir disiplin ve kültür sürecinden geçerek sosyalleşirler. Bununla birlikte, aldıkları eğitim ve bunun getirdiği sosyal alışkanlıklar nedeni ile, özellikle kariyerlerinin ilk dönemlerinde, mevcut yönetim tarzına uyum göstermede doğal olarak birtakım zorluklarla karşılaşır. Yöneticiler ise daha farklı bir sosyalleşme süreci geçirirler. Problemleri çoğunlukla birden fazla disiplinin bakış açısından ve pratik bir şekilde çözmeye yöneliktir. Ayrıca yöneticilerden, sahip oldukları becerinin büyük bir kısmının iş başında öğrenilmesi beklenir. Yöneticilerin sosyalleşmesini önemli ölçüde etkileyen kurumsal kültür, yöneticinin rolünü şöyle tanımlar: Organizasyonun hedeflerini açık ve kesin olarak saptamak ve hedeflere ulaşmada gereken önlemleri bulmak ve geliştirmek.

Mühendisler değerleri çalıştıkları örgütler ile farklı olan ve uyuşmayan profesyonellerdir.[8]

William Kornhauser’s Classic Scientists in Industry (1963) örgüt değerleri ve mühendislerin mesleki değerlerinin çatıştığı dört unsur tanımlamıştır:[9]

1. Amaçlar: Örgütler mühendislerden ürün geliştirmede yardımcı olmalarını beklerken mühendisler teknik mükemmelliği sağlamak amacıyla standartlara uyulmasını amaçlarlar.

2. Kontroller: Örgütsel kontrol hiyerarşiktir. Örgüt içi hiyerarşi basamakları önem taşır. Öte yandan mühendislikte profesyonel kontrol meslektaşların kontrolünü gerektirir.

3. Teşvik Ediciler: Örgütsel teşvik örgütteki hiyararşik statüye bağlıdır, mesleki ödül ise mesleki statüye bağlıdır.

4. Etkileme: Örgütsel otorite örgüt içindeki pozisyona bağlıyken profesyonel otorite mesleki rekabet üstünlüğüne bağlıdır.

Kornhauser burada kültürlerin mesleki değerler ve kurum arasında bir çarpışması olduğunu vurgulamaktadır.

5. MÜHENDİSLİK

Mühendislik, bilimsel ilkelerin, doğadaki kaynakların en verimli ve etkin biçimde yapılara, makinelere, ürünlere, sistemlere ve süreçlere dönüştürülmesi amacıyla uygulamaya konması sanatı” olarak tanımlanmaktadır.[10]

Mühendislik bilgiyi pratik amaçlara uyarlamak için uygun karan verebilmeyi, sorunlara yeni çözümler bulabilmeyi ve yeni aygıtların, süreçlerin maliyetini, işleyişini önceden görme yeteneğine sahip olmayı gerektiren bir sanattır. Bilim adamının işlevi bilgiyi genişletmek, mühendisinki ise uygulamaktır. Mühendislik başta fizik, kimya ve matematik olmak üzere, bu bilim dallarının uzantıları olan malzeme bilimi, katı ve akışkanlar mekaniği, termodinamik, aktarım, hız süreçleri ve sistem çözümlemesine dayanır.

“Mühendis” sözcüğü Arapça’dır, yani Geometri bilen demektir. İngilizce, Fransızca, Almanca’da mühendis sözcüğünün karşılığı olan sözcükler, Latince “ingeniatorem” sözcüğünden türemiştir. Yaratıcı, yetenekleri olan kişi demektir. İngeniatorem sözcüğü de “ingenium” sözcüğünden türemiştir. Anlamı “deha/ dahi” dir.”

Mühendisliğin teknolojinin bir parçası olduğunu vurgulayan Omay, teknoloji kelimesinin Yunanca “Tekhne” sözcüğünden türediğini ve pratik yapabilme gücü olarak tanımlandığını ifade ederek, günümüzde bilimsel bilgiye dayalı uygulamalar anlamını taşıdığını belirtmektedir.[11] Omay, mühendisliğin statik bir meslek değil, dinamik bir meslek olduğunu, mühendisliğe ait ilk tanımın “Mühendislik insanlığın yararlanması için doğadaki büyük güç kaynaklarını yönetme sanatıdır.” şeklinde yapıldığını, 20.yy’ın ortasında ise; “Mühendislik insanlığın yararlanması için çeşitli makine, malzeme ve yapıların projelendirilmesine, üretimine, teorik ve ampirik bilgiyi uygulama sanatıdır.” şeklinde tanımlandığını ifade etmiştir. “Kısaca mühendis, teknoloji dediğimiz insan faaliyetini yaratan ve onu insanlığın gelişmesi, refah içinde yaşaması için uygulayan insandır ve çok önemli bir meslektir.”

Sosyologların “mühendis bir aktördür, toplum ona bir rol biçer ve mühendis de bu rolü oynar” ifadesinden yola çıkarak, mühendisin Türk toplumu içersindeki statüsünü belirlemek için önce bir toplum modeli yaratması gerektiği görülmektedir. Türkiye’de kapitalist bir üretim tarzı vardır ve mühendisler de, kapitalist toplumda işçi sınıfı ve sermaye sınıfı arasında kalmaktadır. Omay, bu durumu“Mühendisliğin tarihi ve sosyolojisi mühendisin toplumdaki statüsünün ve işlevinin üretim ilişkileri tarafından belirlendiğini ortaya koymaktadır. Mühendis tarih boyunca çeşitli üretim ilişkileri içinde çalışmıştır. Bu ilişkiler mühendislik mesleğini kendi özelliklerine göre şekillendirmiştir. Günümüzde kapitalist üretim tarzı geçerlidir. Bu nedenle mühendislik kapitalist üretim ilişkileri tarafından şekillendirilir. Kapitalist üretim ilişkileri mühendisin mesleki kişiliğini belirler. Gelecekte teknolojinin gelişim hızının ivmesi büyüyecektir. Bu teknolojiyi yaratan ve uygulayan mühendis tarihin devrimci aktörleri arasında yer alacak ve toplumun yapısını belirleyecektir.” Şeklinde ifade etmektedir.

Mühendisler malzeme ve enerji olmak üzere iki tür doğal kaynaktan yararlanır. Malzemeler dayanım, kolay işlenebilirlik, hafiflik, kalıcılık, yalıtma ya da iletme, kimyasal, elektriksel ve akustik nitelikler gibi özellikleri nedeniyle yararlıdır. En önemli enerji kaynakları ise kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtlar ile rüzgâr, akarsular, Güneş ışığı ve nükleer çekirdek bölünmesi sürecidir.

Mühendislik sorunları konu ve karmaşıklık bakımından çok değişik olmakla birlikte sorunu çözmek için aynı genel yaklaşım uygulanır. Önce genel durumun bir çözümlemesi yapılır ve izlenecek yol için bir ön karar verilir. Bu karar doğrultusunda çoğunlukla belirsiz ve dağınık olan sorun açık biçimde ifade edilebilen belirgin bir soruna indirgenir. Bundan sonra sorun bilinen ilkelerden mantıklı bir çıkarsama yapma yoluyla ya da yeni bir tasarımda olduğu gibi yaratıcı bir bireşimle çözülür. Çözümün doğruluğu ve uygunluğu her zaman denetlenir. Son aşamada da basitleştirilmiş sorun için bulunan sonuçlar ilk soruna uyarlanır ve uygun bir biçimde ifade edilir.

Bütün mühendislik dallarındaki başlıca etkinlikler araştırma, geliştirme, tasarım, yapım, üretim, işletme ve yönetim olarak sıralanır. Araştırma mühendisi matematiksel ve bilimsel kavramları, deney tekniklerini ve tümevarım mantığını kullanarak yeni ilke ve işlemleri geliştirir. Geliştirme mühendisi araştırma sonuçlarını yararlı amaçlar için uygular. Tasarım mühendisi bir yapıyı ya da ürünü tasarımlarken yöntemleri seçer, malzemeleri, işletme koşullarını ve teknik gereksinmeleri karşılayacak biçimleri belirler. Yapım mühendisi üretim yerini hazırlamaktan, istenen niteliği ekonomik ve güvenli bir biçimde sağlayacak işlemleri belirlemekten, malzemelerin yerleştirilmesinden ve personel ve aygıtların çalışmasını örgütlemekten sorumludur. Üretim mühendisi sosyal ve ekonomik etkenleri göz önüne alarak aygıtların seçimini ve tesisin yerleşim planını yapar. Süreçleri ve aletleri seçer, malzemelerin ve bileşenlerin akışını düzenler, denenmelerini ve niteliklerinin denetlenmesini sağlar. İşletme mühendisi ise güç, aktarım ve iletişim sağlayan makineleri, tesisleri ve işletmeleri denetler, karmaşık aygıtların güvenilir ve ekonomik biçimde işletilmesi için işlemleri belirler ve çalışanları yönlendirir. Bazı ülkelerde ve sanayilerde müşterilerin taleplerini de mühendisler çözümler, bu taleplere yanıt verecek ekonomik birimleri önerir ve bunlarla ilgili sorunları çözer. Bazı sanayi dallarında sermayenin nasıl kullanılacağına da mühendisler karar verir. Geleneksel olarak inşaat mühendisliği, makine mühendisliği, elektrik mühendisliği ve kimya mühendisliği olmak üzere dört ana mühendislik disiplini ve bu disiplinlerin her birinin birçok farklı uzmanlık dalları vardır. Maden mühendisliği, metalürji mühendisliği, ziraat mühendisliği, orman mühendisliği, nükleer teknoloji mühendisliği ve çevre mühendisliği de öbür önemli ve ayrı mühendislik disiplinleridir.

6. MÜHENDİSLİĞİN TARİHÇESİ

Teknoloji tarihi ile uğraşan tarihçiler insan hakkında, “insan alet yapan yaratıktır” diye anlatmaktadır. Alet yapmak teknolojik bir faaliyettir ve bir mühendislik işidir. Öyleyse ilk insanlar mühendisti. Bu bakımdan -mühendislik insanlıkla başlayan çok eski bir meslektir- hükmünün son derece doğru olduğu görülmektedir. İnsan alet yapmaya başlayıp teknolojideki ilk adımlarını atmaya başladıktan sonra büyük bir gelişme göstermiş, bu gelişmenin tarihini incelemek için tarihçiler, bu tarihi üç parçaya bölmüşlerdir; paleolitik teknoloji, neolitik teknoloji ve uygarlığın teknolojisi. Paleolitik çağda insan tabiatın içersinde bir asalak olarak yaşıyordu. Sadece bitkileri topluyor, hayvanları avlayabiliyor ve bunları yapabilmek için de ahşap, taş ve kemik gibi malzemelerden alet yapıyordu. Günümüze bu devirde yapılan taştan aletler kalmış. Bu aletler teknolojik bakımdan, mühendislik açısından değerlendirildiği zaman çok önemlidir. Bunu bir ünlü İngiliz arkeoloğu Leakey şöyle değerlendiriyor: “O günkü şartları düşünürseniz, paleolitik çağda insanların yaptığı aletler bugünkü mühendislerin yaptıklarından daha değerlidir. Daha büyük bir ustalık göstermektedirler.” Gerçekten o zaman insanlar yap boz yoluyla önce bir aleti nasıl yapacağını anlıyor, onu öğreniyor sonra bunu kurumlaştırıyor, toplum bunu kabul ettikten sonra teknoloji haline geliyordu.

Görüldüğü gibi mühendislik dünyadaki en eski mesleklerden biridir. Eski çağlarda yapılmış pek çok gösterişli mühendislik örnekleri vardır; bunların arasında en yaygın bilineni İÖ y. 2500'de Eski Mısır'da Memphis yakınında inşa edilmiş olan piramittir.[12]

İlk mühendislik eğitiminin Sümerlerde başladığını ve bilimsel bir mühendislik yaptıklarını belirten Omay, “Hammurabi yasalarını da örnekleyerek Mezopotamya’da mühendislerin yeterince uzman olduğu ve toplum içersinde bir statüsü olduğunu” vurgulamaktadır.[13] Şehir devletlerinin menfaat çatışmaları sonucu ortaya çıkan savaş, mühendisliğin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Mezopotamya’daki şehir devletlerinde yürüyen kuleler, hareketli kuleler görülüyor ve mancınıklar yapılıyordu. Şehir devletlerinin etrafı surlarla çevrildiği için bu surları yıkmak için altına açılacak lağımlar inşaat mühendisliğinin ilk önemli faaliyetleri olarak görülmektedir. Bu şehir devletlerinden sonra günümüze kadar savaş daima mühendisliğin gelişmesini sağlayan insan faaliyetlerinden birisi olmuştur.
Mısır’ın özellikle inşaat mühendisliğinin çok geliştiği bir imparatorluk olduğunu belirterek, Roma’da mühendislik eğitimi olmadığını, pratikten yetişme mühendislerin olduğunu fakat mühendislik mesleğinin, en güzel örneklerinin verildiği bir yer olduğunu vurgulayan Omay, Osmanlı İmparatorluğu’nda mühendis yerine mimar adının kullanıldığını belirtmiştir:“Osmanlı’da mimar ismi taşıyan insanlar mimarlık yaptığı gibi aynı zamanda inşaat mühendisliği yapan insanlardı. Bunlar bir lonca şeklinde teşkilatlanmamışlardı ve özel okulları vardı. Hassa Mimarlık Ocağı denilen bir okulda yetiştirilirlerdi ve Osmanlı Devlet yönetiminde çok önemli yerleri vardı. Çünkü Osmanlı Devleti de Romalılara benzer şekilde asker temelli ve fetih yapan bir devlettir. Bu geniş imparatorluk sınırlar içinde mühendisler, Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtiyaç duyduğu gerek askeri gerek sivil mühendislik faaliyetlerini yürütmekte görevlidirler, itibarları gayet yerindedir. Fakat Osmanlı İmparatorluğu belli bir noktadan sonra sıkıntıya düştüğü zaman mühendislik faaliyetlerinde de durgunluk gözüküyor bu sıkıntıdan kurtulmak için mühendisliği de canlandırmak istiyorlar. 1773 yılında Cezayirli Hasan Paşa ile bir Fransız Baron de Tott “Mühendishane” diye bir okul açıyor. 1789’da “Mühendishane-i Bahri Humayun” açılıyor; bugünkü Deniz Harp Okulu’nun ilk kuruluş şekli. 1794’de “Mühendishane-i Amire” diye bir Kara mühendisliği; kara ordusunu destekleyen ve sivil hizmetleri yapacağı düşünülen bir mühendislik okulu açılıyor. Bu sonra “Mühendishane-i Berri Humayun” haline geliyor. 1830 yılında “Mühendislik Okulu” haline geliyor, 1830 daki Mühendis Okulu sonra gelişerek bugünkü “Yüksek Mühendis Okulu” adını alıyor ve 1946’da Hasan Ali Yücel’in çıkardığı bir kanunla “İstanbul Teknik Üniversitesi” haline geliyor.”

Dört ana mühendislik disiplinin en eski olanı eski çağlardan beri kullanılan tekniklerin gelişmesiyle ortaya çıkan inşaat mühendisliğidir. Yer seçimi ve tasarımı, köprüler, yollar, tüneller, limanlar ve havaalanları gibi bütün yapıların yapımı inşaat mühendisliğinin etkinlikleri arasındadır. İnşaat mühendisliği yapı, zemin, hidrolik ve su yapıları, altyapı ve ulaştırma mühendisliği gibi birçok uzmanlık dalına ayrılır.

Sanayi Devrimi'nin başlamasıyla 19. yüzyılın ilk yarısında ayrı bir disiplin olarak ortaya çıkan makine mühendisliği, bütün sanayi makinelerinin tasarımını, imalatını, kuruluşunu, işletilmesini ve nitelik denetimini konu edinir. Makine mühendisliği de otomotiv, uçak, gemi mühendisliği gibi birçok uzmanlık dalına ayrılır. Enstrüman mühendisliği ve üretim mühendisliği ise makine mühendisliğinin öbür önemli alt disiplinleridir.

Ana elektrik sistemlerinin tasarımını ve kurulmasını konu edinen elektrik mühendisliği 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı ve elektrik enerjisi üretiminde kullanılan kaynakların çoğalmasıyla hızla gelişti. Yüksek gerilim ve elektronik mühendisliği olmak üzere başlıca iki bölüme ayrılan elektrik mühendisliğinin yeni dalları arasında bilgisayar mühendisliği ve tıp aygıtları mühendisliği sayılabilir.

Dört ana mühendislik disiplini arasında en yeni olanı kimya mühendisliğidir. Kimya mühendisliğinin temel kavramları yüz yıl önce ortaya çıkmakla birlikte 20. yüzyıl başlarında petrol sanayisinin gelişmesi ve petrolden elde edilen ürünlerin kimya sanayisinde hammadde olarak kullanılmasıyla hızla gelişti. Bu disiplin büyük miktarlardaki malzemelerin kimyasal tepkimeler yoluyla dönüştürüldüğü süreçlerin geliştirilmesini ve bu süreçlerin gerçekleştirileceği tesislerin, aygıtların tasarımını ve işletilmesini konu edinir. Süreç (proses) mühendisliği ve petrol mühendisliği bu disiplinin uzmanlık dalları arasındadır. Kimya mühendisliği öbür üç ana mühendislik disiplininden farklı olarak matematik ve fiziğin yanı sıra kimya biliminden de yararlanır. Türklerde mühendislik eğitimi temel olarak inşaat mühendisliği alanında 16. yüzyılda başlamış ve 20. yüzyıla değin de bu alanda sürmüştür. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte öteki mühendislik dallarında da eğitim verilmeye başlamıştır. Bugün Türkiye'deki üniversitelerin çoğunda çeşitli dallarda mühendislik eğitimi veren fakülteler bulunmaktadır.

7. MÜHENDİSLİKTE MESLEK ETİĞİ

Genel olarak çalışanların rahatsız oldukları ve özerkliklerinin olmadığından şikayet ettikleri durumların başında meslek etiği ile çelişen istekler yer almaktadır. Bu sebeple mühendislikteki özerklik unsurlarını belirlenmesinde de mesleki etik kuralları önemli bir kaynak haline gelmektedir. Mühendisliğin oldukça eski bir meslek olması sebebiyle oldukça oturmuş ve yazılı hale getirilmiş etik kuralları vardır. Etik kurallarına ilişkin çalışmalarda öncelikle temel amaçlar belirlenmiş, bu amaçlar ışığında etik kurallar oluşturulmuş ve daha sonra da bu kuralların uygulanmasını kolaylaştırmak adına uygulama kuralları hazırlanmıştır. İlerleyen kısımlarda bu kurallara ve kuralları oluşturan değerlere ilişkin çalışmalardan bazı örnekler verilmektedir.

Avustralya Mühendislik Enstitüsü(The Institution of Engineers, Australia) tarafından mesleki uygulamalarda önem taşıyan değerler olarak aşağıdakiler belirtilmiştir[14]:

Rekabetçi performans
Yenilikçi uygulamalar
Mühendislikte mükemmeliyet
Fırsat eşitliği
Sosyal adalet
Amaç birliği
Sürdürülebilir gelişme

Mühendislik Örgütleri Federasyonu(World Federation of Engineering Organizations) tarafından sekiz temel mesleki etik kuralı belirlenmiştir:

1. Toplumun güvenliğini, sağlığını ve refahını gözetmek, çevrenin korunmasına önem vermek, güvenli ve sağlıklı bir iş çevresi oluşturmak için çalışmak,
2. Sadece yetki ve uzmanlık sahibi olduğu alanlar dahilinde, dikkatli bir şekilde hizmet sunmak ve önerilerde bulunmak,
3. Müşteriler ve işverenlerine sadık olmak ve iki taraf arasında güveni sağlamak ve çıkabilecek sorunların çözümüne katkıda bulunmak,
4. Rekabet yeteneklerini kaybetmemek için bilgilerini yenilemek, mesleğinin ve meslektaşlarının gelişimine katkıda bulunacak şekilde bilgileri paylaşmak,
5. Her zaman herkese(müşteri, meslektaş, vb.) karşı adaletli olmak ve gerektiğinde dürüst ve adil yorumlarda bulunmak
6. Projelerin sosyal ve çevresel etkileri hakkında müşterilerin ve işverenlerin bilgi sahibi olduğundan emin olmak ve gerektiğinde mühendislikle ilgili konularda topluma objektif biçimde açıklama yapmak
7. İşverenleri ve müşterileri mühendislik kararlarına uyulmadığı veya bu kararların göz ardı edildiği durumlarda neler olabileceği hakkında uyarmak
8. Başka mühendisler veya diğer şahıslar tarafından alınan kanunsuz veya etik olmayan kararlar ve uygulamaları ilgili mercilere ve melse örgütüne bildirmek

Hasan H.Mumcu[15] ise bu etik kurallarını mesleğin ana prensipleri adı altında aşağıdaki şekilde sıralamıştır:

Gerçekçi, dürüst ve güvenilir olmak,
Sorumluluk ve görevini iyi anlamak, gereğini eksiksiz ve zamanında yerine getirmek,
İş ile ilgili konuları açık kalplilikle ele almak, ön yargılı olmamak, adalete uygun davranmak ve işlerinde net olmak,
Bilgi ve yeteneğinin sınırını aşmamak,
Kendi yetki alanında söz sahibi olmak,
Etrafın sözüne ve etkisine kapılarak, öz benliğini, meslek onurunu ve ahlakını yaralayacak görüş, beyan ve davranışlardan kaçınmak, bilmediği konularda beyanda bulunmamak,
Verdiği beyanlarda, görüş ve raporlarda tarafsız olmak,
Mesleki yeteneği ile ününü korumak, başkalarına kötü rekabet yapmamak ve yarar çakışmasından kaçınmak,
Bilgi ve yeteneğini insanlığın mutluluğu, sağlığı, güvenli yaşamı ve toplum yararları için kullanmak,
Topluma, işverenine ve temsil ettiklerine karşı dürüst davranmak ve sadakat göstermek,
Mesleğinde gelişmeye devam etmek ve yanında çalışanların gelişmeleri için şans tanımak,
Meslek itibarını artırarak, onurunu yüksek seviyede tutarak çalışmak.

8. MÜHENDİSLİK VE PROFESYONELLİK

Profesyonelleşme sürecini inceleyen çalışmalarda, genelde hukuk ve hekimlik mesleği ideal tip olarak belirtilmektedir. Bu mesleklerin sahip oldukları güçlü konumları, mesleki eğitim kurumlarının 16.yy’dan itibaren etkin biçimde var olması ve Batı toplumlarında, 19. yüzyılın ortalarından bu yana tüm işgücü profilinin büyük değişime uğradığı bir dönemde bütünlüklerini koruyabilmiş olmaları, ekonomik ve siyasal güçlerini pekiştirebilmiş topluluklar olmaları nedeniyle elde ettikleri belirtilmektedir. Daha farklı toplumsal ve ekonomik koşulların ürünü olan mühendislik mesleğinin, bu iki meslekten farklı olarak kurumsallaşmış biçimsel eğitimin etkisiyle değil, akademik bir uzmanlık haline gelmeden önce uğraşsal eğitim veren alt düzey teknik okullarda ve daha çok fabrikalarda üretilen uygulama bilgisinin sonucu olarak gelişmiş olması değişik iş kollarında uğraş olmaktan meslek olmaya geçişin, farklı aşamalardan geçilmesiyle ve farklı düzeylerde gerçekleştiğini göstermektedir.[16]

Bir başka görüşe göre; profesyoneller kamuoyunca her zaman, toplumda en büyük itibara sahip kişiler olarak görülür; ne var ki bu kanı, onların parasal durumuna aynı ölçüde yansımaz. Bu gruptaki profesyoneller kilit bir çok fonksiyon açısından kalifiye veya kendilerini “yetişmekte olan profesyonel”, “yarı profesyonel” yapacak kadar profesyonel eğitime sahiptirler. Bu orta dereceli kategoriye giren diğer meslekler ise muhasebe, kütüphanecilik ve şehir planlama meslekleridir. Bugüne kadar yapılan çalışmaların çoğunda mühendisler, yarı-profesyonel kategorisinin temsilcisi; bilim adamları ise gerçek-profesyonel kategorisinin temsilcisi olarak gösterilirler. Kerr et al, aşağıdaki altı fonksiyonel özelliği iki kategoriyi birbirinden ayırt edici faktör olarak kullanmıştır.[17]

1- UZMANLIK: Çalışmalar mühendislerin eğitim süresinin diğer mesleklere kıyasla daha kısa olduğunu göstermektedir. Mühendislerin pratik ve pragmatik unsurları çok üstün tuttuğuna, bu unsurların ise bilginin temel ilkelerine karşı olduğuna inanılır.

2- ÖZERKLİK: Bilim adamları bu özelikten sapmamaya, ödün vermemeye kesin kararlıdır. Bu bakımdan organizasyon normlarına uymada ve bağlılık göstermede fazla titiz davranmazlar ve buna sıcak bakmazlar. Sonuçta incelemek istedikleri sorunları özgürce kendileri seçmek ister ve bunun yolunu ararlar. Mühendisler ise sorunları kendileri seçmez, sorunlar onlara verilir ve hatta bazen çözüm prosedürleri dahi rehber olarak ellerine verilir.

3- İŞE ADANMIŞ OLMA: Bilim adamının hedefi kendi alanında bir kariyer sahibi olmaktır; mühendis ise şirkette bir kariyer edinme peşindedir. Dolayısıyla bilim adamlarının yaşadığı “kariyer tatminsizliği” kendilerine tanınmayan “özgürce karar verebilme” (özerklik) yokluğundan kaynaklanır. Mühendislerde ise bu tatminsizlik, yeterince güçleri olmamasından ve şirket meselelerine katılmamaktan ileri gelir. Demek ki bu özellik, her iki meslek kategorisinde kariyer gelişmesinde etken olmaktadır. Mühendisler yöneticiliğe geçişi yeğlerken, bilim adamları kendi teknik uzmanlık dallarında kalmayı tercih ederler.

4- KİMLİKLENDİRME: Mühendislerin sivil kuruluşlar ve şirket dışı referanslarla ilişki kurarken, mühendis kimlikleri, bilim adamlarının kimliği kadar kapsamlı değildir. Ancak doktorasını vermiş mühendislerin daha az biçimsel eğitim görmüş olanlara kıyasla, mesleki etkinliklere daha çok katıldıkları gözlenmektedir.

5- AHLAK: Sosyo-ekonomik geçmişleri ve uzmanlıkları itibariyle mühendisler profesyonelliğin etik (ahlak) değerleri konusunda bilim adamları kadar duyarlı ve güçlü temellere sahip değildir. Mühendisler içinde kendi organizasyonundan çok, topluma yararlı olmak isteyenlerin sayısı bilim adamlarınkinden daha azdır. Buna rağmen mühendisler hizmete değer veren kendilerini buna adamış kişilerdir.

6- STANDARTLAR: Sertifika, pratisyenlik yeterliliği, kınama ve benzeri resmi ve gayri resmi birçok mekanizma bilimsel alanda mevcutsa da, bunlar mühendislik derneklerinin güç ve ilgisinin dışında kalmaktadır. Ayrıca, mühendislerin kontrol mekanizmasına pek değer vermedikleri de bilinen bir gerçektir. Aslında, onlar teknik açıdan kalifiye olması koşuluyla yöneticilerinin, kariyerlerini en sağlıklı değerlendirecek kişi olduğuna inanırlar.

9. ANKET ANALİZİ

Bu anket calismasi 17.01.2005 tarihinde Ankara içerisinde çeşitli sektörlerde çalışan 35 muhendise uygulanmış bir anket çalışmasıdır.

Anket çalışmasında soruların hazırlanma aşamasında üç öncelikli amaç belirlenmiştir. Bunlar:
Mühendislik mesleğindeki özerklik unsurlarının belirlenmesi
Bu unsurların gerçekleşme düzeylerinin belirlenmesi
Mühendisliğin profesyonelleşme düzeyi

Bu amaçlara ulaşılması için hazırlanan ankette temel olarak üç bölüm yer almaktadır. İlk sayfada mühendisliğin profesyonelleşme düzeyini ölçmeye yönelik sorular(1.-29. sorular), ikinci sayfada ankete katılanların tanımlayıcı özelliklerini belirlemeye yönelik sorular(1.-7. sorular), mühendislikteki özerklik unsurlarını belirlemeye yönelik sorular(8. sorunun B sütunu) ve bu unsurların gerçekleşme düzeylerini belirlemeye yönelik sorular(8. sorunun A sütunu) yer almaktadır. Hazırlanan anket soruları Ek.1’de görülmektedir.

Anketler, mühendislerin mail/posta yoluyla yapılan anket çalışmalarına pek ilgi göstermemeleri sebebiyle ve sorular cevaplanırken herhangi bir yanlış anlaşılma olmasının önlenebilmesi için, yüz yüze yapılan görüşmeler yardımıyla cevaplandırılmıştır. Zamanın kısıtlı olması sebebiyle anket 35 mühendise uygulanabilmiştir. Dolayısıyla tüm mühendisleri temsil edebilecek yeterli örneklem büyüklüğüne ulaşılamamıştır. Anket sonuçlarının tüm mühendislik disiplinlerini temsil edebilmesini sağlamak için anket, mümkün olduğunda farklı disiplinlere mensup mühendislere uygulanmaya çalışılmıştır.( 11 Makine, 8 Ziraat, 5 İnşaat, 3 Endüstri, 3 Elektrik-Elektronik, 2 Bilgisayar, 1 Maden, 1 Metalürji ve 1 Jeoloji Mühendisi) Elde edilen veriler SPSS 12.0 for Windows programı yardımıyla değerlendirilmiştir. Verilere frekans, yüzde ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Veri girişi sırasında kolaylık sağlaması için her soruya bir kod verilmiş olup verilen kodlara anahtar olan anket örneği Ek.2’de görülmektedir.

10. SONUÇLAR

A) TANIMLAYICI DEĞİŞKENLER


Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 24’ü(%68,6’sı) kamuda, 11’i(%31,4’ü) özel sektörde çalışmaktadır.

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 19’ü(%54,3’Ü) 21-34 yaşları arasında, 11’i(%31,4’ü) 35-50 yaşları arasında ve 5’i(%14,3’ü) 51 yaş ve üzerinde yer almaktadır.


Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 15’i(%42,9’u) lisans eğitimi, 13’ü(%37,1’i) yüksek lisans eğitimi ve 7’si(%20’si) doktora eğitimi almış durumdadır.

B) MÜHENDİSLİKTEKİ ÖZERKLİK UNSURLARI

Anketlerden edinilen dataların SPSS’e girilmesi sonucunda her bir soruya verilen cevaplar içiçn bir ortalama değer(mean) elde edilmiştir.(Olumsuz olarak sorulan sorular ise bu aşamada ters kodlanarak incelenmiştir.) Anket grubundaki mühendislerin işlerinde kendilerini rahat hissedebilmeleri için çok önemli(Ortalama değeri 1,50 ve üzeri-bu ortalama için kullanılan ölçekte “1-Önemli”, “2-Çok Önemli”yi göstermektedir.) saydıkları unsurlar mühendislikteki özerklik unsurları olarak kabul edilmiştir. Belirlenen 8 özerklik unsuru aşağıda yer sıralanmıştır.
· Daha iyi bildiği bir alanda yönetimin işi nasıl yapacağına dair mühendisi serbest bırakması(11.soru/1.80)
· Daha iyi bildiği bir alanda yönetimin nihai kararı mühendise bırakması(9.soru/1.74)
· Kariyerini ve becerilerini geliştirecek çalışmalar için mühendise izin, destek ve kaynak verilmesi(31.soru/1.71)
· İşi yaptırabilmek için mühendise yeterli yetki ve yaptırım gücünün verilmesi(35.soru/1.69)
· Sonucun hizmet alana zarar vereceği veya verdiği durumlarda mühendisin söz hakkının olması(27.soru/1.60)
· Mühendisin ihtiyaç duyduğu kaynakları izin almadan kullanabilmesi(41.soru/1.57)
· İşe ilişkin AR-GE çalışmaları için mühendise izin, destek ve kaynak verilmesi(29.soru/1.54)
· Projenin yapılıp yapılmayacağı kararı alınırken mühendisin görüşünün alınması(23.soru/1.51)

Görüldüğü üzere 9.ve 11. sorular aslında özerkliğin iki temel alanından hangisinin diğerine göre daha önemli olduğunu belirlemek için tasarlanmıştır. Anket sonuçlarına göre işin nasıl yapılacağına dair kararın mühendise bırakılması, işle ilgili nihai kararın mühendise bırakılmasına göre mühendislere bırakılmasından daha önemlidir.

Belirlenen özerklik unsurları ve bunların gerçekleşme düzeyleri aşağıda grafikler yardımıyla detaylı şekilde incelenmiş durumdadır.

Daha iyi bildiği bir alanda yönetimin işi nasıl yapacağına dair mühendisi serbest bırakması (11.soru/1.80)

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 28’i(%80’i) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 7’si(%20’si) de bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 21’i(%60’ı) bu unsurun gerçekleşmesiyle ile ilgili bir sıkıntısının olmadığını belirtmiştir.

Daha iyi bildiği bir alanda yönetimin nihai kararı mühendise bırakması(9.soru/1.74)

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 27’si(%77,1’i) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 7’si(%20’si) de bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 19’u(%54,3’ü) bu unsurun ender olarak gerçekleştiğini, 6’sı(%17,1’i) ise hiç gerçekleşmediğini belirterek çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmişlerdir.

Kariyerini ve becerilerini geliştirecek çalışmalar için mühendise izin, destek ve kaynak verilmesi(31.soru/1.71)

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 27’si(%77,1’i) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 6’sı(%17,1’i) da bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 19’u(%54,3’ü) bu unsurun ender olarak gerçekleştiğini, 6’sı(%17,1’i) ise hiç gerçekleşmediğini belirterek çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmişlerdir.

İşi yaptırabilmek için mühendise yeterli yetki ve yaptırım gücünün verilmesi(35.soru/1.69)

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 25’i(%71,4’ü) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 9’u(%25,7’si) da bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 19’u(%54,3’ü) bu unsurun ender olarak gerçekleştiğini, 4’ü(%11,4’ü) ise hiç gerçekleşmediğini belirterek çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmişlerdir.

Sonucun hizmet alana zarar vereceği veya verdiği durumlarda mühendisin söz hakkının olması(27.soru/1.60)

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 22’si(%62,9’u) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 12’si(%34,3’ü) de bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 19’u(%54,3’ü) bu unsurun hiç gerçekleşmediğini, 15’i(%42,9’u) ise ender olarak gerçekleştiğini belirterek önemli sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmişlerdir.

Mühendisin ihtiyaç duyduğu kaynakları izin almadan kullanabilmesi(41.soru/1.57)


Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 22’si(%62,9’u) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 12’si(%34,3’ü) de bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 19’u(%54,3’ü) bu unsurun ender olarak gerçekleştiğini, 8’i(%22,9’u) ise hiç gerçekleşmediğini belirterek önemli sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmişlerdir.

İşe ilişkin AR-GE çalışmaları için mühendise izin, destek ve kaynak verilmesi(29.soru/1.54)


Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 22’si(%62,9’u) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 10’u(%28,6’sı) da bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 20’si(%57,1’i) bu unsurun ender olarak gerçekleştiğini, 7’si(%20’si) ise hiç gerçekleşmediğini belirterek önemli sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmişlerdir.

Projenin yapılıp yapılmayacağı kararı alınırken mühendisin görüşünün alınması(23.soru/1.51)


Yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi ankete katılan 35 mühendisin 21’i(%60’ı) bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için çok önemli ve 11’i(%31,4’ü) de bu unsuru işyerinde kendini rahat hissetmesi için önemli bulmuştur. Ankete katılanların 18’i(%51,4’ü) bu unsurun sık gerçekleştiğini, 11’i(%31,4’ü) ise ender gerçekleştiğini ifade ederek bu unsurun gerçekleşmesiyle ile ilgili önemli bir sıkıntının olmadığını belirtmiştir.

Yukarıda görülen özerklik unsurları ile tanımlayıcı değişkenler arasında bir ilişkinin olup olmadığının belirlenmesi için SPSS programı yardımıyla Korelasyon analizi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda aşağıda görülen sonuçlara ulaşılmıştır:
n Ankete katılan mühendisler arasında yaş arttıkça kariyerlerini ve mühendislik becerilerini geliştirecek çalışmalar için izin, destek ve kaynak verilmesi daha az önemli hale gelmektedir.
n Ankete katılan mühendisler arasında yaş arttıkça ihtiyaç duyulan kaynakları izin almadan kullanabilmenin önemi azalmaktadır.
Yalnız bu noktada Korelasyon analizinin sebep-sonuç ilişkisini gösteren bir analiz olmadığı belirtilmelidir. Bu analizde aradaki ilişki tamamen farklı olan bir üçüncü etken sebebiyle ortaya çıkmış olabilmektedir.

C) MÜHENDİSLİĞİN PROFESYONELLEŞME DÜZEYİ
Mühendislere “Mesleğinizi yaparken kullandığınız bilginin kaynağını hangisi daha iyi açıklar?” sorusu(5.soru) sorulduğunda alınan cevaplar yandaki grafik yardımıyla detaylı biçimde açıklanmaktadır.

Ankete katılanların 18’i (%51,4’ü) kullandıkları bilginin hem lisans hem de işbaşı-hizmetiçi eğitime dayalı olduğunu, 11’i(%31,4’ü) ise tamamen işbaşı-hizmetiçi eğitime dayalı olduğunu ifade etmiştir ki bu da profesyonellikle çelişen bir durum olarak görülmektedir.

Mühendislere “Şu anda yapmakta olduğunuz iş için meslek örgütüne kayıtlı olmanız gerekli mi?” sorusu(7.soru) sorulduğunda alınan cevaplar yandaki grafik yardımıyla detaylı biçimde açıklanmaktadır.

Ankete katılanların 30’u (%85,7’si) şu anda yapmakta olduğu iş için meslek örgütüne kayıtlı olmasının gerekli olmadığını ifade etmiştir ki bu da profesyonellikle çelişen bir durum olarak görülmektedir.

Anketin ilk sayfasındaki sorulara(1.-29. soru) verilen cevaplardan yüzdesel olarak anlamlı olanlar değerlendirildiğinde mühendisliğin profesyonellik derecesine ait bulgular aşağıdaki sınıflandırılabilir.

1. PROFESYONELLİKLE ÇELİŞEN BULGULAR
· Hizmet alanlar, mühendisin önerileri konusunda tereddüde düştüklerinde diğer mühendislerin fikirlerini almaktadırlar.
· Mühendislerin hakları ve beklentileri yönetim tarafından kimi zaman kesintiye uğramaktadır.
· Meslek örgütü üyelerinin endişe ve şikayetlerini etkin şekilde değerlendirmemektedir.
2. PROFESYONELLİĞİ DESTEKLEYEN BULGULAR
· Hizmet alanlar her zaman kendileri için en uygun hizmete karar veremeyeceklerinden, mühendis onlara yol göstermelidir.
· Önceden verilen hizmetin mesleki standartlara uygun olmadığı durumlarda, hizmet alanla birlikte önceki hizmeti veren mühendis de haberdar edilmelidir.
· Mühendislik marangozluk ve emlakçılık gibi sıradan bir iş olarak algılanmamalıdır.
· Mühendislikte öncelikli sorumluk mühendisin kendisine karşıdır.
· Mühendislik müfredatı toplumdan ziyade meslek mensupları tarafından belirlenmelidir.
· Mesleki bilgi, beceri ve uygulamaların tek denetleyicisi gene meslek olmalıdır.

Yukarıdaki bulgular ışığında mühendisliğin tam manasıyla profesyonelleşemediği, diğer bir deyişle Raelin’in de dediği gibi yarı profesyonel bir meslek durumunda olduğu görülmektedir.
KAYNAKÇA

1. Hersh, A., M., “Environmental Ethics for Engineers”, Engineering Science and Education Journal, February 2000

2. Kalleberg, L., A.,; Loscocco, A., K., “Aging, Values, and Rewards: Explaining Age Differences in Job Satisfaction”, American Sociological Rewiev, Vol. 48, No. 1, Feb., 1983

3. Shoura, M. M.; Singh, A., “Motivation Parameters for Engineering Managers Using Maslow’s Theory”, Journal of Management in Engineering, September/October, 1998

4. Watson, M., J.; Meiksins, F., P., “What Do Engineers AWAnt? Work Values, Job Rewards, and Job Satisfaction”, Science, Technology, & Human Values, Vol. 16, No.2, Spring, 1991

5. Watson, M., J.; Meiksins, F., P., “Professional Autonomy and Organizational Constraint: he Case of Engineers”, The Sociological Quarterly, Vol 30, No. 4, 1989

6. Swisher, L., L.; Beckstead, W., J.; Bebeau, J., M., “Factor Analysis as a Tool for Survey Analysis Using a Professional Role Orientation Inventory as an Example”, Physical Therapy, Vol. 84, No. 9, September 2004

7. Lucchesi, G., L., “The Professional – BureaucracyConflict Of Architectural Practices, AIA and Lucchesi Galati Architects Inc., 2002

8. Shapiro, S., “Degrees of Freedom: The Interaction of Standards of Practice and Engineering Judgement”, Science, Technology, & Human Values, Vol. 22, No. 3, Summer, 1997

9. Lynch, T., W.; Kline, R., “Engineering Practice and Engineering Ethics”, Science, Technology, & Human Values, Vol 25, No. 2, Spring, 2000

10. Bahm, J., A., “Ethical Engineers? Why Not?”, Science, Technology, & Human Values, Vol. 8, No.1, Winter, 1983

11. “The Well – Rounded Engineer”, Aviation Week & Space Technology, Vol. 155, Issue 15, 2001

12. Kouzes, M., J.; Mico, R., P., “Domain Theory: An Introduction to Organizational Behaviour in Human Service Organizations”, The Journal of Applied Behavioral Science, 1979

13. Michael, D., “ Professional autonomy: a Framework for emprical Research”, Business Ethics Quarterly, V. 6, Oct., 1996

14. Mills, K., P.; Hall, L., J.; Leidecker, K., J., “Flexiform: A Model for Professional Service Organizations”, Academy of Management Rewiev, Vol. 8, No. 1, 1983

15. Relin, A., J., “An Anatomy of Autonomy Managing Professional”, The Acadeny of Management EXWCUTIVE, Vol. 3, No. 3, 1989

16. Schulz, R.; Harrison, S., “Physician Autonomy in The Federal Republic of Germany, Great Britain and The United States”, International Journal of Health Planning and Management, Vol., 2, 1986

17. Scott, R., W., “Managing Professional work: Three models of control for Health Organizations”, Health Services Research, Fall, 1982

18. Hall, H., R., “Professionalization and Bureacratization”, American Sociological Rewiev, 1968

19. Wilensky, L., H., “ The Professinalization ofEveryone?”, The American Journal of Sociology, September, 1964

KİTAPLAR ve TEZLER

20. Baş, T., Anket, Seçkin Yayıncılık, Ankara, Nisan 2003

21. Mumcu, H., H., Mühendislikte Meslek Ahlakı ve Onuru, Hürbilek Matbaası, Ankara, Kasım ,1998

22. Raelin, A., J., Kültürlerin Çatışması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Ekim, 1999

23. Karasu, K., “Kamu Hizmetinin Örgütlenmesinde Yeni Yaklaşımlar ve Profesyonelleşme Olgusu, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1999


[1] Karasu, K., “Kamu Hizmetinin Örgütlenmesinde Yeni Yaklaşımlar ve Profesyonelleşme Olgusu”, Ankara Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1999
[2] Karasu, K.,Profesyonelleşme Olgusu ve Kamu Yönetimi, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, Ankara, 2001
[3] Arslan. M., İş ve Meslek Ahlakı, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2001
[4] Arslan. M., İş ve Meslek Ahlakı, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2001
[5] Arslan. M., İş ve Meslek Ahlakı, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2001
[6] Karasu, K.,Profesyonelleşme Olgusu ve Kamu Yönetimi, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, Ankara, 2001
[7] Structure in Fives: Designing Effective Organizations, Chapter 10, pg. 189-213
[8] Meiksins, F., P; Watson, M., J., “What Do Engineers Want? Work Values, Job Rewards, and Job Satisfaction, Science, Technology and Human Values, Vol. 16, 1991
[9] Meiksins, F., P; Watson, M., J., “What Do Engineers Want? Work Values, Job Rewards, and Job Satisfaction, Science, Technology and Human Values, Vol. 16, 1991
[10] www.turkcebilgi.com
[11] http://www.imoistanbul.org.tr/ist-bulten/sayi58/38gnlkrl.htm
[12] www.turkcebilgi.com
[13] http://www.imoistanbul.org.tr/ist-bulten/sayi58/38gnlkrl.htm
[14] WEB:Illinois Institute of Technology: http://www.iit.edu/departments/csep/codes/coe/asme-k.html
[15] Mumcu, H., Mühendislikte Meslek Ahlakı ve Onuru, Hürbilek Matbaası, Ankara, Kasım 1998, s.10-11
[16] Karasu, K.,Profesyonelleşme Olgusu ve Kamu Yönetimi, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, Ankara, 2001
[17] Raelin, J., A., Kültürlerin Çatışması, Türkiye İş Bankası Külltür Yayınları, İstanbul, 1999

Cumartesi, Mart 18, 2006 

Süreç Yönetimi ve İyileştirilmesi

Süreç Yönetimi ve İyileştirilmesi
Editör Filiz Eyüpoğlu


Surec Yonetimi ve iyilestirilmesi kavramina ozet bir giris nitelinde olan bu yazida bir takim temel surec kavramlarina aciklik getirmek ve surec yonetimine gecmeyi dusunen kurulus yetkililerine izlemeleri gereken adimlari gostermek amaclanmistir.

Yazida deginilen konu ve kavramlar sunlardir: Surec nedir? surec sahibinin sorumlulugu nedir? surec yonetiminin onemi, olcme kavrami, surec yonetimi NE degildir? fonksiyonel organizasyon yapisinin yarattigi sorunlar, surec yonetiminin getirileri, surec yonetimine gecmek isteyen kuruluslarin izlemesi gereken adimlar ve surec iyilestirme metodolojisi asamalari (sadece baslik olarak). Sonda yer alan “Yararlanilan Kaynaklar” kisminda yer alan tum kaynaklara makale icinden atifta (referans) bulunulmamis olmakla beraber, surec konusunda kaynak arastiran kisi ve arastirmacilara faydasi olmasi bakimindan boyle bir listeye yer verilmistir.


Süreç Yönetimi ve İyileştirilmesi


Surec Yonetimi ve iyilestirilmesi kavramina ozet bir giris nitelinde olan bu yazida bir takim temel surec kavramlarina aciklik getirmek ve surec yonetimine gecmeyi dusunen kurulus yetkililerine izlemeleri gereken adimlari gostermek amaclanmistir.



Yazida deginilen konu ve kavramlar sunlardir: Surec nedir? surec sahibinin sorumlulugu nedir? surec yonetiminin onemi, olcme kavrami, surec yonetimi NE degildir? fonksiyonel organizasyon yapisinin yarattigi sorunlar, surec yonetiminin getirileri, surec yonetimine gecmek isteyen kuruluslarin izlemesi gereken adimlar ve surec iyilestirme metodolojisi asamalari (sadece baslik olarak). Sonda yer alan “Yararlanilan Kaynaklar” kisminda yer alan tum kaynaklara makale icinden atifta (referans) bulunulmamis olmakla beraber, surec konusunda kaynak arastiran kisi ve arastirmacilara faydasi olmasi bakimindan boyle bir listeye yer verilmistir.

Temel Kavram ve Tanimlar

Dunya capinda firmalari inceleyen kiyaslama calismalari acikca gostermistir ki, rekabetci ve degisime ayak uydurabilen bir firma olabilmek icin urun ve hizmetleri gelistiren ve sunan sureclerin yonetilmesi ve iyilestirilmeleri gereklidir.

Hic bir sey temel sureclerimizi iyilestirmekten daha onemli olamaz; urun gelistirmeden siparis girisine; faturalamadan sevkiyata kadar..”.
TerryLautenbach – IBM

Surec, bir girdiyle baslayan (ic veya dis musteriden gelen bir talep, bilgi veya hammadde) ve bu girdiye katma deger katilarak amaclanan bir cikti (urun veya hizmet) ureten birbiriyle baglantili adimlar, islemler dizisidir. Surec tanimli, olculebilir ve tekrarlanabilir olmalidir. Ayni girdiler verilip ayni adimlar izlendiginde ayni cikti elde edilir.

Giderek kuresellesen ve rekabetin her alanda cok yogun oldugu dunyamizda, musteri memnuniyetini saglamanin ve dahasi sadik musteriler yaratmanin onemi herkesce bilinmektedir. Musteriye sunulan her mal veya hizmet bir surecin ciktisi olduguna gore, bu urun veya hizmeti musteri istek ve beklentilerine uygun ve firma icin az maliyetli sekilde calistirmak icin, sureci incelemek gerekmektedir.



Ikinci Dunya Savasi sonrasinda Japonya’da baslayan ‘kaizen’ (surekli iyilestirme) kavramiyla baslayan ve giderek dunyada ve Turkiye’de yayginlasmaya baslayan ‘kalite’ calismalarinin ozunde surec mantigi vardir. Bir takim kuruluslarin dusundugu gibi “surec yonetimi” ile kasdedilen salt uretim sureclerinin yonetimi degildir. Uretim surecleri belki yuz yildir izlenmekte, olculmekte, iyilestirilmektedir. Yeni olan – 1980’lerden beri gundemde olan – is sureclerinin (uretim surecleri disinda kalan ve/veya uretim sureclerine destek olan sureclerinin yonetimidir (Is sureci ve uretim sureci seklinde siniflandirma Harrington’dan (1991) alinmistir.



Bugun “surec yonetimi” dedigimizde uretim ve is surecleri dahil tum surecler kasdedilmekle beraber esasen is sureclerinin yonetimi (“Business Process Management”) anlasilmalidr. Cunku ancak BPM ortaya ciktiktan sonradir ki sureclere ustten bir butun olarak bakma, surecleri, bolumlerin icinde yapilan minik isler olarak gorme, tanimlama, iyilestirmeye calisma yerine, belirli bir hiyerarsi icinde dusunme (surec – alt surec – detay surec ) ve dolayisiyla fonksiyonlararasi sorunlara egilme (ki en buyuk zaman kayiplari ; dolayisiyla maliyet kaybi, ayrica surtusme buralardadir), tum sureci izleme gibi kavramlar gundeme gelmistir.



Toplam Kalite EFQM Mukemmellik modeline gore bir sistem kurmak veya son yillarda populerlik kazanan CRM – Musteri Iliskileri Yonetimi’ne gecmek isteyen veya ISO 9000 belgesi almak isteyen firmalar icin Surec Yonetimi hayatidir.



ISO 9000 standardinin 1994 versiyonunda yer almayan ‘surec yonetimi, surec gostergelerinin izlenmesi ve surekli iyilestirme’ kavramlari ISO 9000: 2000 revizyonunda artik yer almaktadir. Ancak, bir firmanin surec yonetimine baslamasi ve surekli iyilestirme calismalarini benimsemesi icin mutlaka ISO 9000, Toplam Kalite veya CRM calismalari icinde olmasi gerekmemektedir.


Surec-odaklilik, bir firmada, genel mudur ve ust yonetimin karari, kararliligi ve kaynak ayirmasi olmadan gerceklesemez. Ayrica surec-odaklilik firmada kultur degisimi gerektirir; cunku isler alisilagelenden biraz veya cok daha farkli bicimde yapilmaya baslanacaktir.



Surec Sahibi, Iyilestirme Ekibi, Calisanlar

Sureclere atanmis “sahip”ler (surec sahibi = “process owner”) sorumlu olduklari sureci surekli izleyerek denetim altinda tutacaklar; aksakliklar, sorunlar veya hedeflerden sapmalar tespit ettiklerinde veya musteri beklentileri degistiginde, iyilestirme ekipleri kurarak iyilestirme calismalarini baslatacaklardir. Ekiplere kaynak saglanmasi, destek verilmesi, calismalarin izlenmesi de surec sahibinin isidir. Bu bakimlardan surec sahibi yetki ve etki sahibi biri olmalidir. Ekip kurulmadan halledilecek isler, bir takim kararlarin alinmasi da surec sahibinin islerindendir. Temel surec sahipleri ust duzey yoneticilerden, alt surec sahiplerinin de bolum yoneticilerinden olmasi uygundur.



Iyilestirme ekiplerini her zaman surec sahibinin bir sorunu kendisinin farkederek olusturmasi sart degildir. Calisanlarin farkettikleri bir sorunu veya degistirilmesi daha verimli olacak bir adim veya islemi duzeltmek uzere gonullu olarak birkac kisinin bir araya gelmeleri ve surec sahibini haberdar ederek ise baslamalari (sahibin destegi surekli olmali), surekli gelisme icin onemlidir ve bunu ozendirecek sistem ve araclar olusturulmalidir; iyi yonetilen bir Oneri Sisteminin kurulmasi, oneri sayisinin performans degerlendirmesinde dikkate alinmasi, Toplam Kalite ve/veya Surec Yonetimi icin tum calisanlarin katilimi esastir.

Calisanlarin sureci hizli calistirabilmek (ornegin musteri isteklerine baskasina sormadan hizli yanit verebilmeleri icin yetkelendirilmis (“empowered”) olmalari onemlidir.



Olcme-Degerlendirme

Olcme ve olcum sonuclarinin hedeflere gore degerlendirilmedsi, surec yonetiminde olmazsa olmazlardandir. Surec performansini izlemek icin olcum sistemi olusturulmali ve olcumler duzenli olarak izlenenerek hedeflerle karsilastirilmalidir. Olcme yapilmayan alanlar, ilerleme/gelisme gosteremezler ve gosterememislerdir de. En ince ayrintida olcumlerin yapilabildigi fizik, kimya gibi disiplinler, olcmenin tam yapilamadigi ya da cok ayrintili yapilamadigi bir takim sosyal disiplinlere gore cok daha fazla gelismislerdir.

Surec yonetiminde olcme konusu, bu yazida ayrintili olarak ele alinmayacktir.



Surec Yonetimi ve Surec Iyilestirme Kavrami

Genellikle Turkiye’de kullanageldigimiz bicimde “Surec Yonetimi ve Iyilestirilmesi” denmesi esasen gereksizdir. “BPM/BPI/BPR nedir?” baslikli yazida (www.filiz.eyuboglu.com – yazilar linki) ayrintili bicimde ele alindigi gibi, “surec yonetimi”, iyilestirmeyi, “surec iyilestirme” sureclerin yonetilmesini icerir. Surekli iyilestirme yapilmadan surec yonetimi yapiyorum denemez; ya da surec iyilestirme yapan bir kurulusun sureclerini yonettigi asikardir. Bu sebeple bir yazar (Darnton, 1997, s.3), BPM, BPI, BPR kisaltmalarinin yarattigi karisikliga dikkat cekerek kitabinda BPW (“Business Process Whatever”) kisaltmasini kullanmistir.

Surec Yonetimi Ne Degildir?

Surec yonetimi ve surec iyilestirme bir kerede yapilip bitirilecek bir proje degildir. Yukarda da bahsedildigi gibi surekli iyilestirme kavrami surec yonetiminin ayrilamaz bir parcasidir. Bu nedenle, firmada surec iyilestirme dusunuluyorsa bunun tek seferlik bir calisma olmadigi, firmadaki herkesin katilimini gerektiren ve devamlilik arzeden bir calisma, ya da bir calisma bicimi oldugu hatirlanmalidir.

Surec iyilestirme, bazi firmalarda calisanlara ne yapilmak istendiginin tam olarak ve seffaflikla anlatilmamasi durumunda calisanlarda, ‘eleman azaltmaya’ gidildigi yolunda bir endise ve iyilestirme calismalarina katilmada kararsizlik, hatta direnc olusturabilir.

Surec iyilestirme, eleman azaltma calismasi degildir. Ancak, verimsiz is ve adimlar azaltildikca gorev tanimlari degisebilir ya da yeni gorevlere gereksinim duyulabilir. Bu da calisanlarin gorevlerinde degisiklikler olabilecegi anlamina gelecektir.

Bu konular, surec odakliliga gecme karari calisanlara duyurulurken anlatilmalidir. Eleman azaltilmasi kacinilmaz olarak gundeme gelecekse, bu kisiler icin ne gibi mekanizmalar yaratilacagi bastan dusunulmelidir.


Surec Yonetiminin Getirileri

Surec yonetimi, musteriye odaklanmayi saglar. Organizasyonlar dikey olarak olusturulmus, hiyerarsik yapilardir. Temel surecler ise, birden fazla bolumden kisinin katilimiyla calisan yatay bir olusumlardir. Temel surecler, fonksiyonlararasidir. Sadece bir bolum icinde baslayip biten surecler de olmakla beraber bunlar daha cok, temel surecin alt veya detay surecleridir.

Dikey organizasyonlar uzerinde, basi, sonu, adimlari, bolumden bolume gecisleri net olarak tarif ve dokumante edilmemis yatay surecler calistiginda ve surecte yer alan her bir bolum, sadece kendi yaptigi kisimdan sorumlu oldugu; yani surecin tumunu izleyen, gozleyen, denetleyen birinin (surec sahibi) olmadigi durumlarda, sureclerde aksamalar olmasi son derece dogaldir ve olmaktadir. Ve cogu kez asil onemli olanin musteriye hizmet oldugu gozden kacirilir.



Cok asikar surec sorunlari: mukerrer veya hatali veya katma degeri olmayan islerin yapilmasi, cevrim veya islem zamaninin uzamasi, hatali ciktilar, vb. gibidir. Bunlar hem maliyeti artirir hem de musteri memnuniyetsizligi yaratir. Musteri memnuniyetsizligise, bilindigi gibi, giderek azalan pazar payi, gelir ve kardir. Surec Yonetimi, bu sorunlarin ustesinden gelmke icindir. Surec yonetimiyle amaclanan, sureclerin etkili (‘effective’ – beklentiyi karsilayan, dogru) ve verimli (‘efficient’ – maliyeti dusuk) calismasidir. Ayrica, surec bazinda calisma, calisanlarin fikir ve onerilerine gereksinim duydugundan, calisanlar fikir ve onerilerine deger verilmesi nedeniyle daha motive calisirlar ve islerini benimserler.

Bu yonetim tarzi, geleneksel Taylor yonetim modelinde oldugu gibi bir aksama oldugunda kisileri sorumlu tutmamaktadir. Bu yaklasima gore, aksakliklarin (gecikme, hata, vb) nedeni surecler veya sistemlerdir. Gercekten de bir kurulusta (banka, vergi dairesi, postane, vb.) veya havaalaninda kuyrukta gecirdiginiz uzun sure, oradaki memurun yavas calismasi yuzunden degil, surecin tasarimindan dolayidir.

Insana onem veren bu yonetim biciminde kisiler gerekli egitimleri alarak kendilerini gelistirme veya becerilerine, daha uygun gorevlere gelme olanagina sahiptirler. Bunlar, sirkete bagliligi artiran unsurlardir.

Surec yonetimine gecme konusunda ust yonetim kararliligi varsa su adimlar izlenmelidir:

1.Genel Muduru ve ust yonetimin, 'Is Sureclerinin Yonetimi ve Iyilestirilmeleri' konusunda yarim gun bilgilendirme semineri almasi.

2. Tercihen bu yarim gunluk seminerin devaminda – ayni gun - ust yonetimin, kurulusun temel sureclerini, bu sureclerin sahiplerini ve oncelikle ele alinacak surecleri belirlemesi ve daha sonraki gunlerde, ele alinacak surecler icin Surec Iyilestirme Ekiplerini olusturmasi (Ayni anda en fazla iki surecin ele alinmasi uygun olur).

3.Genel Muduru’un tum firmaya uygun iletisim yollariyla “surec-odakli” calismaya baslandigini, surecin ne oldugunu, firmanin sureclerini, surec sahiplerini, oncelikle iyilestirilecek surecler icin olusturulmus iyilestirme ekiplerini duyurmasi; surec-odakliligin guncel bir yonetim bicimi oldugunu ve surec iyilestirmenin sirket verimliligini artirmaya yonelik oldugunu ve her bir calisanin katkisinin beklendigini vurgulamasi.

4.Firma icinden bu projeyi yonetecek bir Proje Lideri’nin gorevlendirilmesi.

5.Proje Lideri ve Iyilestirme ekiplerinin Is Surecleri Yonetimi ve Iyilestirilmeleri egitimi almalari.

6.Ekiplerin calismalari boyunca danisabilecekleri, calismanin ciktilarini denetleyecek bir danismanla anlasilmasi – firmada bu gorevi yurutecek birikime sahip bir kisi yoksa.

7.Proje Lideri ve Danismanin proje planini olusturmasi ve ekiplerin calismaya baslamasi.

Surec Iyilestirme Metodolojisinin (bkz. Bir sonraki bolum) 4. Asamasi haric, diger adimlar, iyi bir proje plani ve proje yoneticisiyle ve planinin cok siki takibiyle, yaklasik olarak 14-16 hafta surmektedir.


Surec Iyilestirme Metodolojisi

Literaturde degisik sayida adimlar iceren BPM / BPI (Business Process Management / Business Process Improvement) metodolojileri mevcuttur ancak bunlar incelendiginde hepsinin ayni veya benzer adimlari icerdigi gorulur. Bunlardan yararlanilarak (Harrington, 1991, Hammer, 1997) olusturulan asama ve adimlar ozet olarak asagida sunulmustur:

1. HAZIRLIK

Ust yonetime surec yonetimi semineri
Sureclerin belirlenmesi
Surec sahiplerinin belirlenmesi
Iyilestirilecek surec veya sureclere karar verilmesi
Iyilestirme ekip veya ekiplerinin olusturulmasi
Ekip uyelerinin ve yedeklerinin egitim almasi

2. MEVCUT DURUMUN DEGERLENDIRILMESI (“Process Assessment”)

Taslak surec haritasi
Musterilerle gorusmeler
Surecte calisanlarla gorusmeler
Surecin durumunun ve iyilestirilecek alanlarin ortaya cikmasi

3. SURECIN COZUMLENMESI (“Process Analysis”)

Baskalari ne yapiyor?
Hedef koyma
Sorunlarin kokenlerinin tespiti
Iyilestirme seceneklerini belirleme
Secenekler arasinda secim yapma.

4. IYILESTIRMENIN UYGULANMASI

(“Improvement Implementation”)
Her seferinde bir veya iki kritik surec ele alarak iyilestirmek iyidir. Surec Iyilestirme bitmeyen bir is (bir dongu) olarak devam edecektir. Cunku, musteri istekleri, teknoloji, rakiplerin is yapis sekli surekli degismektedir ve her zaman her sey daha da iyi yapilabilir, yeter ki kurulus ve esasen ilk basta aile ve egitim sistemimiz, yaraticiligi tesvik etsin.


Filiz Eyuboglu

Yararlanilan Kaynaklar

Carr, D.K., Johansonn, H. (1995). Best Practices in Reengineering. McGraw Hill.
Darnton, G. (1997). Business Process Analysis, Int. Thomson Business Press.
Eyuboglu, F. Is Sureclerinin Yonetimi ve Iyilestirilmesi, Kurs notlari.
Eyuboglu, F. (2002). www.filiz.eyuboglu.com - surec yonetimi ve yazilar linkleri
Hammer, H. & Champy, J. (1997). Degisim Muhendisligi. Sabah Kitapcilik.
Harrington, J. (1991). Business Process Improvement. McGraw Hill.
Harrington, J., et al. (1997). Business Process Improvement Workbook, McGraw Hill.
Hunt, D. (1996). Process Mapping. Wiley.
Kaplan, R. & Norton, R. (1999). Balanced Scorecard. Sistem Yayincilik.



Perşembe, Mart 16, 2006 

IMKB Türünden Proje Yönetimi

IMKB turunden Proje Yonetimi
20 Aralik 2005


İş ortamından uzak olunduğu zamanlarda, birçok kişi daha produktif olabiliyor. En inanılmaz fikirler, en yaratıcı beyin fırtınaları, çoğu zaman ofisinizden en uzak olduğunuz zamanlarda kendini gösteriyor. Benim mesleğimle ilgili en yaratıcı fikirlerde, benim mesleğimi yapan kişilerin kendi ofislerinde geçirdiği zamandan ziyade, kullanıcının ofisinden ya da kullanıcı testleri yapılan ortamda ortaya çıkıyor.

Yukarıda bahsettiğim nedenden mi yoksa Kanada’da, Noel nedeniyle yaklaşan 10 günlük tatilin motivasyon eksikliğinden midir bilinmez, bugün 3 iş arkadaşımla birlikte ilginç bir fikri tartışmaya, şekillendirmeye başladık. Nerede mi? Öğle tatilinde, bir caféde.

Hepimiz çok iyi biliriz ki, proje yönetimindeki en baş ağrıtan ve hummalı kısım, kaynak dağıtımı ve ekip oluşumudur. Doğru projeyi, doğru ekibe, doğru bir zamanda vermek, projenin başarısını olumlu yönde etkiler. Peki bunu yapmanın iyi bir yöntemi var mi? Merkezden uzaklaşmanın olumlu sonuçlar verdiği günümüz iş hayatında, nasıl ekip çalışanlarını, bir proje hakkında heyecanlandırıp, projede çalışma kararını tüm organizasyon içinde olumlu, eğlenceli ve katılımcı bir hale getirebiliriz? İşte 3 arkadaşımla tartıştığım konu bu idi bugün. Ve şaka ile başlayan sohbetimiz, ilginç bir fikir ile son buldu (ya da başladı). İşte 4 kişi ile ürettiğimiz ilginç fikir:

Proje Yönetimini bir hisse senedi borsası olarak düşünün. Bu borsa içindeki projelerin her biri, birer hisse anlamına geliyor. Bu pazarda iki tip oyuncu var: Brokerler ve Hissedarlar.

Brokerler, geleneksel proje yönetimi metodu içinde, proje müdürleri adını verdiğimiz kişiler. Bu yeni sistem içinde, brokerlerin elinde, proje hisse marketini canlandıracak birçok araç var. Örneğin brokerler:

Proje bütçesini belirliyor
Projenin zaman dilimine karar veriyor
Şirket kaynaklarını bu projeye aktarabiliyor
Önemlilik seviyesini belirliyor
Projenin bitiminde oluşacak müşteri memnuniyet düzeyine (CSOC – Customer Satisfaction on Completion) karar veriyor
Spekülasyon yapabiliyor
Marketin diğer oyuncuları ise geleneksel proje içinde yer alan ekip çalışanları yani yeni sistemdeki adıyla hissedarlar. Hissedarlar işe

Kendi iş gücünü projeye dahil edebiliyor
Önemlilik seviyesini belirliyor
Projenin zaman dilimine kendisi ile ilgili olan parça içinde karar veriyor
Bütün bunlar oluştuktan sonra, bir proje hisse kağıdının üzerindeki fiyat, bütçe, zaman, kaynak, CSOC v.b. ile belirlenmiş oluyor.

Hissedarların her biri, belirli bir sanal para ile sisteme girip, üzerinde çalışmak istedikleri projenin kağıtlarını satın alıyorlar. Popüler hisselerin fiyatı böylece artış gösteriyor ve en üst seviyede bulunan projelerin üzerinde çalışma başlanıyor. Projenin fiyatı, zaman geçtikçe dinamik olarak değişiyor. Öneminin artması, kaynakların bu proje üzerinde yoğunlaşması fiyatı artırırken; spekülasyonlar, CSOC oranındaki düşme, projenin zamanında bitmemesi gibi faktörler fiyatı düşürüyor.

Proje tamamlandığındaki fiyat hissedarlara dağıtılıyor ve proje bittiğinden dolayı, bu hisse marketten çıkarılıyor. Sene sonunda, en çok kar eden hissedar, bu kardan pay alıyor. Tabi ki sanal para ile değil gerçek para ile :-)

Peki bu sistemin ne gibi yararları olabilir:

Şirket çalışanları, istedikleri projede çalışma imkanı bulabilir
Ekip çalışanları ve üst düzey yöneticiler, çalışanların ne gibi projeler ile ilgilendiği konusunda fikir sahibi olabilir
Kaynak dağıtımı sorununa, katılımcı ve ödüllendirici bir çözüm olabilir
Oyun havasında gerçekleşen proje yönetimi, şirket çalışanlarını projeye dahil olma konusunda heveslendirebilir
Bu sistemin zararlı yönleri ise

Ödüllendirme yöntemi şirket için ekstra maliyet anlamına gelir
Ekip çalışanlarının önemli diye tabir edebileceği bir proje, müşteri için ya da şirket için aynı önemi taşımayabilir
Fiyatı yükselmeyen bazı hisseler (projeler), bu sistem içinde unutulabilir
Biliyorum. Bu sistem, yalnızca bir varsayım ve en önemlisi, kahve ve börek arasında ortaya çıkan bir fikir. Bunlara rağmen, siz ne dersiniz? İyi bir fikir mi? İşler mi? Aklınıza gelen ve bu sisteme dahil edilmesi gereken herhangi bir öneriniz var mi? Bu sistemin yararları ya da zararları kısmına eklemek istediğiniz bir şey var mi?

Yazarı : Mehmet Doğan

Cuma, Şubat 03, 2006 

Bir Proje Yöneticisinin Günlüğü

Bir "proje yöneticisi(!)"nin günlüğü

.... Pazartesi
"Sevgili günlük, bugün iki hafta önce aldığımız yeni projenin hazırlık çalışmalarına başladım. Sabah duyurusunu yapıp öğleden sonra düzenlediğim 'kick-off' toplantısına kimse katılmadı ?? Ne sorumsuz insanlar bunlar !"

.... Salı
"Sevgili günlük, bugün müşteri ziyareti yapmayı planlıyordum. Sabah müşteriyi aradım aradım kimseyi bulamadım ? Yok kardeşim bu adamlarla proje yapılmaz yaa !"

.... Çarşamba
"Sevgili günlük, müşteri bu sabah beni aradı ! Ne olup bittiğini merak etmişlermiş ! Uzun uzun konuştuk, sorular sordular ! Hatırlandığım için çok mutluyum ! Hazırlıklarımı sürdürüyorum..."

.... Perşembe
"Sevgili günlük, teknik ekipten istediğim rapor gelmedi ! Son derece üzgünüm...Halbuki daha dün onlara raporun acil olduğunu söylemiştim!"

.... Cuma
"Sevgili günlük, bugün nihayet teknik ekibin raporu geldi. Aman Allahım ! Bizim bu projeyi 6 aydan önce bitirmemize imkan yokmuş ! Halbuki müşteriye 3 ay demiştim telefonda !"

.... Pazartesi
"Sevgili günlük, haftasonum çok iyi geçti, bol bol tenis oynadım ! neyseki bugün kimse arayıp sormadı, rahat bir gündü..."

.... Salı
"Sevgili günlük, bugün çok berbat geçti ! Acayip moralim bozuk ! Proje planını hazırlamayı unuttuğumu fark ettim ! Yarın hemen birşeyler yapmam lazım."

.... Çarşamba
"Sevgili günlük, proje planını yaptım, müşteriye gönderdim, çok mutluyum..."

.... Perşembe
"Sevgili günlük, bugün teknik ekibin müdürüyle kapıştık ! Yok ben bilmediğim projeye kaynak ayıramam, yok proje planından bile haberim yok...bahane, hep bahane !"

.... Cuma
"Sevgili günlük, bugün de bizim satışçılarla kapıştık ! Müşteri şikayet ediyormuş. Proje planı eksikmiş, zaman planlaması kötüymüş, hala teknik ekiple tanışmamışlarmış...Etsin kardeşim ! İş yapıyoruz burda !"

.... Pazartesi
"Sevgili günlük, yok arkadaş insanlara yaranılmıyor! Neymiş efendim ortada doğru düzgün proje planı yokmuş, teknik ekip olaylardan habersizmiş, satışçılar zor durumda kalıyormuş...muş ! Yok arkadaş ağzınla kuş tutsan yaranamazsın zaten..."

...ve hikaye böyle gider...

Hoşçakalın

Mahir B. AŞUT

Kaynak :
Yazı BT dünyası web sitesinde 25 Kasım 2005 tarihinde yayınlanmış ve bu siteden alınmıştır.
Adres : http://www.btdunyasi.net/index.php?module=corner&corner_id=179&cat_id=22

Cuma, Ocak 27, 2006 

Bir Proje Yöneticisi Olarak; Mustafa Kemal ATATÜRK

Bir Proje Yöneticisi Olarak; Mustafa Kemal ATATÜRK

14 yaşıma girdiğim sene babam bana büyük önder ATATÜRK’ün kaleminden ortaya çıkan Nutuk adlı eserin yeni dile çevrilmiş halini hediye etmişti. O yaşlarımda bu eseri okurken genel amacım; Okul sıralarında öğrendiğim Kurtuluş Mücadelesinin hangi aşamalardan geçtiğini ve ne zorluklarla gerçekleştiğini birinci elden öğrenmekti.
Bu kitaptan edindiğim bilgileri tarih derslerinde detaylı olarak anlatmaktan çok büyük zevk ve gurur duyardım.

Aradan yıllar sonra bugün Nutuk’u tekrar ele alıp, başka bir amaçla incelemeye karar verdim. Bu seferki amacım ise Kurtuluş Savaşı sürecini bir Proje olarak irdelemek ve bu projenin yöneticiliğini üstlenen M. Kemal ATATÜRK’ün hangi proje yöneticiliğini vasıflarını bilfiil uyguladığını görmekti.

Pek çok proje yönetimi kitabında “Proje Yöneticisinin Rolü ve Sorumlukları” başlığı altında şu ifadeleri görmüşsünüzdür;

• Mevcut durumun analizi
• Hedeflerin belirlenmesi
• Organizasyonel yapının oluşturulması
• Ekibin motivasyonunu sağlamak
• Projenin planlanması ve kontrolü
• Doğru işe doğru kişiyi atama – Delegasyon
• Risklerin öngörülmesi ve önleyici yöntemler belirleme
• Finansal planlamanın yapılması ve gerekli onayların alınması
• Proje ekibindeki çatışma problemlerinin giderilmesi
• Gelişmeleri raporlama
• Problemlere çözüm oluşturma

Bu ifadeler daha da arttırılabilir.
Bu yazı dizisinde amacım; Atatürk’ün yukarıda saydığım rol ve sorumlulukların hangilerini, nasıl yerine getirdiğini Nutuk’taki ifadelerini inceleyerek, ortaya çıkarmaktır.
Bir diğer amacım ise, proje yönetimi ile ilgili yoğun teorik bilgiye sahip olan bir proje üyesine tarihi bir uygulama sunmak olacaktır.

Bu yazı dizisinin kapsamı Nutuk’un sadece ilk iki bölümü olacaktır. Kurtuluş Savaşı’nı, proje yönetimi bilimi çerçevesinde daha detaylı incelemeyi, siz değerli okuyuculara bırakacağım. Böylece bir diğer naçizane amacımın da tarihimizdeki bu büyük mücadelenin hangi aşamalardan geçtiğine dair okuyucuda merak uyandırmak olduğu da söyleyebilirim.
Okuyucu olarak özellikle, (Atatürk’ün Nutuk’ta kaleme aldığı kadarıyla) hedeflerindeki kararlılığına ayrıca çevresindekilere yönelik hitap biçimine, telgraf yazışmalarındaki anlatım gücüne, lütfen dikkat ediniz. İletişimin bir projede ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlaşılacağndan eminim.

Bununla birlikte, Atatürk’ün projesini nasıl aşamalara böldüğünü ve her aşama için hedeflerini hangi kısıtlar ve varsayımlar altında tanımladığına şahit olacaksınız. Tabii ki bu hedeflere ulaşmasını engelleyecek problemlerin sayısından sanırım bahsetmeye gerek yok, bunu sizlerin tarih bilgisine bırakıyorum. (Aramızda kaç kişi proje hedeflerine ulaşmak isterken, suikaste uğrama tehdidi yaşıyor veya tutuklanma riski var?!!!)

Atatürk, Nutuk’un daha birinci bölümünde projesinin temel hedefini şu şekilde koyduğunu da hatırlatmak isterim:

“YA İSTİKLAL YA ÖLÜM
Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.

Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kaabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!...
O halde, ya istiklal ya ölüm! “ Birinci Bölüm: Anadolu’nunDurumu ve Kurtuluş Çareleri
Bir diğer yandan da çevresindekilere liderlik etme sürecini, bu doğrultuda hedefleri kutsallaştırma ve insanları bu hedeflere doğru sürükleyebilme gücünü de kendi anlatımları çerçevesinde incelemeye çalışacağız.
Proje Yönetimi açısından tarihimizden bu proje örneğini incelerken, sizlerin de öneri ve düşüncelerinizle faydalı tartışma ortamları yaratacağınızı umarım.
Hatta benim bu yazı dizisinde ele almadığım veya kısaca geçtiğim noktaları gerekirse lütfen daha da ayrıntılandırın. Böylece benim ön adımını attığım bu girişimi daha da detaylı irdeleyebiliriz.
Bölüm I: Birinci Dünya Savaşında Anadolu’nun Durumu ve Kurtuluş Çareleri
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’u Kurtuluş Savaşı mücadelesinin başladığı gün olarak kabul ettiği 19 Mayıs 1919 tarihinden itibaren başlatır ve mücadele boyunca geçen tüm evreleri tüm açıklığıyla kaleme alır.

1.1. İçinde Bulunulan Durumun İncelenmesi

Bir Proje Yöneticisi olarak Atatürk, Nutuk’a Kurtuluş Savaşı projesinin başlamasına sebep olan etkileri oldukça geniş açılardan değerlendirmiştir. Diğer bir deyişle, bu projenin nedenlerini, sebeplerini ve hatta tarihçesini açıkça tanımlamıştır.
Örneğin ülkenin içinde bulunduğu genel durumu aşağıdaki sözleriyle ifade etmektedir:
“Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin
soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.

Damat Ferit Paşa 'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.

Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...
İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul' da. Adana iIi Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz
askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da, İtilâl Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusuda İzmir'e çıkartılıyor. “

Bu genel görünüşü açıkladıktan sonra biraz daha detaylara inerek, öncelikle düşman işgalini meşrulaştırmaya çalışan örgütlerden bahsetmektedir.
“Merkezi İstanbul'da olan Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'nin amacı ve siyasî hedefi adından anlaşılmaktadır. Her halde merkezden ayrılmak gayesini güdüyor.

Diyarbakır, Bitlis, Elâzığ illerinde, İstanbul'dan idare edilen Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu derneğin amacı yabancı devletlerin himâyesi altında bir Kürt devleti kurmaktı.
Karadeniz sahilindeki bölgelerde de bir Rum Pontus hükûmeti kurulacağı korkusu vardı. Müslüman halkı Rumların boyunduruğu altında bırakmayıp onların yaşama ve var olma haklarını koruma gayesiyle, bazı kimseler Trabzon'da da ayrıca bir dernek kurmuşlardı.

Konya ve dolaylarında İstanbul'dan yönetilen Tealî-i İslâm Cemiyeti'nin kurulmasına çalışılıyordu.

Memleketin hemen her tarafında itilâf ve Hürriyet , Sulh ve Selâmet Cemiyetleri de vardı.
İstanbul'da önemli sayılabilecek kuruluşlardan biri İngiliz Muhipleri Cemiyeti idi. Bu addan, İngilizlere dost olanların kurduğu bir dernek anlaşılmasın. Bence, bu derneği kuranlar kendi şahıslarını ve kendi
çıkarlarını gözetenler ile, kendi çıkarlarının korunma çaresini Lloyd George (Loyt Corc) hükûmeti aracılığı ile İngiliz himâyesini sağlamakta arayanlardır. Bu zavallıların, İngiliz Devleti'nin Osmanlı Devleti'ni bir bütün olarak korumak ve himaye etmek isteğinde olup olamayacağını bir defa olsun
dikkate alıp almadıkları, üzerinde düşünülmeye değer.
Bu derneğe girenlerin başında Osmanlı Padişahı ve Halîfe-i Rûy-i Zemîn ünvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal, Âdil ve Mehmet Ali Beyler ile Sait Molla bulunuyordu.
Dernekte Rahip Frew (Fru) gibi İngiliz milletinden bazı macera heveslileri de vardı. Yapılan işlemlerden ve gösterilen faaliyetlerden anlaşıldığına göre, derneğin başkanı Rahip Frew idi.”

Detaylarda ordunun o günkü durumu da ele alınmaktadır:
“...Balıkesir ve Bursa bölgesinde bulunan 61'inci ve 56'ncı Tümenler karargâhı Bandırma'da bulunan İstanbul'a bağlı 14'üncü Kolordu'yu oluşturuyordu. Bu kolordunun komutanı, Meclis'in açılışına kadar, merhum Yusuf İzzet Paşa idi.
3'üncü Ordu Müfettişliği ki, müfettişi ben idim; karargâhımla Samsun'a çıkmış bulunuyordum.

Doğrudan doğruya emrim altında olmak üzere iki kolordu vardı. Bunlardan biri, merkezi Sivas'ta bulunan 3'üncü Kolordu'dur. Komutanı yanımda getirdiğim Albay Refet Bey'dir. Bu kolorduya bağlı bir tümenin ( 5'inci Kafkas Tümeni ) merkezi Amasya'da, ötekinin merkezi de Samsun'daydı. Diğeri, merkezi Erzurum'da bulunan 15'inci Kolordu idi. Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'ydı. ….”

Bu değerlendirmelerden sonra M. Kemal, kendisinin Samsun’da hangi sıfat ve görevle bulunduğunu anlatmaktadır. Aşağıdaki paragraflardan M. Kemal’in o günkü yetki alanı da görülebilmektedir.
“…Benim, bu iki kolorduya (Sivas 3. Kolordu ve Diyarbakir 13. Kolordu) doğrudan doğruya emir ve komuta vermekten daha ileri bir yetkim vardı ki, müfettişlik bölgesine yakın olan askerî birliklere de tebligat yapabilecektim. Aynı şekilde bölgemde bulunan ve bölgeme komşu olan illere de tebligatta bulunabilecektim.
Bu yetkiye göre, Ankara'da bulunan 20'nci Kolordu ve bunun bağlı bulunduğu müfettişlik ile, Diyarbakır'daki kolordu ile ve hemen hemen Anadolu'nun bütün sivil yönetim amirleriyle ilişkiler kurabilecek ve yazışmalar yapabilecektim.
Bu geniş yetkinin, beni İstanbul'dan sürmek ve uzaklaştırmak maksadıyla Anadolu'ya gönderenler tarafından, bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir. Hemen ifade etmeliyim ki, onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler. Ne pahasına olursa olsun, benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe Samsun ve dolaylarındaki güvensizlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun'a kadar gitmekti. Ben, bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi
olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O tarihte Genelkurmay'da bulunan ve benim maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular; yetki konusu ile ilgili talimatı da ben kendim yazdırdım. Hattâ Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa , bu talimatı okuduktan sonra, imzalamaya çekinmiş; anlaşılır anlaşılmaz bir biçimde mührünü
basmıştır…”

M. Kemal, içinde bulunulan karmaşık durumun kolayca kavranabilmesi amacıyla özet niteliğinde aşağıdaki satırları kaleme almıştır. Böylece, içinde bulunulan durum gözönünde kolayca canlandırılabilir bir hal almıştır.

Milli mücadelenin hangi şartlar altında başladığını sizlere de kısaca hatırlatmak amacıyla bu metni aynen sizlerle paylaşmak istiyorum. (Hatırlatma: Aşağıdaki yazıda Ata’nın seslendiği kişiler o dönemin milletvekilleridir.)

Bu açıklamalardan sonra, genel durumu daha dar bir çerçeve içine alarak, çabucak ve kolayca hep birlikte gözden geçirelim :

Düşman devletler, Osmanlı devlet ve memleketine karşı maddî ve manevî saldırıya geçmişler. Onu yoketmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve halife olan zat, hayat ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükûmeti de aynı durumda. Farkında olmadığı halde, başsız kalmış olan millet, karanlıklar ve belirsizlikler içinde olup bitecekleri beklemekte. Felâketin dehşet ve
ağırlığını kavramaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve alabildikleri etkilere göre kendilerince kurtuluş çaresi saydıkları tedbirlere başvurmakta... Ordu, ismi var cismi yok bir durumda. Komutanlar ve subaylar, I. Dünya Savaşı'nın bunca çile ve güçlükleriyle yorgun, vatanın parçalanmış olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen karanlık felâket uçurumu kenarında beyinleri
bir çare, kurtuluş çaresi aramakla meşgul...

Burada pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Millet ve ordu, Padişah ve Halife'nin hâinliğinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği din
ve gelenek, bağları dolayısıyla da içten gelerek boyun eğmekte ve sadık. Millet ve ordu bir yandan kurtuluş çaresi düşünürken bir yandan da yüzyıllardır süregelen bu alışkanlık dolayısıyla, kendinden önce, yüce hilâfet ve saltanat makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinde değil... Bu inanca aykırı bir düşünce ve görüş ileri
süreceklerin vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain ve istenmeyen kişi olur...
Diğer önemli bir noktayı da belirtmek gerekir. Kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak kabul edilmekte idi. Bu devletlerden yalnız biri ile bile başa çıkılamayacağı kuruntusu hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya - Macaristan varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve
akılsızlık olamazdı.

Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu. O halde, kurtuluş çaresi ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. Önce, İtilâf Devletleri'ne karşı düşmanca tavır alınmayacak; sonra, Padişah ve Halife'ye canla başla bağlı ve sadık kalmak temel şart olacaktı.”


1.2. Kurtuluş Çareleri ve Atatürk’ün Hedefi


Ülkenin içinde bulunduğu durum farklı açılardan detaylı olarak tanıtıldıktan sonra bu durumdan kurtulmanın yollarının neler olabileceğini de Atatürk aşağıdaki satırlarda ele almıştır.

Bu kurtuluş yollarından öncelikle kendisinin tasvip etmediği, yolların neler olduğunu sonra da O’nun üzerinde durduğu alternatifi göreceğiz.
“…Şimdi Efendiler, müsaade buyurursanız size bir soru sorayım : Bu durum ve şartlar karşısında kurtuluş için nasıl bir karar akla gelebilirdi?
Açıkladığım hususlara ve yaptığım gözlemlere göre üç türlü karar ortaya atılmıştır.

Birincisi, İngiliz himâyesini istemek
İkincisi, Amerikan mandasını istemek,

Bu iki türlü karar sahipleri, Osmanlı Devleti'nin bir bütün halinde korunmasını düşünenlerdir. Osmanlı topraklarının çeşitli devletler arasında taksimi yerine, imparatorluğu tek bir devletin koruyuculuğu altında bulundurmayı tercih edenlerdir.
Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmuştur. Söz gelişi, bazı bölgeler kendilerinin Osmanlı Devleti'nden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmama tedbirlerine başvuruyordu. Bazı bölgeler de Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılacağını ve Osmanlı ülkesinin taksìm edileceğini oldu bitti kabul
ederek kendi başlarını kurtarmaya çalışıyordu…”

Atatürk’ün bir sonraki ele aldığı konu kendi kararıdır. Önceki seçeneklerin anlamsızlığını ve kendi kararını dayandığı temelleri detaylı olarak ifade etmektedir. Hedeflerindeki kararlılığı tam olarak anlayabilmek için Nutuk’taki satırları sizlerle aynen paylaşıyorum.
“Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan
ibaretti. Osmanlı Devleti onun istiklâli padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.

Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu?
O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?
Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milIî hâki'miyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!
İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.

Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu :

Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.

Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kaabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!...

O halde, ya istiklal ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranacağını farz edelim. Ne olacaktı? Esirlik!
Peki efendim. Öteki karalara boyun eğme durumunda sonuç bunun aynı değil miydi?
Şu farkla ki, istiklali için ölümü göze alan bir millet, insanlık haysiyet ve şerefinin gereği olan bütün fedakarlığı yapmakla teselli bulur ve hiç şüphesiz, esirlik zincirini kendi elleriyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete bakarak dost ve düşman gözündeki yeri bambaşka olur.

Sonra, Osmanlı hânedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak, elbette Türk milletine karşı en büyük kötülüğü işlemekti. Çünkü, millet her türlü fedakarlığı göze alarak istiklalini kazanmış olsa da, saltanat sürüp gittiği taktirde, bu istiklale kazanılmış gözüyle bakılamazdı. Artık ,vatan ve milletle hiçbir
vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin istiklâl ve haysiyetinin koruyucusu mevkiinde bulundurulmasına nasıl göz yumulabirdi?
Halifeliğin durumuna gelince, ilim ve tekniğin nurlara boğduğu gerçek medeniyet dünyasında gülünç sayılmaktan başka bir yanı kalmış mıydı?
Görülüyor ki, verdiğimiz kararın uygulanmasını sağlayabilmek için daha milletin alışkın olmadığı bazı konulara dokunmak gerekiyordu. Ortaya atılmasında, kamuoyu bakımından büyük sakıncalar doğuracağı sanılan hususların dile getirilmesinde kaçınılmaz bir zaruret vardı
.
Osmanlı Hükumeti'ne, Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine başkaldırmak, bütün milleti ve orduyu ayaklandırmak gerekiyordu.”

1.3. Hedefe Ulaşmak için Projenin Aşamalandırılması

Bir projenin amaçlarının belirlenmesinden sonra yapılması gereken iş, o hedeflere ulaşmak için geçilecek olan adımların neler olduğunu belirlemek ve hatta o adımlarının tamamlandığını gösteren kilometre taşlarını tanımlamaktır.
Projelerin kilometre taşlarını iş hayatımızda genelde bir yöneticinin veya müşterinin onayı, üst yönetime sunulan rapor veya resmi makamdan alınan bir izin olarak örnekleyebiliriz. Atatürk ise kendi projesinde duygu ve düşüncelerin geliştiği anları, bir kilometre taşı olarak algıladığını aşağıdaki
paragraftan anlayabiliriz.

“…Türk ata yurduna ve Türk'ün istiklâline saldıranlar kimler olursa olsun, onlara bütün milletçe silâhla karşı koymak ve onlarla çarpışmak gerekiyordu. Bu önemli kararın bütün gerek ve zaruretlerini daha ilk gününde açığa vurup ifade etmek, elbette isabetli olamazdı. Uygulamayı birtakım safhalara ayırmak,
olaylardan ve olayların akışından yararlanarak milletin duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur. Eğer dokuz yıllık faaliyetimiz ve yaptıklarımız bir mantık silsilesi ile gözden geçirilirse, ilk günden bugüne kadar takip ettiğimiz genel doğrultunun, ilk kararın çizdiği yoldan ve yöneldiği hedeften asla sapmamış olduğu
kendiliğinden anlaşılır…”

Atatürk, proje safhaları için belirlediği hedeflerin hepsini açıkça gerek silah arkadaşlarıyla gerekse halkla paylaşmamıştır. Özellikle hilafetin ve saltanatın kaldırılası hedefleri kendisine yönelik muhalefetin çok daha fazla olacağından emindir. Değişikliklere karşı koyulabilecek direnci en aza indirmek için
aşamaların hedeflerini zamanla çevresindekilerle paylaşmıştır.

“…Dış tehlikenin yakın etkilerini derinden duyanlar arasında, geleneklerine, düşünce kabiliyetlerine ve ruh yapılarına aykırı olan muhtemel değişmelerden ürkeceklerin ilk anda direnme güçlerini harekete geçirebílirdi. Başarı için pratik ve güvenilir yol, her safhayı vakti geldikçe uygulamaktı. Milletin gelişmesini ve yükselmesini sağlayacak doğru yol buydu. Ben de bu yolda yürüdüm….”

1.4. Ordu İle Temas

Atatürk, Samsun’a gelişinin ilk bir ayını Anadolu ve Trakya’daki kolordu komutanları ile telgraf yoluyla iletişim kurarak geçirmiştir. 21, 23, 26, 27 Mayıs 1919 ve 16 Haizran 1919 tarihlerinde Erzurum (15.Kolordu), Ankara (20.Kolordu), Diyarbakır (13.Kolordu), Sivas (3.Kolordu) ve Edirne (1.Kolordu) komutanları ile yaptığı yazışmalarda askeri durum ile Kolordu Bölgelerindeki siyasi durumu da teftiş
etmiştir.

Bununla birlikte Ege Bölgesi’nden -İzmir, Manisa, Aydın- Yunan işgali nedeniyle irtibat kuramadığını da bildirmektedir.

Atatürk, telgraf yazışmaları ile topladığı tüm bilgileri diğer Kolordu Komutanlıkları ile de paylaşmıştır.
Böylece her komutanlığın bir diğer komutanlığın durumundan haberdar olmasına özen göstermiştir.
Bu yazışmaların arasında özellikle Trakya Bölgesi’ndeki karamsar havayı dağıtmayı hedefleyen ve 1. Kolordu Komutanlığı’na bağlı subayların moralini arttırıcı şu nota dikkat etmenizi isterim.

“...Trakya'nın manevî gücünü yükseltmek maksadıyla bu talimâta şu bilgileri de ekledim : Anadolu halkı baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Kararlar, istisnasız, bütün komuta hey'etleri ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizimle beraberdir. Anadolu'daki millî teşkilât ilçe ve bucaklara kadar genişledi. İngiliz himayesi altında bağımsız bir Kürdistan kurulması
ile ilgili propaganda ortadan kaldırıldı ve taraftarları yola getirildi. Kürtler Türklerle birleşti.”

Bölüm 2: MİLLETİN UYARILMASI VE KONGRELER

2.1. Milletin Uyarılması Süreci

Atatürk’ün Samsun’a gelişinin henüz birinci ayında yaptığı yazışmaların arasında milleti uyandırmaya yönelik olanlarda mevcuttur. Bu yazışmalar özellikle mülki amirlerle gerçekleşmekte ve özellikle halkın ilgisinin Yunan işgaline çekilmesi vurgulanmaktadır.

Nutuk’ta bu yolla ortak bir duygu yaratmayı hedeflediğini belirten Atatük, daha sonra da bu duygu yoğunluğunu Kurtuluş mücadelesinde kullanacaktır.
Aşağıdaki telgraf metninde bu duygu yoğunluğunun kontrollü olarak oluşturulmasını istemektedir. “Dikkate değer bir noktadır ki, İzmir'in, onun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgali ile, yapılan saldırı ve zulümler hakkında millet daha aydınlanmamış; millî varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı açıktan açığa herhangi bir tepki ve şikayet gösterilmemişti. Milletin, bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalması, elbette kendi lehine yorumlanamazdı. Onun için milleti uyarıp harekete getirmek gerekirdi. Bu maksatla 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum'da 15' inci Kolordu, Ankara'da 20' nci Kolordu ve Diyarbakır'da l3' üncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya'da Ordu Müfettişliği'ne şu yolda birer genelge gönderdim:

Ízmir'in ve maalesef bunun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün korunması için, milletçe gösterilen tepkinin daha canlı ve sürekli olması gerekir. Yaşayışımızda ve millî bağımsızlığımızda gedikler açan işgal ve ilhak gibi olaylar, bütün millete kan ağlatmaktadır. Izdıraplar dindirilemiyor. Sindirilmesi ve katlanılması mümkün
olmayan bu duruma derhal son verilmesinin bütün medenî milletlerle büyük devletlerin adalet ve nüfûzundan sabırsızlıkla beklendiğini göstermek maksadıyla, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, pazartesi başlayıp çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak millî gösterilerde bulunulması, bunun bütün kasaba ve köylere kadar yaygınlaştırılması, bütün
büyük devletlerin temsilcileriyle Bâbıâli'ye etkileyici telgraflar çekilmesi, yabancıların bulunduğu yerlerde yabancılar da etki altına alınmakla birlikte, düzenlenen millî gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunması, Hristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılması zaruridir. Yüksek şahsiyetinizin bu konularda duyarlı ve etkili bulunmaları dolayısıyla işin iyi idare edileceğine ve başarıya ulaşacağına bendenizin tam bir güveni vardır. Sonuçtan haberdar buyurulmamı rica ederim.”
Bu emirler doğrultusunda ülke genelinde yapılan gösterilerin gerçekten etkili olduğu Nutuk’ta ifade edilmektedir. Hatta Sivas’ta düzenlenen mitinglerden dolayı İngiliz’lerin, İstanbul Hükümeti’ne o bölgede yaşayan Ermeni’lerin tedirginlik yaşadığını belirten bir nota verdiği bilinmektedir. Bu nota üzerine Harbiye Nazırı Şevket Bey’in M. Kemal’i telgraf yoluyla uyardığı ve buna karşılık M. Kemal’in de
kendisine aşağıdaki cevabı yolladığına dikkatinizi çekmek istiyorum.
“Harbiye Nezareti Yüksek Katına İlgi : 2 Haziran 1919 tarihli şifre 3.6.1919
Sivas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermenileri ve sonradan gelen mültecîleri yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemìştir. Ne Sıvas'ta ne de çevresinde kaygı verici herhangi bir durum yoktur. Herkes sükûnet içinde iş ve güçleriyle meşguldür. Bunu kesinlikle bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan İngiliz notasındaki haberlerin nereden kaynaklandığı bendenizce bilinmek gerekir. İzmir ve
Manisa'nın işgali ile ilgili acı haberler üzerine Müslüman halk tarafından yapılan ve Hristiyan azınlıklar hakkında hiçbir düşmanlık duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması hatıra gelebilir. İtilâf devletleri milletimizin haklarına ve bağımsızlığına saygılı kaldıkça, millet de vatanın saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından emin oldukça, Hristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiç
bir sebep yoktur. Bu konuda devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir ve buna kesinlikle güven buyurulmasını istirham ederim. Ancak, milletin bağımsızlık ve varlığını yok eden ve millî varlığı tehlikeye düşüren işgal, cana kıyma ve zulüm gibi İzmir bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin tekrarlanmasına karşı, ne milletin heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak
millî gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede bir güç ve kudret göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk kabul edebilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükûmet tasavvur edebilirim.

-Mustafa Kemal- Bu nota suretiyle tarafımdan verilen cevap sureti bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara bir genelge ile bildirildi.”
(Saygının asla elden bırakılmadığı hem yatıştırıcı hem iğneleyici kelimelerin seçildiği ilginç bir metin bence… Dikkat! İstanbul Hükümeti ile yapılan yazışma da projeden etkilencek diğer kişilerin bilgisine sunulmakta…)
M. Kemal, Anadolu’daki gerek askeri gerek sivil yöneticilerle yaptığı yazışmaların İstanbul Hükümeti’nce öğrenildiği ve 8 Haziran 1919 aldığı tegrafla İstanbul’a geri çağrıldığını öğrenir. İçinde bulunduğu nihai durumu, aldığı emre karşı yanıtını ve bir sonraki adımını aşağıdaki sözlerle anlatır.
“Anadolu'ya geçeli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordu birlikleriyle temas ve bağlantı sağlanmış;

millet mümkün olduğu kadar aydınlatılarak dikkatli ve uyanık bir duruma getirilmiş, millî teşkilât kurma düşüncesi yayılmaya başlamıştı. Genel durumu artık bîr komutan ile yürütüp yönetmeye devam imkânı kalmamıştı. Yapılan geri çağırma emrine uymamış ve onu yerine getirmemiş olmakla birlikte, milli teşkilât ve hazırlıkların yönetimine devam etmekte olduğuma göre, şahsenâsı duruma geçmiş
olduğuma şúphe edilemezdi. Bundan başka ve özellikle girişmeye karar verdiğim teşebbüs ve faaliyetlerin köklü ve şiddetli olacağını tahmin güç değildi. O halde, yapılacak teşebbüs ve faaliyetlerin bir an önce şahsî olmak niteliğinden çıkarılması mutlaka, bütün bir milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir hey'et adına olması gerekli idi. “

2.2. Amasya Genelgesi - Sivas ve Erzurum Yolculukları

Atatürk, bir milli duygunun yavaş yavaş oluştuğunu farkeder ve bu duygu birliğini temsil edecek şahsiyetleri zaman kaybetmeden biraraya toplamayı hedefler. Sırasıyla Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenlemek için 21/22 Haziran 1919 gecesi o sırada bulunduğu Amasya’dan mülki amirliklere telgrafla gönderilmek üzere aşağıdaki genelgeyi kaleme alır. (Hatırlayacağınız üzere tarih kitaplarında bu bölüm
Amasya Genelgesi olarak anlatılmaktadır)
“…Sivas'ta genel bir millî kongre toplamak gayesiyle yaverim Cevat Abbas Bey’e 21 /22 Haziran 1919 gecesi, Amasya'da yazdırdığım genelgenin esas noktaları şunlardı :
1 - Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.
2 - İstanbul hükûmeti üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.
3 - Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ·
4 - Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve klarını gür sesle cihana duyurmak için her türlü baskı ve kontroldan uzak millî bir hey'etin varlığı zarurîdir.
5 - Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sıvas'ta hemen millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.
6 - Bunun için bütün illerin her sancağından milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkarılması gerekınektedir.
7 - Her ihtimale karşı, bu mesele milli bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler, gereğinde yolculuklarınıkendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.
8 - Doğu illeri adına, 23 Temmuzda, Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sıvas'a gelebilirlerse, Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sıvas genel kongresine katılmak üzere hareket ederler. “
M. Kemal Atatürk, Sivas kongresinin hazırlklarındayken Dahiliye Nazırı Ali Bey, Anadolu’daki hem sivil hem de askeri makamlara aşağıdaki yazıyı 23 Haziran 1919’da göndermiştir.

“…Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak vatanseverlik ve gayretine rağmen, yeni görevinde asla başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisi'nin istek ve ısrarıyla görevden alındı; bundan sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha çok açığa vurdu. Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi, Balıkesir ve Aydın dolaylarında
Müslüman halkı boş yere kırdırmaktan ve bu fırsattan yararlanarak halkı haraca kesmekten başka iş görmeyen emirsiz, saygısız ve kanunsuz olarak kurulan bazı hey'etler için öteden beri çektiği telgraflarla siyasî hatâsını idarî yönden de artırdı. Kendisinin İstanbul'a getirilmesi Harbiye Nezareti ile
ilgili bir iştir.
Ancak, Dahiliye Nezareti'nin size kesin emri, artık o zatın görevden alınmış olduğunu bilmek, kendisi ile hiçbir resmî işleme girişmemek, hükûmet işleri ile ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir. Bu genelgeye uygun hareket etmekle ne gibi sorumlulukların giderilmiş olacağını takdir buyuracağınızdan
eminim. Ayrıca, bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı'ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve tedbirlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını koruyarak,
medenî dünyanın gözünde bu memleketi bir daha lekelememek değil midir?…”
Yukarıdaki telgrafın varlığından habersiz olarak M. Kemal, 27 Haziran 1919’da Sivas’a gelir ve hem askeri hem de sivil yöneticilerin yukarıdaki genelgeyi gözardı ederek, kendisine duydukları sevgi ve saygıyı aşağıdaki sözlerle anlatır.
“Sivas şehrine girerken, caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askerî birlikler tören düzenini almış bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halkı selâmladım..
Bu manzara, Sivas'ın saygıdeğer halkının ve Sıvas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgi ile dolu olduğunu gösteren canlı bir tanık idi...”
Sivas’ta teşkilat ve nasıl hareket edileceği konusunda gerekli talimatları verdikten sonra 27/28 Haziran gecesi Erzurum Kongresi’nin hazırlıkları için Atatürk, Erzurum’a hareket eder. Yolculuğu ve Erzurum’a varışı şu şekilde ifade eder:
“…Bir haftalık yorucu bir otomobil yolculuğundan sonra 3 Temmuz 1919 günü halkın ve askerin içten gelen samimi gösterileri arasında, Erzurum'a varıldı. İstanbul Hükûmeti'nden gelebilecek menfî emirleri denetlemek ve önlemek için haberheşme kanalı olan önemli merkezlerde tedbirler alınmak üzere, bütün komutanlara, 5 Temmuz 1919 tarihinde emir verdim…”

2.3. Milli Gaye ile Ortaya Atılma Kararı

Erzurum’a gelen M. Kemal, milli mücadele için bir yöneticinin olması gerektiği yaptığı toplantılarla ele alır. Bu toplantılardan ilkini ve en önemlisi aşağıdaki ifadeleriyle anlatıyor.
“Bu iki vali beyler (İstanbul Hükümetin’ce görevden alınan Erzurum Valisi Münir Bey ve Bitlis Valisi Mazhar Müfit Bey) ile 15' inci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ve yanımda bulunan Rauf Bey, eski İzmit mutasarrıfı Süreyya Bey, karargâhına bağlı Kurmay Başkanı Kâzım Bey, Kurmay Husrev Bey ve Doktor Refik Bey arkadaşlarımla ciddî bir görüşme yapmayı uygun buldum. Kendilerine genel ve özel durumu açıklayarak tutulması gerekli olan yolu anlattım. Bu münasebetle en elverişsiz durumları,
genel ve şahsî tehlikeleri; her ihtimale karşı göze alınması kaçınılmaz olan fedakârlığı dile getirdim. Bir de millî gaye ile ortaya atılacakların bugün yok edilmesini düşünen, yalnız saray, hükûmet ve yabancılardır. Ancak, bütün memleketin aldatılmasını ve aleyhimize çevrilmesini de ihtimalden uzak tutmamak gerekir. Millete önder olacakların, her ne pahasına olursa olsun amaçtan dönmemeleri,
memlekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, bu amaç uğrunda fedakârlığa devam edeceklerine daha işin başında karar vermeleri gerekir. Kalplerinde bu gücü duymayanların teşebbüse geçmemeleri elbette daha isabetli olur. Çünkü, aksi halde hem kendilerini hem de milleti aldatmış olurlar.
Bir de söz konusu görev, resmî makam ve üniformaya sığınarak, el altından yürütülebilecek türden değildir. Bu tarz bir dereceye kadar sürdürülebilir. Fakat, artık, o devir geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve milletin hakları adına gür sesle bağırmak ve bütün milleti bu sese ortak etmek lâzımdır. Benim, görevden alındığıma ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğuma şüphe yoktur. Benimle açıktan açığa işbirliği etmek, aynı sonucu şimdiden kabullenmek demektir. Bundan başka, bu şartların istediği adamın, başka birçok bakımlardan da, mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia söz konusu değildir. Yalnız, herhalde, bu memleket evlâdından birinin ortaya atılması kaçınılmaz olmuştur.
Benden başka bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki, o arkadaş, bugünkü durumun kendisinden beklediği şekilde harekete evet diyebilsin dedim.
Bu konuşma ve açıklamalardan sonra, gelişigüzel karar almak doğru olamayacağından bir süre düşünmek ve özel görüşmeler yapabilmek için, görüşmelere son verdiğimi bildirdim.
Tekrar toplandığımızda, işin başında benim devam etmemi, kendilerinin bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş, Münir Bey, önemli mazereti dolayısıyla, bir süre için kendisinin fiilî görevden affını rica etti. Ben, şeklen, resmî görev ve askerlikten ayrıldıktan sonra da, tıpkı şimdiye kadar olduğu tarzda üst komutan imişim gibi emirlerimin yerine getirilmesinin başarı için
temel şart olduğunu belirttim. Bu nokta tamamen benimsenip kabul gördükten sonra toplantıya son verildi.
Efendiler, İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı makamında, birbirinin yerini alan Cevat ve Fevzi paşalardan, Barış Hazırlığı Komisyonu'nda çalışan İsmet Bey'den başlayarak Erzurum'a gelinceye kadar, her yerde temas ve ilişkide bulunduğum komutan, subay, her türlü devlet adamı ve ileri gelen kimselerle, burada, Erzurum'da yaptığım gibi görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bundaki yarar takdir buyurulur.”
Yukarıdaki ifadelerden, M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı Projesi için çevresindekileri hem inandırma hem de hedefler doğrultusunda sürükleyebilme gücü olduğundan liderliğe soyunduğunu görmekteyiz. Diğer bir yandan da bu projenin başarısı için çalışacak kişileri biraraya getirme gayretinde olduğunu da görmekteyiz.
Anadolu’da ve Rumeli’de M. Kemal’in komutasını kabul eden askeri ve sivil yöneticilere genel olarak aşağıdaki metin ilk emir olarak M. Kemal’ce kaleme alınmış ve 7 Temmuz 1919’da telgrafla bildirmiştir.
“1 - Bağımsızlığımızı koruma uğrunda kurulmuş ve teşkilâtlanmış olan millî kuvvetlere hiçbir şekilde müdahale ve saldırıda bulunulamaz. Devlet ve milletin mukadderatında millî irade söz sahibi ve hâkimdir. Ordu, bu millî iradeye bağlı ve onun hizmetindedir.
2 - Müfettiş ve komutanlar, herhangi bir sebeple komutadan uzaklaştırıldıkları takdirde, yerlerini alacak kimseler, işbirliği yapılacak niteliklere sahip iseler, komutayı onlara bırakacaklar; ancak, kendileri de yetki bölgelerinde kalarak millî görevlerini yapmaya devam edeceklerdir. Aksi takdirde, yani bir ikinci
İzmir olayına yol açabilecek kimselerin tayini halinde, komuta asla bırakılmayacak, bütün müfettiş ve komutanlarca kendilerine güvenilemediği gerekçesi ile yapılan tayin reddedilecek ve kabul edilmeyecektir.
3 - Memleketimizi kolayca işgal edebilmek maksadıyla İtilâf Devletleri tarafından yapılacak baskılarla, hükûmet herhangi bir birliği, askerî ve millî teşkilâtımızı dağıtma emri verirse, bu emir kabul edilmeyecek ve yerine getirilmeyecektir.
4 - Hedef ve gayesi millî bağımsızlığı kurtarmak olan Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri'nin ve teşebbüslerinin gerileme ve başarısızlığına yol açacak herhangi bir etki ve müdahaleyi ordu kesinlikle önleyecektir.
5 - Devlet ve milletin bağımsızlığını kurtarma gayesinde devletin bütün sivil memurları, Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri'nin ordu gibi meşru yardımcılarıdır.
6 - Vatanın herhangi bir bölgesine saldırıldığı takdirde, bütün millet, haklarını savunmaya hazır bulunduğundan, bu gibi olaylar karşısında, işbirliği için her yer biribirini en kısa zamanda haberdar ederek savunmada hareket ve işbirliği sağlanacaktır.” Yukarıdaki özellikle 2. emirde yer alan ifadenin uygulaması esnasında bir takım sorunlar yaşandığı zaman içinde görülmüştür. M. Kemal’e bağlı olduğu anlaşılan kişilerin yerlerine İstanbul Hükümeti’nce yapılan atamalar karşısında bazı milli mücadele taraftarları pasif duruma düşmüşlerdir. (BKZ: REFET
BEY'İN 3'ÜNCÜ KOLORDU KOMUTANLIĞINI BIRAKMASI) Bu toplantılar devam ederken M.Kemal ile İstanbul Hükümeti arasında telgraf yazışmaları da sürmektedir. Bu yazışmaların ana konusu M. Kemal’in bir an önce İstanbul’a geri dönmesi olarak özetlenebilir. Nitekim, son yazışma Nutuk’ta şu şekilde anlatılmıştır. “…Harbiye Nezareti, İstanbul'a gel, diyor. Padişah, önce "hava değişimi al, Anadolu'da bir yerde otur,
fakat bir işe karışma" diye başladı. Daha sonra, ikisi birlikte "mutlaka gelmelisin!" dediler. "Gelemem!" dedim. Sonunda, 8/9 Temmuz 1919 gecesi, sarayla açılan bir telgrafbaşı görüşmesi sırasında, birdenbire perde kapandı ve 8 Hazirandan 8 Temmuza kadar bir aydır süregelen oyun sona erdi.
İstanbul o dakikada, benim resmî görevime son vermiş oldu. Ben de aynı dakikada, 8 - 9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50'de Harbiye Nezareti'ne, saat 23.00'te Padişah'a resmi görevimle birlikte askerlikten de ayrıldığımı bildiren telgraf çekmiş oldum.
Durum, tarafımdan, ordulara ve millete duyuruldu. Bu tarihten sonra resmi sıfat ve yetkilerden sıyrılmış olarak, yalnız milletin sevgi ve fedakârlığına güvenerek ve onun tükenmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve güç alarak vicdani görevimize devam ettik...”

2.4. Erzurum Kongresi

Yoğun iletişim ve motive etme döneminin arkasından büyük zorluklarla 23 Temmuz 2003 günü Erzurum Kongresi başladı. Atatürk, Nutuk’ta Erzurum Kongresi başlangıcını şu sözlerle anlatmaktadır.
“…Efendiler, yüksek malûmunuz olduğu üzere, Erzurum Kongresi 1919 yılı Temmuz'unun 23'üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda toplandı. İlk günü, beni başkanlığa seçtiler. Kongre üyelerini, durum ve bir dereceye kadar da tutulan yol hakkında aydınlatınak için yaptığım konuşmada :
Tarihin ve olayların zoru ile, doğrudan doğruya içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir vatanseverin tasavvur edilemeyeceğine işaret ettim. Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden bahsettim. Tarihin, bir milletin varlığını ve hakkını hiçbir zaman inkâr edemeyeceğini, bu itibarla vatanımız, milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin ergeç iflâsa mahkûm olduğunu söyledim…”

Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar milli mücadele için oldukça önemli olduğu gibi M. Kemal de farklı şehirlerden gelen halkın temsilcilerine kendi fikirlerini daha iyi aktarabilme imkanı bulmuştur. Kongre sonunu Nutuk’ta şu sözlerle anlatır:
“…Ağustos'un yedinci günü, Kongre, toplantısına son verirken kongre üyelerine :
"Önemli kararlar alındığını, bütün dünyaya milletimizin varlık ve birliğinin gösterildiğini" söyledim ve "tarih, bu kongremizi ender görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir" dedim…”

2.5. Sivas Kongresi

Sivas kongresi öncesinde M. Kemal özellikle başta İstanbul’daki bazı aydınlar olmak üzere Anadolu’nun farklı bölgelerindeki askeri ve sivil yetkililerle, Türkiye’nin Amerikan Mandaterliğini kabul etmesiyle ilgili durumu tartışmıştır.
Amerikan Mandasının kabulünü savunan kişiler, ülkenin en azından bir büyük devlet tarafından himaye altına alınacağını ve gerek siyasi, gerek sosyal gerekse ekonomik açıdan bir rahatlık dönemine girileceği görüşlerini savunurlarken, Atatürk, bu düşüncelerin ne kadar çelişkili ifadeler içerdiğini gönderdiği sayısız telgrafta bıkmadan, usanmadan anltamya çalışmıştır. Buradaki yazışmalar bir hayli uzun olduğundan bu Nutuk’taki “Sivas Kongresi Açılıyor” bölümünü incelemenizi rica ediyorum.
Ataürk, Nutuk’ta Sivas Kongresi’ni 11Eylül 1919’da tamamlandığını, fakat bunun çevreden gelen olumsuz haberlerden dolayı erken bir tarih olduğunu bildirmektedir. Özellikle İngiliz’lerin ve İstanbul Hükümeti’nin, Doğu illerindeki azınlıkları ayaklandırmaya çalışma ve kongre üyelerini dağıtmak için giriştikleri eylemler detaylıca anlatılmaktadır.
Nutuk’taki bu bölümleri (Sivas Kongresini Baltalama Teşebbüsleri) okuduğunuzda içinde
bulunduğumuz günlerde de benzer gayretlerin devam etmekte olduğunu üzülerek, daha iyi
anlıyorsunuz.
Bu dönemde yapılan yazışmalarda Atatürk, İstanbul Hükümeti’ne gönderdiği bir telgrafta o anki sinir haliyle nasıl bir yazışma yaptığını da bizimle paylaşıyor. Bana ilginç geldiği için sizlerle paylaşmak
istedim. (Sonuçta O da bir insandı ve O’nun sinirlenmeye hakkı vardı)
“Sivas Valisi Reşit Paşa 'nın telgrafına cevap veren Adil Bey'in (Dahiliye Nazırı) şu sözleri ne kadar garip ve şaşırtıcıdır. Adil Bey sözünü ettiğim telgrafı şu cümlelerle bitiriyordu : "Elbette Halife Hazret leri'nin yüce buyruklarına uyma gereğini takdir edersiniz! " (Belge : 70).
Efendiler, bir tesadüf eseri olarak bu görüşme sırasında ben de telgrafhanede bulunuyordum. Bir aralık dayanamadım. Şu telgrafı yazıp çekilmek üzere memura verdim.
10,11.9.1919 Dahiliye Nâzırı Âdil Bey'e Milletin, Padişah'ına maruzatta bulunmasına engel oluyorsunuz. Alçaklar, caniler! Düşmanlarla millete karşı haince tertiplere girişiyorsunuz. Milletin kudret ve iradesini takdirden âciz olduğunuza şüphe etmiyordum. Ancak, vatan ve millete karşı haince ve son bir çırpınışla alçakça harekette bulunacağınıza inanmak istemiyordum. Aklınızı başınıza toplayın. Galip Bey ve yardakçıları gibi aptalların verdikleri ahmakçasına ve asılsız sözlere kapılarak ve Mister Nowil gibi milletimiz ve vatanımız için zararlı olan yabancılara vicdanınızı satarak yaptığınız alçaklıkların milletçe sorulacak hesabını göz önünde bulundurunuz. Güvendiğiniz şahısların ve kuvvetin sonunu öğrendiğiniz zaman, kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız. Mustafa Kemal” Azınlıkların kışkırtılmaya çalışılması, M. Kemal’in ilgili bölgelerdeki komutanlara gönderdiği emirler ve gösterilen ordudaki kararlılık sayesinde sonuçsuz kalmıştır.

Son Söz…

Dikkatinizi 19 Mayıs 1919 ile 23 Nisan 1920 tarihleri arasına çekmek isterim. Bir yıldan daha kısa bir sürede Atatürk’ün kararlılığı, iletişim gücü, karizmatik yapısı, ikna kabiliyeti sayesinde milli mücadelenin liderliğini üstlendiğini ve gerek Anadolu halkının gerekse ordu komutanlarının yol göstericisi olduğu açıkça görülmektedir.
Özellikle 3. bölümde kongrelerden sonra T.B.M.M.’nin açılışına kadar geçen dönemde yaptığı yazışmalar, ikna süreçleri, ekip üyelerine atadığı görevler ve karşılaştığı zorluklar detaylı olarak anlatılmaktadır. Merak edenlere belki yıllar önce okudukları Nutuk’u bu sefer de Proje Yönetimi açısından okumalarını tavsiye eder, yol gösterici örnekleri grupla paylaşmalarını rica ederim.

Çarşamba, Ocak 25, 2006 

Proje Riski ve Doğru Tahminleme

Proje Riski ve Doğru Tahminleme


"Projeler Canlıdır! Tüm canlılar gibi onlar da ölmek istemezler!"
Eminim ne kadar çok proje biliyorsunuzdur; Başlangıçta 6 ayda bitireceğinizi
öngördüğünüz fakat 2 belki de 3 senedir bir türlü bitmek bilmeyen projeler. Nice proje
yöneticileri, nice insan, makina, malzeme kaynağı heba olup, gitmiştir, bu devasal
canavarı yenmek uğruna. Ama o doymuyor, zaten kıt olan kaynaklarınızı yedikçe daha da
yemek istiyordur.
Peki nedir yanlış giden?
Neden öngörüleriniz veya tahminleriniz proje sürecine yansımadı?

Ha! Siz zaten biliyordunuz projenin 6 ayda bitmeyecegini, sırf üst yönetim 6 ayda bitecek
dediği için proje süresi 6 ay kondu. Eylem planı da o 6 aya göre hazırlandı ama projenin
içine girince bir çok bilinmeyenle karşılaşıldı; örneğin tedarikçilerin taahütlerine
uymamaları veya proje ekibinizin projeye yeteri kadar zaman ayırmamaları veya araya
giren başka işler, devamlı proje süresini ileriye doğru öteledi, degil mi?...
İşin daha kötü yanı; bütün bu proje gecikmelerinden dolayı proje yöneticisi olarak sizi ve
ekibinizi sorumlu tuttular. Siz de inanmaya başladınız artık, projeyi başaramadığınıza,
tüm gecikmelerin sorumluluğunu üstlenmeye. Böylece, bu canavar bir kelle daha almış
oldu.

Canavar Bağırıyor:
- Sırada ki proje yöneticisi gelsin!
Veya yukarıdaki senaryoya biraz tersinden inceleyelim!

Üst yönetim, proje tamamlanma süresinin 6 ay olmasında ısrar etmişti. Siz ve ekibiniz,
geçeli gündüzlü çaliştınız, çabaladınız. Sıcacık evinizde, eşinizle, çocuğunuzla
geçireceğiniz saatlerinizi toplantı masalarında, bilgisayar başında veya gece
vardiyalarında geçirdiniz. Ve sonra mutlu sona ulaştınız. 6 ay önce hedeflenen amaca
ulaşmıştınız işte. Üst yönetime gerekli sunumları yaptınız, raporları ulaştırdınız. Aaa...
yoksa proje sonunda kimse, size veya ekibinize küçücük bir "Teşekkür" veya "Bravo,
güzel olmuş" diye bir kaç güzel söz söylemedi mi. Ama niye böyle bişey söylesinler ki, 6
ay boyunca maaşınızı düzenli olarak almadınız mı, hem o sizin işiniz, siz olmasaydınız
başkası da yapardı o işleri.
Neden yukarıdaki senaryolar bugüne kadar tanıştığım pek çok proje yöneticisi tarafından
dile getirildi, bilmiyorum. Acaba bu proje yöneticilerinin, üst yönetimleri ağız birliği mi
yapmıştı? Biraz düşük bir ihtimal. Peki kültürel olabilir mi; yani yukarıdaki senaryolar
yalnızca Türkiye'de mi yaşanıyor acaba? Hayır, hiç sanmıyorum, çünkü eğer öyle olsaydı,
1960 yıllarda proje uygulamalarını arttıran Amerikan şirketleri şu anda böyle problemleri
yaşamıyorlar ve Amerika kaynaklı yayınlar da benzer senaryolar üzerine makaleler
yayınlamıyor olurlardı. Fakat, incelediğim kadarıyla pek çok yabancı kaynak, halen
projelerin tamamlanma sürelerinin öngörüsü üzerine ve bu öngörü esnasında proje
yöneticileri ile üst yönetimler arasında yaşanan çatışmaların nasıl giderileceğini uzun uzun
incelemekteler.

Üst yönetimle, proje yöneticileri (PY) arasında proje süresinin öngörüsü hakkında
yaşanan çatışmaların temelinde pek çok sebep olabilir;
Örneğin: Üst yönetim bir proje öngörüsünde bulunurken, içinde bulunduğu rekabet
şartlarını düşünecektir. Nitekim, piyasaya zamanında girebilmek ve pastadan daha fazla
pay kapma isteği (ki cok doğaldır ve şirketin hayatının devamı için kaçınılmazdır) proje
süresinin olabildiğince kısa tutulmasına sebep olabilir.
Veya üst yönetim, projenin teknik içeriği hakkında pek fazla birşey bilmemesine rağmen,
imkansız denecek kadar kısa bir süre öngörmüş olabilir. Aslında burada hem üst yönetim
hem de PY magdur durumdadır, çünkü projenin süresini PY'e sorsalar, belki de 6 aylık
proje süresine 10 ay diyecektir. Karşılıklı güvensizlik durumlarında genelde geçerli olan
uygulama "Pazarlık" usülü proje süresi tahminlemedir. "Kim ne koparırsa kar" felsefesinin
en güzel örneği yaşanır, bu tip proje süresi belirleme yaklaşımında.
Yukarıdaki yöntemlere çoğunuzun aşına olduğunu ve iş hayatında karşılaştığınız durumlar
olduğunu tahmin ediyorum. Bilimsel araçlardan yoksun bu proje süresi belirleme
yaklaşımlarına yakında kahve, el veya tarot falı ile proje süresi tahminleme yöntemleri de
eklenirse belki de fazla şaşırmamak gerek...

Şaka bir yana, proje sürelerinin tahminlenmesinde veya belirlenmesinde oldukça ciddi
uygulamalar yabancı kaynaklarda pek çok kez yer almıştır. Ve dogru geliştirilebilen proje
süresi tahminlerinin, projenin başarısızlık riskini azalttığını da biliyoruz.
Proje süresi tahminlemede oldukça etkili tekniklerden bir tanesi de Delphi Tekniği olarak
adlandırılan ve temelinde oldukça yoğun istatistiksel hesapların olduğu bir tekniktir. Fakat
bazı varsayımlar ile bu yoğun istatistik hesapları basite indirgenebilir ve pek cok PY
tarafından kullanılabilir bir hale getirilebilir.

Tekniğin detaylarına baktığımızda metodolojik çalışma önem kazanmaktadır. Yani
öncelikle doğru tanımlanmış bir proje tanımlama dökümanın yaratılması, daha sonra bu
dökümanda tanımlanan hedeflere ulaşmak için gerçekleştirilmesi gereken aktivitelerin İş
Ayrışım Yapısına (WBS) göre disipline edilmesi ve bu aktiveteler üzerinde tahminlerin
geliştirilmesi gerekmektedir. Bu tahminleme çalışmasının sonucunda ise Kritik Yol Analizi
(CPM) veya PERT teknikleri ile proje süresi belirlenebilir. Böylece elle tutulur, gözle
görülür veriler ışığında proje süresi ortaya çıkarılmış olacaktır.

Delphi Tekniği yaklaşımı, her hangi bir aktivitenin ne kadar sürede gerçekleşeceğini
belirlemede tek bir kişinin karar vermesini engelleyen, tek bir değer tahminlemesine
(nokta tahmini) rakiptir. Bu teknikte açıkca tanımlanmış işle ilgili süre tahmini
yapabilecek kişilerden, farklı durumlar için tahminler alınması önerilmektedir.
Tekniği bir örnek üzerinde açmak gerekirse;

Ali KAPTAN, Proje Yöneticisi, kendi projesinde kullanması gereken bir parçanın üretim
bölümünde ne kadar sürede yapılabileceğini bilmiyordu. Yaptığı kısa bir araştırma
sonunda böyle bir parçanın önceden şirkette üretilmediğini ve bu parçanın emek yoğun
olarak üretilmesi gerektiğini öğrendi.

Böyle durumlarda genelde PY'ler işi yapacak olan kişiye sorarak tek bir süre değeri almayı
yeterli görebilirler.

Ali KAPTAN, bu işi yapacak olan Kalfa Ahmet'e bu işi ne kadar zamanda yapabileceğini
sordu. Ahmet de araya girebilecek işleri, kendinin şu anki iş yoğunluğunu ve biraz da
kendince düşündüğü risk paylarını gözönüne alarak böyle bir iş için gerekli olan süreyi Ali
Bey'e söyledi. Ali Bey de bu sürenin çok uzun olduğunu biraz daha kısaltması gerektiğini
söyleyerek, alışık olunan pazarlık usulü yöntemle süreyi belirlediler.
Yukarıda görüldüğü üzere, işi yapacak olan kişi genelde en kötü şartları, işi yaptıracak
olansa en iyi sartları düşünerek, tek bir süre değerinde mutabık kalmaya çalışmaktalar.

"6 ay sonra"
Ali KAPTAN geçmişteki projesinde bazı süre hataları yapmıştı. Henüz bir hafta önce
başlayan yeni projede de Proje Yöneticiliği görevi kendisine verilmişti. Şu anda eski
projeden kazandığı deneyimlerle birlikte geçen hafta katıldığı "Proje Yönetimi Metodolojisi
ve Uygulamaları" konulu eğitimde de Delphi Teknigi ile tahminleme yöntemi öğrenmişti.
Artık hem deneyimini hem de metodolojik bilgilerini yeni projesinde kullanabilirdi.
Bu tekniğe göre, süresini kendi deneyimleriyle tahmin edemediği ve proje için oldukca
önemli olan aktiviteleri öncelikle detaylı olarak tanımlaması gerekiyordu. Daha sonra işle
ilgili bilgi sahibi olan, işin yapısını anlayabilecek kişileri seçecek ve onlara tanımlanmış
olan bir işin ne kadar süreceğini üç farklı açıdan değerlendirmelerini isteyecekti.
Bu üç farklı durum; iyimser (herşey yolunda giderse), yaklaşık (normal şartlar altında),
kötümser (herşey ters giderse) olarak tanımlanır.

Yukarıdakı esaslara göre, tahminde bulunacak kişilerin kimsenin yorumlarından
etkilenmemiş olması yani tamamen bağımsız olmaları gerekmektedir.
Ali KAPTAN, yukarıdaki esaslara göre 5 kişilik bir tahminleyici grubu belirledi ve
kendilerinden, açıkca tanımlanmış aktivite için farklı durumları gözönüne alarak, 3 tane
değer vermelerini istedi.

Tahminleyicilerden gelen veriler şu şekilde oldu:
(Gün) İyimser (a) Yaklaşık (b) Kötümser (c)
Tahmin 1 2 3 5
Tahmin 2 1 2 6
Tahmin 3 6 8 10
Tahmin 4 4 7 15
Tahmin 5 2 5 9
ORT 3 5 9

Gelen verilerden İyimser, Yaklaşık ve Kötümser değerlerin ortalaması alınmıştır.
Yukarıdaki tahmini değerler üzerinde bazı yorumalara gidilebilir. Örneğin;
3.Tahminleyicinin, işi yapacak olan kişiyi sevdiğini, bu yüzden işini rahat rahat yapması
için geniş zaman bıraktığını, buna karşılık, 2.Tahminleyicinin işi yapacak olan kişiyi
sevmediğini; yani subjektif yargılarınının işin süresi üzerinde etkili olabileceğini
düsünebiliriz.

Delphi tekniği sayesinde tahminleyicilerin kişisel görüşlerinden kaynaklanan subjektif
davranışlar da yok edilmektedir. Doğal olarak, bu teknikte olabildiğince çok veri
toplanmasında fayda vardır.
Bu ortalama değerleri kullanarak da bir aralık tahminleme çalışması yapılabilir.
X, Ortalamaların Ortalaması olmak üzere;

X= (ORTa + 4*ORTb + ORTc) / 6
X= (3 + 4* 5 + 9) / 6
X= 32 / 6 = 5.3 gun

S, Standart Sapma olmak üzere;
S= (ORTc - ORTb) / 6
S= (9 - 3) / 6
S= 6 / 6 = 1

Sonuç olarak; bu aktivite 6+1 veya 6-1 gün arasında gerçekleşme olasılığı yüksektir.
5-7 gün arasında gerçekleşmesini bekleyeceğimiz gibi, işin 5 günde bitmesini isteyebilir
fakat 7 günde bitse de bu durumu yadırgamamamız gerektiğini biliriz.
Yukarıdaki örnek oldukça basit olarak hazırlanmış olmakla birlikte, istatistik kitaplarında
oldukca yoğun işlemlerle karşılaşılır.
Tabiki bir projede yüzlerce aktivite olduğunu düşündüğümüzde bu çalışmanın oldukca
fazla zaman kaybettireceği açıktır. Fakat bu yöntemin tüm aktivitelere uygulanması
yerine, riskli gözüken aktivitelerde veya önemli proje aşamaları için uygulanmasında
büyük yararlar sağlanabilir.
Yapılacak daha yoğun istatistiksel çalışmalar sonucunda projelerin üç farklı durum için
tamamlanma süreleri, aktivitelerin kritik yola girme olasılıkları gibi bilgilerin ortaya
çıkarılabileceği gibi, PY için de alternatif planlar yaratılmış olacak ve proje sürecindeki
gelişmeler dikkate alınarak, hangi önleyici veya düzeltici faaliyetlerin devreye girmesi
gerektiğine karar verilecektir.
Yukarıda tanımlanan yöntem yalnızca bir araç olup, kesin doğru verilere ulaşmanızı
sağlamayabilir. Fakat projelerde genelde dikkate alınmayan farklı durumların ele
alınmasında yardımcı olacağı savunulmaktadır.
Delphi Tekniği ile ortaya atılan proje tamamlanma süresi öngörüleri, Microsoft Project
98/2000 yazılımı ile de tanımlanabilir ve raporlanabilir.
Yazan: Gökrem TEKİR

Çarşamba, Aralık 28, 2005 

Çoklu Projelerin Yönetimi

Çoklu Projelerin Yönetimi
(Program Yönetimi)

Eğitim ve danışmanlık yaptığım firmalarda karşılaştığım en önemli sorulardan bir tanesi
de şudur:

Şirket bünyesinde birden fazla yürüyen projelerin birarada yönetilmesinde/koordinasyonunda uygulanabilecek özel bir yöntem var mı?

Bu sorunun cevabının, Proje Yönetimi disiplini altında yattığını her zaman söylemişimdir.
Proje Yönetimi disiplinin altındaki metodolojik yapılanmayı (tanımla - planla - uygula -
kontrol et) tek bir projeye uygulamakla, birden fazla projeye uygulamak açısından teoride
hicbir fark yoktur. (Fakat anlaşılan pratikte sorunlar bir hayli fazla)
Birden fazla projenin, sınırlı sayıda kaynakla eş zamanlı yürütülmesi ve üst yönetimin de
her bir projeye ayrı ayrı önem veriyor olması, özellikle Proje Yöneticileri üzerinde ağır
baskı yaratır. Proje Yöneticileri ise bu baskıyı ortak kullandıkları proje ekibine
yansıttıklarında, iş yeri, iş yeri olmaktan çıkar ve saatli bir bombaya dönüşebilir. Bütün
bireyler üzerinde stres yükselmiş, iş amaçlı tartışmalar, bireysel çatışmalara dönmüş,
ortak bir hedef güdülmediğinden grup sinerjisi yok olmuş ve motivasyon azalmış olabilir.
Yukarıdaki manzaranın ortaya çıkmasına sebep olan en önemli etkenin Üst Yönetim
olduğu aslında bir gerçektir. Öncelikli projeleri, Proje Yöneticilerinin sorumluluklarını ve
tabii ki yetkilerini tanımlamayan bir üst yönetimin yukaridaki manzarayla karşılaşması
çok doğaldır. Fakat bu manzarayı pek görmezler. (Ama bence çözümü bilmedikleri için
görmezlikten gelirler.) Halbuki bu problemle karşılaşan dünyada o kadar çok üst yönetici,
proje yöneticisi ve proje takımı üyeleri var ki, bilim adamları bu konuyu bilimsel alanlarda
tartışma, yeni alternatifler yaratma ihtiyacı duymuşlardır.
Program Yönetimi, yukarıda dile getirdiğim sorunları alt edebilmek amacıyla literatüre
giren Çoklu Projelerin Yönetimi sürecidir. Burada amaç, şirket bünyesinde
gerçekleştirilecek olan projelerin bir merkezden (Program Yönetimi Ofisi - PMO)
planlanması, kontrol edilmesi ve düzenli raporların üretilerek, tamamlanan projelerin de
kapatılmasını sağlamaktır.

PMO, organizasyonel yapıda değişiklikler gerektirebilir. Özellikle proje yöneticilerinin bağlı
olduğu ve koordine edildiği bir merkez oluşturulacaktır.
PMO'ya verilecek sorumlulukların ve yetkilerin arasında şunlar olabilir;

• Uygulamaya alınacak tüm projelerin tanımlama - planlama - uygulama - kontrol
etme süreçlerindeki koordinasyonu sağlama
• Yeni gelen bir projenin, mevcut projeler arasındaki önem seviyesini belirlemek, bu
projenin var olan plana dahil olması gerektiğinde, bundan etkilenecek olan diğer
projelerin etkilenme miktarlarını belirleme ve raporlama
• Planlanan ve gerçekleşen kaynak kullanım miktarlarının raporlanması (gerekirse
müdahalesi)
• Projelerde yaşanan sorunların çözümü için alternatif yaratarak üst yönetime
bildirme
• Risk tanımlama, Satınalma, Kalite Yönetimi, İletişim Yönetimi gibi süreçlerin
dökümanlarını üretme ve arşivleme
PMO'lar proje planlama ve yönetme sorumluluğunu üstleneceklerinden, şirket bünyesinde
devam eden projelerin hangi aşamada olduğu tek bir merkezden görülebilir. Takım
üyelerinin ve hatta proje yöneticilerinin dahi planlama için fazla bir efor harcamalarına
gerek kalmaz.

PMO yapıları, sipariş üzerine çalışan üretim firmalarından, her an yeni ürün geliştirmek
zorunda olan IT firmalarına kadar pek çok firmada veya departmanlarda uygulanabilir.
Yeni geliştirilen Proje Yönetimi yazılımları da (MS Project 2000/Central -MS Project 2002,
Project Gateway gibi) firmada PMO yapısının varolduğu varsayımı üzerine hazırlanmıştır.
Merkezi bir ofisten tüm insan, makine, malzeme ve para kaynağını değişen önceliklere
göre yönlendirebilen yazılımlar, PMO'ları çoklu proje uygulayan firmalar için zorunlu hale
getirmektedir.

Yazan: Gökrem TEKİR

Pazartesi, Aralık 26, 2005 

Süreçler Üzerine Görüşler

Süreçler Üzerine
Görüşler


Şirketin Değeri ve Süreçler

• Günümüzde bir şirkete en çok değer kazandıran şey emsalsiz iş süreçlerine sahip
olmasıdır.
• Bir ülkede farklılaşma şirket değerini katlar, dünya’da farklılaşma şirket değerini
uçurur.
• Rakiplerden daha yüksek performansla yürütülen süreçler bir şirketi farklılaştırır.
• Şirketinizin değerini gelecek beş yılın risklerinden korumak için hiç değilse bir süreçte üstünlük yaratın ve farklılaşın.
• Müşteri portföyünüzün şirket değerine bir katkısı olması için müşterilerle ilişki
süreçleriniz sizi farklılaştıracak kadar güçlü olmalıdır..
• Şirketinizi farklılaştırmaya hangi süreçlerde hangi işleri tam zamanında yapacağınıza karar vererek başlayın
• Eğer dünya çapında üstün süreçlere sahip olursanız, dünya çapında şirket değeri elde edersiniz.
Süreç Yönetimi

• Bir şirketi bölümler değil, süreçler oluşturur.
• Bir süreçten beklenen toplam yararın % 80’i süreç kapsamında yapılan işlerin sadece %20’si ile ilişkilidir.
• Bir süreçte yapılan toplam işlerin % 80’i süreç için harcanan toplam zamanın %20’si ile gerçekleştirilir.
• Bir süreçte sorun çözmek için harcanan toplam zamanın %80’i sorunların % 20’si ile
ilişkilidir.
• Süreç mühendisliği süreç katılımcıları ile süreç yöneticileri arasında kritik durumlarda gerçek zamanlı ilişki kurulmasını sağlamalıdır.
• Süreç mühendisliğinin başarısı başta çok abartılı görünen hedeflere ulaşılmasını
sağlayan yaratıcı çözümlerde yatar.
• Süreçler birbiri ile ilişkili işlerden, işler birbirine bağlı işlemlerden oluşur. İşlemlerin doğru olup olmaması ise o an, o noktadaki bilginin yeterli olup olmamasına bağlıdır.
• Gerekli anlık bilgi akışının olmadığı yerde süreçler yönetilemez.Süreç Yönetimi
• Süreç Yönetimi doğru ürün ve hizmeti, müşterinin kapısına doğru zamanda, doğru
miktarda ve doğru fiyatla koymaktır.
• Önemli olan herkesin üstüne düşen işi “ iyi” yapması değil, hasıl olan sonuçlardan tüm müşterilerin memnun kalmasıdır.
• Kalıcı olan kişilerin değil, süreçlerin başarısıdır.
• İlk kez satış yaptığınız müşterilerin yüzde yüzü sürekli müşteriniz olmuyorsa süreçlerinizi gözden geçirmeniz gerekir.
• Herkesin işini “doğru ve iyi” yapıyor olması şirketinizi sektörde süreç maliyeti en düşük olan şirket yapmaz.
• Herkes işini “doğru” yapmaya çalışırken, kaçırdığımız müşteriler oluyorsa bazı şeyleri “yanlış” yapıyorsunuz demektir.
• Müşterilerinize ayrılan zamanı maksimize etmek için katma değer üretilmeyen zamanları minimize etmeniz gerekir.
• Şirket ölümleri tekleyen süreçlerle başlar.

Süreç Optimizasyonu

• Süreç Optimizasyonu asla bir tesadüf değil, daima akıllı gayretlerin sonucudur.
• Yüksek kalite ve düşük maliyet bir arada ancak Süreç Optimizasyonu sayesinde
başarılabilir.
• Süreç Optimizasyonu sektörünüzde en hızlı tamamlanan süreç bir önceki süreciniz olana kadar devam eder.
• Olması gereken süreç performansını müşteri tanımlar.
• İddialı süreç hedefleri yaratıcılığı körükler.
• Süreç Optimizasyonu bir işe ayrılan zamanı minimize etmek için aynı işi daha kısa sürede mi yapmalı yoksa gerekli işlem sayısını mı azaltmalı sorusuna cevaptır.
• Süreç performansı ayrıntılarda gizlidir.
• Sıra dışı durumlar süreç performansını negatif yönde zorluyorsa süreç mühendisine
ihtiyacınız var demektir.
• Süreçlerin iyi tasarlanıp tasarlanmadığı sıra dışı durumlarda belli olur.
• Süreç Optimizasyonu bizim şirkette maliyet tasarrufu sağlar mı diye düşünmeyin,
hedefleyin ve yapın.

Süreçler ve Sürekli İyileştirme Sistemi (Kaizen)

• Kaiden herkesin katılımı ile sonu gelmez görüş alış verişlerini değil, herkesin katılımıyla iş süreçlerinin küçük, ama sürekli gelişmeye tabi tutulmasını öngörür.
• Süreçler azar azar, ama sürekli iyileşirse, maliyetler hızla azalır.
• Durumu idare eden süreçler, kulağı keskin olanlar için çalan tehlike çanlarıdır.
• ISO ve Kalite çalışmalarınız ölçülebilir, kalıcı kazanımlar sağlamıyorsa süreçlerinizi gerçekten iyileştirmeyi unutmuş olabilir misiniz?
• Süreç İyileştirme hem bireysel, hem de grupsal çalışma ruhunu geliştirir.
• Sektör ortalamasının üstünde bir maliyetle yaptığınız işleri hiç yapmamayı deneyin, yani outsource edin.
• Süreç İyileştirme herkesin işidir, nasıl yapılacağı öğretilirse!
• Hangi durumlarda nasıl ilerlediği herkes tarafından bilinmeyen süreçlerde işlem
sorumlularının kendilerinden bekleneni bilmeleri zorlaşır., Söyleneni unutabilirler. Süreci bilmek ne zaman ne yapmaları gerektiğini anlamalarını sağlar.

Tedarik Zinciri Yönetimi

• Müşterileriniz açısından önem taşıyan süreçlerde süreç performansı rakiplerinizin
üstünde mi?
• Tedarik Zinciri’nde ortaya çıkan beklenmedik durumlar en basit bir işlem için harcanan zamanı en az 5 kat artırır.
• Sadece insan kapasitesine dayalı süreçler ekonomik olabilirler ama, müşterileriniz
açısından güvenilir olmazlar.
• Tam zamanında satın alma ve teslimat yapmayı nasıl sağlayabilirsiniz?
• Kaliteli süreçler müşterilere ve tedarikçilere doğru, kalitesiz süreçler ise hukuk
bürolarına doğru ilerler.
• Tedarik Zincirinde Süreç Optimizasyonu alınan sipariş adedi 3 katına çıkınca teslimat sürecinde kaos yaşamamaktır.


Kaynak : www.tepum.com.tr

Cumartesi, Aralık 24, 2005 

TAKIM OLUŞTURMA VE PROJE YÖNETİCİSİNİN ROLLERİ

TAKIM OLUŞTURMA VE PROJE YÖNETİCİSİNİN ROLLERİ


Proje uygulamalarında genel kabul, Proje Yöneticisinin projenin tüm ilerleyişinden, klavuzluğundan,
kaynakların motivasyonundan ve kontrolünden tek başına sorumlu olduğu yönündedir. Bu durumda aşağıdaki
roller Proje Yöneticisine yüklenmektedir.

• Liderlik
• Projenin Teknik Direktörlüğü
• Proje – Sistem Entegrasyon Sorumluluğu
• Proje Planlayıcısı
• Proje Yürütücüsü
• Takım içi İletişim Sorumlusu

Bu rolleri üstlenmek bir Proje Yöneticisinin insan üstü güçleri olması gerektiğini düşündürebilir. Fakat bir
projeye başlandığında projeye katılımcı olan kaynaklar kendi sorumluluklarını ve rollerini belirleme arayışına
girerler. Bu noktada Proje Yöneticisinin kararlı ve tutarlı davranış sergilemesi çok önemlidir. Ancak bu sayede
Proje Yöneticisi yukarıda başlıklar halinde belirlediğimiz rolleri doğal olarak üstenmiş olacaktır.
Proje Takım Üyeleri, Proje Yöneticisinin performansını sürekli takip ederler. Çoğu zaman, Proje Yöneticisi
güvenilir olduğunu ispatlayana kadar takımın bazı üyelerinden tepkiler alabilir. İnsanların ortaya koyduğu bu
tepkiler psikoloji ve sosyoloji bilimi çerçevesinde incelenmektedir. Tepkilerin birkaç sebebi şu şekilde
sıralanabilir:

• Mevki beklentisi olan kişilerin tepkileri (Proje Yöneticiliği bekleyen kişilerin tepkileri)
• Bir sınıfa ait olan kişilerin (aynı okul mezunu olmak) farklı bir sınıfın üyesine gösterdiği tepkiler
• Yönetici değişimiyle takımın iş yapma alışkanlıklarının değişmesinden dolayı ortaya çıkan tepkiler
• Proje Yöneticisinin haketmediği halde o mevkiye atandığına inanan kişilerin gösterdiği tepkiler
• Takımın Proje Yöneticisine karşı güvenini kaybetmesiyle oluşan tepkiler
Proje Yöneticisi proje takımını kurarken dikkat etmesi gereken bazı noktalar şu şekilde sıralanabilir.
Takım kurmanın planlanması gerekir; Proje Yöneticisi projede yapılacak faaliyetlere göre hangi birimlerden ne
kadar kaynağa ve ne zaman ihtiyacı olacağını belirlemelidir.
Takım Üyeleriyle Mülakat: Proje Yöneticisi projeye dahil edeceği kişilerle önceden mülakat yapması önemli bir
uygulamadır.
Takımın Organize Edilmesi: Proje takımı üyelerinin projenin zaman planına göre programlanmasıdır.
Kick-off Meeting Düzenleyin: Proje takımı üyelerinin birbirlerini daha iyi tanışmaları ve ortak hedefleri
anlayabilmeleri için proje başlangıcında toplantı yapılması projenin başarısı için hayati önem taşır.
Takım Geliştirme Uygulamalarına Proje Boyunca Devam Edin: Gerek iş ortamında gerek iş dışı eğitimlerle veya
sosyal faaliyetlerle takımın geliştirilmesi için zaman ve kaynak ayrılmalıdır. Takım geliştirme çalışmaları proje
ekibinin motivasyonunu yükseltmeyi, stresin azalmasını, bireyler arasındaki iletişimin artmasına yönelik
olmalıdır.


Kaynak :
www.projeyonetimi.com' dan alınmıştır.

Pazar, Aralık 11, 2005 

SÜREÇLERLE YÖNETİM VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME –1

SÜREÇLERLE YÖNETİM VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME –1


Yazarın notu: Günümüzde süreçlerle yönetim ve süreç iyileştirme kavramları, Kalite Yönetimi ve Proje Yönetimi gibi uluslararası standartlara ve kurumsal altyapılara sahip disiplinlerde önemli mevkiler edinmekte ve etki alanları giderek artmaktadır. Bu amaçla konu hakkında farklı açılardan değişik yazılarla karşınıza çıkarak, genel bilgi bütünlüğünü sağlamayı hedeflemekteyiz.“



Süreç, amaçlanan bir çıktıyı elde edebilmek için, kullanılan çeşitli girdiler üzerinde katma değer yaratan faaliyetlerdir.

Süreç, insan, makina, malzeme gibi kaynakları işleyip değer katarak müşteri isteklerini karşılayacak çıktıları üreten işlem veya işlemler dizisidir.



Katma değer sağlayan faaliyetler ikiye ayrılır:

Müşteri ihtiyaçlarına katkısı olan faaliyete “gerçek” katma değer denilir. Örnek: müşteri siparişinin hızlı ve doğru bir şekilde kabulü.
Kuruluş ihtiyaçlarına katkısı olan faaliyete “iç” katma değer denilir. Örnek satınalma siparişinin hızlı ve doğru bir şekilde açılması.

Bu iki sınıf dışında yapılan işler değer katmaz ve ortadan kaldırılmaları hedeflenir. Örnek: yeniden işleme.



Süreç girdi, proses ve çıktıdan oluşur:

Sürecin girdileri hammadde, bilgi ya da talep olabilir.
Sürecin girdileri, sürecin içerisinde işleme tabi olurlar.
Sürecin çıktıları, prosesin sonucunda ortaya çıkan ürün ya da servis olabilir.

Süreçler iki şekilde sınıflandırılabilir:

Operasyonel (Understand Markets & Customers, Develop Vision & Strategy, Design Products & Services, Market & Sell, Produce & Deliver for Manufacturing Organization, Produce & Deliver for Service Organization, Invoice & Service Customers)
Yönetimsel (Develope and Manage Human Resources, Manage Information, Manage Financial and Physical Resources, Execute Environmental Management Program, Manage External Relationships, Manage Improvement and Change)


Doğru bir süreç aşağıdaki özelliklere sahiptir:

Süreç sahipliği vardır.
Tanımlanmış ölçütleri vardır.
Tanımlanmış öncelikleri vardır.
İç-dış müşteri tanımlarına sahiptir.
Müşteri odaklıdır.
Değer katar.
Herkes tarafından anlaşılmıştır.
Ölçülebilir.
Sürekli iyileştirilir.


Süreç performansının izlenebilmesi için ölçülmesi zorunludur.

Süreç ölçümleri doğrudan ya da dolaylı olarak yapılabilir.

1. İç ölçümler sürecin performansını gösterir.

2. Çıktı ölçümleri sürecin çıktısının performansını gösterir.

3. Müşteri memnuniyeti ölçümleri, sürecin performansını müşterinin nasıl algıladığını gösterir.



Çok çeşitli süreç ölçütleri (leading-lagging) saptanabilir (Kalite ve hata oranı, çevrim zamanı, müşteri memnuniyeti, etkinlik vd.). Bir diğer ayırım da finansal olan ve finansal olmayan süreç ölçütleri ayırımıdır.



Süreç hiyerarşisi genel olarak üçe ayrılır:

Temel iş süreçleri
Alt süreçler
Detay süreçler



Devam edecek…



Memet Özkan

memeto@hotmail.com

 

SÜREÇLERLE YÖNETİM VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME –2

SÜREÇLERLE YÖNETİM VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME –2

Kritik süreçler:

Kritik başarı faktörleri, kuruluşu müşteri gözünde rakiplerinden farklı kılacak, pazarda rakibe göre üstünlük sağlamasına imkan verecek, güçlendirilmesi ve odaklanması gereken yönlerdir.

Kritik başarı faktörleri üzerinde önemli etkisi olan ve öncelikle iyileştirilmesi gerekli olan süreçlere kritik süreçler denilmektedir.

Kritik süreçler, kuruluşların öncelikle ele alması, iyileştirmesi gereken süreçleridir.

Üst va ana süreçlerin, kritik başarı faktörlerine bağlı olma koşuluyla toplam etkileri hesaplanarak, kritik süreçler belirlenir.

Kritik süreçlerde mevcut durum ve hedef arasındaki farklar, karar matriksinde kritik süreç bölgesini oluşturur.

Kritik süreçlerin gerekçeleri, işe etkileri, işlem planları ve hedefleri iyi tesbit edilmelidir.



Süreçlerle yönetim:

Süreçlerin analiz edilmesi için önce akış şemaları hazırlanmalı, mevcut performansı belirlemek için ölçümler yapılmalıdır. Farklı boyutlarda süreç akış şemaları düzenlenebilir (sıralı akış şeması, sorumluluk akış şeması, bilgi akış şeması vd.)

Süreçlerin sürekli olarak iyileştirilmesi, sürecin anlaşılması ile başlar. Süreç yönetimi, süreçlerin tanımlanması, ölçülmesi, kontrol edilebilir ve rekabet edebilir olması için uygulanır.

Süreçlerin yeniden düzenlenmesi, süreçlerden değer katmayan aktiviteleri atarak ve değer katanları düzenleyip, basitleştirerek, sürekli iyileştirmeyi sağlayan bir tekniktir.


Süreç değişikliğinin hayata geçirilmesi için 7 aşama vardır:

Süreçten etkilenenleri bilgilendirmek
Pilot uygulamaya geçiş
Sonuçların değerlendirilmesi
Standartlaşma
Eğitim
Yaygınlaştırma
Etkinliğin izlenmesi ve denetlenmesi


Süreç iyileştirilirken aşağıdaki prensipler dikkate alınır:

Sadeleştirme

Yalnızca katma değer yaratan adımların ele alınması
Kontrol ve karar adımlarının azaltılması
Daha az sayıda ve daha nitelikli personel kullanımı
Yeniden işleme adımlarını ortadan kaldırmak için önleyici ve denetleyici sistemlerin kurulması
Tekrar eden faaliyetlerin yok edilmesi




Basitleştirme

Erken karar noktalarının oluşturulması
Çok hatlılık, işlerin paralel gerçekleştirilmesi ve mümkün olan en kısa zamanda başlatılması, ara hedeflerin belirlenmesi
Çok yeteneklilik, ekip odaklı çalışmak, yetki ve sorumluluğun artırılması, imzaların azaltılması, matriks organizasyon
Teknolojiyi girdi olarak kullanmak, otomasyon, bilgi erişimi ve işleme, uzman sistemleri kullanmak


Devam edecek…



Memet Özkan

memeto@hotmail.com

Cumartesi, Aralık 10, 2005 

PAZARLAMA YÖNETİMİ SÜRECİ: NEREDEN BAŞLAMALI?

PAZARLAMA YÖNETİMİ SÜRECİ: NEREDEN BAŞLAMALI?


Etkin pazarlama araştırmayla başlar.

Philip Kotler

“Hedef tüketici, müşteri ve toplumun istek ve geresinimlerini tatmin ederek kar sağlayacak pazarlama bileşenlerinin (ürün / hüzmet, fiyat, dağıtım ve tutundurma) planlanması, yönetimi ve denetimi çabaları” olarak tanımlanan pazarlama, bir çok unsurun birleşmesiyle oluşan geniş bir süreçtir.

Pazarlama konusunda günümüzün en etkin kişilerinden biri olan Kotler, pazarlama yönetimi sürecinin 5 ana kademeden meydana geldiğini ifade etmektedir. Kotler’e göre bu süreç aşağıda belirtilmiştir.


Burada ;

R (Researche): Araştırma

STP (Segmentation, Targeting, Position): Kesimlere Ayırma, Hedef Belirleme, Konumlandırma – Stratejik Pazarlama

MM (Marketing Mix): Pazarlama Karışımı (4P) – Taktik Pazarlama

I (Implementation): Yürürlüğe Koyma

C (Control): Kontrol

anlamına gelmektedir. Şimdi bu kavramları tek tek inceliyelim.


1. Araştırma

Araştırma, pazarlamanın başlangıç noktasıdır. Pazarlamanın tanımında olduğu gibi tüketicilerin yeni gereksinimlerinin belirlenmesi ve bu gereksinimlerin hangi noktada karşılanacağının belirlenmesi aşamasında devreye, araştırma girer. Araştırma, bir noktada pazarlama faaliyetinin ortaya çıkmasına olanak veren birinci basamaktır.

Zet Araştırma’nın kurucusu Vural Çakır’ın belirttiği gibi; “Araştırma, doğru pazarlama kararlarının birinci basamağıdır, kaynakların rasyonel ve tüketiciler yararına dağılımını sağlayacak bir toplumsal araçtır”

Araştırma, bir şirketi, herhangi bir pazarda alıcıların gereksinimleri, anlayışları ve tercihleri bakımından farklılık gösterdiklerini ortaya koyarak, pazarlama yönetimi sürecinin bir anlamda başlamasını sağlayacak önemli bir süreçtir.

2. Kesimlere Ayırma, Hedef Belirleme ve Konumlandırma(1) – Stratejik Pazarlama

Araştırma sürecinden sonra yönetim, hangi kesimlere ağırlık vereceğini belirlemek zorundadır. Bu yüzden öncelikle pazarı bölümlere ayırmalı ve bu bölümlerden bir veya daha fazlasını kendisine hedef pazar olarak seçmelidir. Yani hedef kitlesini belirlemek durumundadır. Bu işlem yapılırken ürün / hizmetin üstün yanlarının en verimli şekilde etki edeceği kesim / kesimler hedeflenmelidir.

Ürün / hizmetin hangi kesimleri (gençler, çalışan kadınlar vb.) hedef alacağının belirlenmesi pazarlama yönetimi açısından verilmesi gereken önemli bir karardır. Bu karar doğrultusunda pazarlama stratejisi oluşturulacak ve bu kesimlere uygun hedefler doğrultusunda herekete geçilecektir.

Hedef kitle ile hedeflerin belirlenmesinden sonra, şirket piyasaya sunduğu ürün ya da hizmetin kapsadığı temel üstünlüğü / üstünlükleri, hedef kitlenin bilmesini konumlandırmalıdır. Konumlandırma, şirketin piyasaya sürdüğü ürün veya hizmetin anahtar avantajlarını ve farklılıklarını müşterilerin zihnine sokma çabasıdır.

Kesimlere ayırma, hedef belirleme ve konumlandırma, pazarlama yönetiminin stratejik pazarlama ayağını oluşturmaktadır. Bu aşamada yapılan çalışmalar pazarlamanın stratejik olarak planlanmasını içermektedir.


3. Pazarlama Karışımı – Taktik Pazarlama

Stratejik pazarlama belirlendikten sonra taktik pazarlama aşamasına geçilir, ürün veya hizmetin konumlandırmasını destekleyen bir dizi pazarlama karışımı aracı belirlenir. 4P olarak nitelenen bu araçlar şunlardır:

Ürün (Product): Pazara sunulan teklifin kendisidir. Müşterinin satın almasıyla elde edeceği tatmin ve hizmet bütünüdür. Marka, ambalaj, kalite, boyutlar, tasarım ve garantiler, ürünü oluşturan unsurlardan bazılarıdır.
Fiyat (Price): Ürüne ödenen bedeldir. Teslimat, garanti ve buna benzer ödemeler bütünüdür. Fiyat belirlenirken pazarlama karışımındaki diğer unsurlar ve hedef kitle göz önünde bulundurulmalıdır.
Yer / Dağıtım (Place): Hedeflenen pazarda ürünün kolaylıkla bulabileceği ve kolaylıkla ulaşabilecek gerekli düzenlemeler bütünüdür.
Tutundurma (Promotion): Ürünün piyasada bulunurluğu ve üstünlükleri hakkında hedef kitleyi bilgilendirmek, hatırlatmak ve hedef kitleyi bunlar konusunda ikna etmek amacıyla uygulanan bütün iletişim çalışmalarıdır.
Reklam, halkla ilişkiler, doğrudan satış, satış promosyonu ve satış ekibi tutundurmayı oluşturan unsurlardır.


4. Yürürlüğe Koyma

Stratejik ve taktik pazarlama belirlendikten sonra artık belirlenmiş olan ürün üretilmeli, fiyatlandırılmalı, dağıtımı yapılmalı ve satış artışı sağlamak için çalışılmalıdır. Buna yürürlüğe koyma denir.

Yürürlüğe koyma aşamasında şirketin tüm bölümleri harekete geçer: Ar&Ge, satınalma, imalat, pazarlama ve satış, insan kaynakları, finans ve muhasebe.

Pazarlama yönetiminde en çok sorun yürürlüğe koyma aşamasında yaşanmaktadır. Çoğu şirket pazarlama stratejilerini çok iyi yapmalarına rağmen, yürürlüğe koymada sorunlar yaşamaktadır. Bunu gidermek için tüm birimler arasında yeterli koordinasyonun ve iletişimin sağlanması gerekmektedir.


5. Kontrol

Pazarlama sürecindeki son aşama kontrol aşamasıdır. Bu aşamada geri besleme yoluyla bilgi toplanır, sonuçlar takip edilir ve değerlendirilir ve pazarlama başarısının artırılması için düzeltmeler yapılır.

Etkili pazarlama organizasyonu sağlayabilmek için, pazarlama değerlendirme ve denetleme işlemlerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.


Sonuç:

Pazarlama sürecinin nasıl işlediğine genel olarak bakmaya çalıştık, genel olarak bakıldığında pazarlama yönetimi; araştırma, planlama (stratejik ve taktik), uygulama ve değerlendirme olmak üzere 4 süreçten oluşmaktadır. Ancak, önemli olan planlamanın 4 veya 5 süreçten oluşmasından çok pazarlama yönetiminin çok boyutlu bir çalışma gerektirdiğinin unutulmamasıdır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1.Çakır, Vural (2001), Geleceğe Bir Dokunuş, Mediacat Yayınları, Ankara.

2.Göksel, Bülent, Kocabaş, Füsün ve Elden, Müge (1997), Pazarlama İletişimi Açısından Halkla İlişkiler ve Reklam, Yayınevi Yayıncılık, İstanbul.

3.Kotler, Philip (2000), Kotler ve Pazarlama, Sistem Yayınları, İstanbul.

4.Kotler, Philip (1999), Pazarlama Yönetimi, Beta Basım Yayım, İstanbul.


DİPNOTLAR:

(1) Kesimlere ayırma, Hedef belirleme ve Konumlandırma, bazı kaynaklarda “Hedef Kitle” başlığı altında ele alınmaktadır. Ancak ifade biçimi dışında anlam farklılığı bulunmamaktadır


Mustafa Duran

mustafa.duran@ttnet.net.tr

(Yazar hakkında: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü, 1998 mezunudur. Halkla İlişkiler ve Tanıtım Yüksek Lisansına devam etmektedir. 1995 yılından itibaren sayısız pazarlama ve kamuoyu araştırmasında görev almıştır. Şu anda serbest olarak araştırma hizmeti vermekte ve pazarlama iletişimi, pazarlama araştırmaları, müşteri memnuniyeti yönetimi ve müşteri memnuniyeti araştırmaları konularında bireysel çalışmalar gerçekleştirmektedir.)

 

KATILIMLI YÖNTEM UYGULAMASI

KATILIMLI YÖNTEM UYGULAMASI

Süreç bazlı yönetimin temelini oluşturan stratejik planlama çalışmalarına, metod açısından katkıda bulunmak amacıyla, uygulamada yer alan “katılımlı yöntem”in iş akışı hakkında kısa bilgiyi aşağıda veriyoruz.

“Katılımlı yöntem”in amacı değişik tarafların bakış açılarından beslenerek ortak aklı oluşturduktan sonra karar verme sürecindeki ölçütleri belirlemektir.


ÖN HAZIRLIKLAR

Bu aşamada çalışılacak konu, konu sahipleri, konu sahiplerinin temsil oranları ve katılımcılar belirlenir.

Yürütme kurulu ve gerekirse taraflar tarafından genişletilmiş bir yapı sorumluluğunda yürütülür.


ARAMA KONFERANSI

Bu aşamada vizyon belirlenir ve analitik sıralama yöntemi modeli için veri tabanı oluşturulur.

Konu sahipleri ve gözlemci statüsünde yürütme kurulu üyeleri sorumluluğunda yürütülür.



VİZYON VE ARA RAPOR

Katılımcı yöntem uygulayıcıları sorumluluğunda yürütülür.


ANALİTİK SIRALAMA YÖNTEMİ MODELİ

Bu aşamada karar konferansında kullanılacak hiyerarşik model oluşturulur.

Yürütme kurulu ve katılımlı yöntem uygulayıcıları sorumluluğunda yürütülür.


AKIL HARİTASI

Bu aşamada konu sahipleri ve temsil oranlarının gözden geçirilir, katılımcılar belirlenir.

Yürütme kurulu ve gerekirse taraflar tarafından genişletilmiş bir yapı sorumluluğunda yürütülür.

SIRALAMA KARAR KONFERANSI

Bu aşamada model katmanlarının öğelerinin öncelik sıralamaları ve duyarlılık analizi yapılır, ayrıca uygulama planlarını yönlendirecek strateji belirlenir.

Konu sahipleri ve gözlemci statüsünde yürütme kurulu üyeleri sorumluluğunda yürütülür.


TÜMLEŞTİRME VE RAPOR

Katılımcı yöntem uygulayıcıları sorumluluğunda yürütülür.


DİYALOG KONFERANSI

Bu aşamada karar konferansı sıralamasında elde edilen etkinliklerin hayata geçirilebilmelerine yönelik somut işbirlikleri modelleri oluşturulur.

Konu sahipleri ve gözlemci statüsünde yürütme kurulu üyeleri sorumluluğunda yürütülür.


SON RAPOR

Katılımcı yöntem uygulayıcıları sorumluluğunda yürütülür.



Derleyen: Memet Özkan

bilgi@danismend.com

Yararlanılan kaynak: Anahtar Dergisi, Sayı 10/112, sayfa 8

Perşembe, Aralık 08, 2005 

SÜREÇ YÖNETİMİ ve İYİLEŞTİRİLMESİ

SÜREÇ YÖNETİMİ ve İYİLEŞTİRİLMESİ


Süreç, bir girdiyle başlayan (iç veya dış müşteriden gelen bir talep, bilgi veya hammadde) ve bu girdiye katma değer katılarak belirli bir çıktı üreten birbiriyle bağlantılı adımlar, işlemler dizisidir.

Giderek küreselleşen ve rekabetin her alanda çok yoğun olduğu dünyamızda, müşteri memnuniyetini sağlamanın ve sadık müşteriler yaratmanın önemi herkesce bilinmektedir. Müşteriye sunulan her mal veya hizmet bir sürecin çıktısı olduğuna göre, bu ürün veya hizmeti müşteri istek ve beklentilerine uygun ve firma için az maliyetli şekilde çalıştırmak için, süreci incelemek gerekmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japonya’da başlayan ‘KAİZEN’ (sürekli iyileştirme) kavramıyla başlayan ve giderek dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşmaya başlayan ‘kalite’ çalışmalarının özünde bugün, süreç mantığı vardır. Toplam Kalite EFQM Mükemmellik modeline göre bir sistem kurmak veya son yıllarda popülerlik kazanan CRM – Müşteri İlişkileri Yönetimi’ne geçmek isteyen veya ISO 9000 belgesi almak isteyen firmalar için Süreç Yönetimi hayatidir. ISO 9000 standardının 1994 versiyonunda yer almayan ‘süreç yönetimi, süreç göstergelerinin izlenmesi ve sürekli iyileştirme’ kavramları ISO 9000 :2000 revizyonunda artık yer almaktadır.

Ancak, bir firmanın süreç yönetimine başlaması ve sürekli iyileştirme çalışmalarını benimsemesi için mutlaka ISO 9000, Toplam Kalite veya CRM çalışmaları içinde olması gerekmemektedir.

Süreç-odaklılık, bir firmada, genel müdür ve üst yönetimin kararı, kararlılığı ve kaynak ayırması olmadan gerçekleşemez. Ayrıca süreç-odaklılık firmada kültür değişimi gerektirir; çünkü işler alışılagelenden biraz veya çok daha farklı biçimde yapılmaya başlanacaktır:


Süreçlere atanmış “sahip”ler (süreç sahibi = process owner) sorumlu oldukları süreci sürekli izleyerek denetim altında tutacaklar ve hedeflenenden sapma veya aksamalar gördüklerinde veya müşteri beklentileri değiştiğinde, iyileştirme ekipleri kurarak iyileştirme çalışmalarını başlatacaklardır.

İyileştirme ekiplerini her zaman süreç sahibinin farkedip oluşturması şart değildir. Çalışanların farkettikleri bir sorunu veya değiştirilmesi daha verimli olacak bir adım veya işlemi düzeltmek üzere gönüllü olarak birkaç kişi bir araya gelmeleri, sürekli gelişme için önemlidir ve bunu özendirecek sistem ve araçlar oluşturulmalıdır; iyi yönetilen bir Öneri Sisteminin kurulması, öneri sayısının performans değerlendirmesinde dikkate alınması, Toplam Kalite ve/veya Süreç Yönetimi için tüm çalışanların katılımı esastır.

Çalışanların süreci hızlı çalıştırabilmek (örneğin müşteri isteklerine başkasına sormadan hızlı yanıt verebilmeleri için yetkelendirilmiş (‘empowered’) olmaları önemlidir.

Süreç performansını izlemek için ölçümleme sistemi oluşturulacak ve ölçümlerdeki sapmalar incelenecektir.


SÜREÇ YÖNETİMİ NE DEĞİLDİR?

Süreç yönetimi ve süreç iyileştirme bir kerede yapılıp bitirilecek bir proje değildir. Yukarda da bahsedildiği gibi ‘sürekli iyileştirme’ kavramı süreç yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, firmada Süreç İyileştirme düşünülüyorsa bunun tek seferlik bir çalışma olmadığı, firmadaki herkesin katılımını gerektiren ve devamlılık arzeden bir çalışma, ya da bir çalışma biçimi olduğu hatırlanmalıdır.

Süreç İyileştirme bazı firmalarda çalışanlara ne yapılmak istendiğinin tam olarak ve şeffaflıkla anlatılmaması durumunda çalışanlarda, ‘eleman azaltmaya’ gidildiği yolunda bir endişe ve iyileştirme çalışmalarına katılmada kararsızlık, hatta direnç oluşturabilir. Süreç İyileştirme, eleman azaltma çalışması değildir. Ancak , verimsiz iş ve adımlar azaltıldıkça görev tanımları değişebilir ya da yeni görevlere gereksinim duyulabilir. Bu da çalışanların görevlerinde değişiklikler olabileceği anlamına gelecektir. Bu konular, süreç odaklılığa geçme kararı çalışanlara duyurulurken anlatılmalıdır. Eleman azaltılması kaçınılmaz olarak gündeme gelecekse, bu kişiler için ne gibi mekanizmalar yaratılacağı baştan düşünülmelidir.



SÜREÇ YÖNETİMİN GETİRİLERİ:

Süreç yönetimi, müşteriye odaklanmayı sağlar. Organizasyonlar dikey olarak oluşturulmuş, hiyerarşik yapılardır. Süreçler ise genellikle birden fazla departmandan kişilerin katılımıyla çalışan yatay bir oluşumdur. Sadece bir departman içinde başlayıp biten süreçler de olmakla beraber, süreçler – özellikle firmanın ana süreçleri – fonksiyonlar arasıdır. Dikey organizasyonlar üzerinde, başı, sonu, adımları, departmandan departmana geçişleri net olarak tarif ve dokümante edilmemiş yatay süreçler çalıştığında ve süreçte yer alan her bir departman sadece kendi yaptığı kısımdan sorumlu olduğu; yani sürecin tümünü izleyen, gözleyen, denetleyen birinin (süreç sahibi) olmadığı durumlarda, süreçlerde aksamalar olması son derece doğaldır ve olmaktadır. Ve çoğu kez asıl önemli olanın müşteriye hizmet olduğu gözden kaçırılır.


Çok temel süreç sorunları: mükerrer veya hatalı veya katma değeri olmayan işlerin yapılması, çevrim ve/ya işlem zamanının uzaması, hatalı çıktılar, vb. gibidir. Bunlar, müşteri memnuniyetsizliği yaratır. Bu da giderek azalan gelir, kar ve pazar payıdır (orta ve uzun vadede).

Süreçlerin iyi yönetilmesi bu aksamaları engeller. Çünkü amaç, süreçlerin etkili (‘effective’ – beklentiyi karşılayan, doğru) ve verimli (‘efficient’ – maliyeti düşük) çalışmasını sağlamaktır.

Ayrıca, süreç bazında çalışma, çalışanların fikir ve önerilerine gereksinim duyduğundan, çalışanlar fikir ve önerilerine değer verilmesi nedeniyle daha motive çalışırlar ve işlerini benimserler.

Bu yönetim tarzı, geleneksel Taylor yönetim modelinde olduğu gibi bir aksama olduğunda kişileri sorumlu tutmamaktadır. Bu yaklaşıma göre, aksaklıkların (gecikme, hata, vb) nedeni süreçler veya sistemlerdir. (Gerçekten de bir kuruluşta veya havalanında kuyrukta geçirdiğiniz uzun süre, oradaki memurun yavaş çalışması yüzünden değil, sürecin tasarımından dolayıdır).

İnsana önem veren bu yönetim biçiminde kişiler gerekli eğitimleri alarak kendilerini geliştirme veya becerilerine, daha uygun görevlere gelme olanağına sahiptirler. Bunlar, şirkete bağlılığı artıran unsurlardır.

Diğer getiriler: açıkca tanımlanmış beklenti ve hedefler, basitleştirilmiş prosedürler, açık, net iş tanımları, bireysel otoritenin artması, beceri gelişimidir.



SÜREÇ YÖNETİMİNE GEÇME KONUSUNDA ÜST YÖNETİM KARARLILIĞI VARSA ŞU ADIMLAR İZLENMELİDİR:


1.GM ve üst yönetime, İş Süreçlerinin Yönetimi ve İyileştirilmeleri konusunda eğitim verilmesi.

2.Üst yönetimin bir araya gelerek firmanın ana süreçlerini, bu süreçlerin sahiplerini ve öncelikle ele alınacak süreçleri belirlemesi ve ele alınacak süreçler için Süreç İyileştirme Ekiplerini oluşturması (Aynı anda en fazla iki sürecin ele alınması uygun olur).

3.GM’in tüm firmaya uygun iletişim yollarıyla “süreç-odaklı” çalışmaya başlandığını, sürecin ne olduğunu , firmanın süreçlerini, süreç sahiplerini, öncelikle iyileştirilecek süreçler için oluşturulmuş iyileştirme ekiplerini duyurması; süreç-odaklılığın güncel bir yönetim biçimi olduğunu ve süreç iyileştirmenin şirket verimliliğini artırmaya yönelik olduğunu ve her bir çalışanın katkısının beklendiğini vurgulaması.

4.Firma içinden bu projeyi yönetecek bir Proje Lideri’nin görevlendirilmesi.

5.Proje Lideri ve İyileştirme ekiplerinin İş Süreçleri Yönetimi ve İyileştirilmeleri eğitimi almaları.

6.Ekiplerin çalışmaları boyunca danışabilecekleri, çalışmanın çıktılarını denetleyecek bir danışmanla anlaşılması – firmada bu görevi yürütecek birikime sahip bir kişi yoksa.

7.Proje Lideri ve Danışmanın proje planını oluşturması ve ekiplerin çalışmaya başlaması.



METODOLOJİ

Literatürde değişik sayıda adımlar içeren BPM / BPI (Business Process Management / Business Process Improvement) metodolojileri mevcuttur ancak bunlar incelendiğinde hepsinin aynı veya benzer adımları içerdiği görülür.


0. Süreçlerin saptanması, sahiplerin atanması, iyileştirilecek süreçlere karar verilmesi.

1. Ekiplerin oluşturulması - sürecin mevcut durumunun saptanması.

2. Sorunların kökenlerinin tespiti - iyileştirme seçeneklerini belirleme – seçenekler arasında seçim yapma.

3.İyileştirmenin uygulanması.



Filiz Eyüboğlu

filiz.eyuboglu@isbank.net.tr

 

SÜREÇLERLE İLGİLİ BAZI KAVRAM VE YAKLAŞIMLAR (BPM / BPI / BPR NEDİR?)

SÜREÇLERLE İLGİLİ BAZI KAVRAM VE YAKLAŞIMLAR HAKKINDA BİLGİ
BPM / BPI / BPR NEDİR?



Süreç yönetimiyle ilgili kitap ve makalelerde karşımızda değişik kavramlar ve bunların kısaltmaları çıkmaktadır.

“BPM – Business Process Management” – İş Süreçlerinin Yönetimi, “BPI – Business Process Improvement” – İş Süreçlerinin İyileştirilmesi, “BPR – Business Process Re-emgineering” – İş Süreçlerinin Yeniden Tasarımı, “Process Redesign”, “Process Innovation”, Değişim Mühendisiliği,vb.

Bu yazıda, bu kısaltma ve kavramlarla, “Sürekli İyileştirme”, “Toplam Kalite Yönetimi” hakkında birkaç konuya açıklık getirilecektir.

Öncelikle şunu açıklamak gerekir. Daha önce bu sitede yayımlanmış olan Süreç Yönetimi ve İyileştirilmesi başlıklı yazıda bahsedilen Süreç Yönetimi , İş Süreçlerinin Yönetimi’dir. (BPM – Business Process Management).

Türkçe kaynaklarda çoğunlukla ve nedense “İş” kelimesi pek kullanılmadığından ben de bu sözcüğü zaman zaman kullanmıyorum. Ancak bilinmelidir ki bu konular kapsamında ele alacağımız süreçler “iş” süreçleridir; “üretim” süreçleri değil.

Bir organizasyonun iş süreçlerinin belirlenmesi, tanımlanması, sahip atanması, sürekli izlenmesi “süreç yönetimi” (BPM) olarak adlandırılabilir. Fakat çok önemli nokta şudur: Süreç yönetimi, içinde “iyileştirme “ barındırmıyorsa, ona “süreç yönetimi” denemez.

Benzer biçimde sadece Süreç İyileştirme (BPI – Business Process Improvement) kavramı da “süreç yönetimini” içerecektir; çünkü yönetilmeyen bir şey iyileştirilemez.

Bu bakımdan, süreçlerin belirlenmesi, tanımlanması, izlenmesi, iyileştirilmesi stratejik yaklaşımına, “Süreç Yönetimi” (BPM) veya “Süreç İyileşleştirme” (BPI) adı verilebilir. Bu bakımdan, BPM ve BPI aynı şeyi ifade eder.

“Yönetim” ve “İyileştirme” kavram ve sözcüklerini ayrı kullanma eğiliminde olan kişilerin yanlış anlamalarına meydan vermemek için ben bu konularda konuşurken ve yazarken, “Süreç Yönetimi ve İyileştirmesi” diyorum. Hatta başında “iş” sözcüğünü de ekleyerek “İş Süreçlerinin Yönetimi ve İyileştirilmesi” demek en açıklayıcı olanı gibi görünüyor (İngilizce kısaltmalarla: BPM/BPI).

Bir de bilindiği gibi, “İş Süreçlerinin Yeniden Tasarımı – BPR Business Process Reengineering” kavramı var. Bu kavram için “Process Redesign” veya “Process Innovation” sözcükleri de kullanılmaktadır. Süreçte çok büyük, radikal değişiklikler yapılmasını; neredeyse mevcut sürecin sil baştan yapılıp, “bu süreci ilk defa şimdi ve hiç bir koşullanma, kısıtlama olmadan tasarlıyor olsak nasıl tasarlarız yaklaşımıyla” yeni baştan tasarlanması yaklaşımı…

Konuyla ilgilenen bazı kişilere göre, ’Süreç İyileştirme’deki iyileştirme sözcüğü , süreçte yapılan veya yapılacak küçük, adım adım, yani kademeli iyileştirmeleri ifade etmekte.

1993’de Davenport ‘iyileştirme’ ile ‘yeniden tasarımı’ kavramlarını, bunların getirdikleri değişim, nereden başladıkları, riskleri, gerektirdikleri zaman vb ölçütlerle karşılaştırmıştır.

BPI ile BPR arasındaki bu keskin ayrım, ancak yol göstermesi bakımından belki yararlı bulunabilir; çünkü biraz aşağıda açıklanacağı gibi BPI ya da BPR yapılacağı sürekli iyileştirme döngüsü içinde kararlaştırılmaktadır; bir firma, süreç yönetimi çalışmasının – özellikle en başında – bunlardan birini seçme durumunda değildir.

Ayrıca, Davenport’un bu listesinde ‘iyileştirme’ yerine TKY - Toplam Kalite Yönetimi demektedir ki bunu da doğru bulmak mümkün değil. Davenport gibi sayıları çok da azımsanmayacak kişi de TKY’nin ‘küçük iyileştirmeler’ anlamına geldiğini söylemektedir. İnanmak çok güç gibi gözükse de bu sav sanki bir bilgi eksikliğinden ya da yanlış bilgilenmekten kaynaklanmaktadır. Yıllardır Avrupa’da ve Türkiye’de kullanılan TKY EFQM Mükemmelik Modeli (Excellence Model) özellikle “Süreç Yönetimi” kriterinde, kuruluştaki kademeli ve sıçramalı iyileştirme olanaklarının nasıl belirlendiğini ve nasıl hayata geçirildiğini sorgulamaktadır. TKY’nin sadece kademeli iyileştirmeler anlamına geldiğini iddia etmek konuyu eksik bilmektir. Ayrıca, bilindiği gibi, Mükemmelik modeli sadece süreçlerdeki değişiklikleri değil, liderlikten çalışan yönetimine, strateji politika belirlemekten, tüm kaynakların yönetimine (bilgi, teknoloji, tedarikçiler, malzemeler, binalar, vb) kadar bir kuruluşun tüm işlevlerini sorgulayan ve her alanda yaratılan sonuçları izleyen/inceleyen ve bunu yaparken de sektörün ve/ya dünyanın en iyi kuruluşlarının süreç ve sonuçlarını da inceleyen bir yönetim felsefesidir. Bu kadar büyük ve kapsamlı bir konunun “sadece küçük iyileştirmeleri kapsaması” mümkün olabilir mi?

BPI – BPR konusuna devam edecek olursak:

BPI ve BPR’ın farkları hakkında listeler yapılmasını, bunların çok farklı şeyler gibi makale ve kitaplarda ele alınmasını kafa karıştırıcı bir yaklaşım olarak görüyoruz.

Çünkü:

Herşeyden önce, bir kuruluş süreç konusuna belki de ilk girişinde en baştan BPI veya BPR yapacağım diye karar vermek; birinden birini seçmek durumunda değildir. Süreçte, kademeli veya sıçramalı iyileştirmeler yapılacağı, sürecin durumuna, müşteri beklentisine, bilgi teknolojisi olanaklarına ve herşeyden evvel strateji ve hedeflere bağlıdır.

Süreçlerini belirlemiş ve yönetmeye başlamış bir kuruluşta, sürekli iyileştirme döngüsü içinde ele alınan süreçle ilgili olarak ilk yapılacak şey, sürecin mevcut durumunun incelenmesidir. Sürecin baştan mı tasarlanacağı, yoksa mevcut süreç içinde küçük değişiklikler mi yapılacağına sonra karar verilir. Ayrıca, küçük ya da büyük değişiklik kavramı da herkese göre değişebilir. 13 adımlık bir süreci sil baştan yapmadan adım sayısını 5’e indiriyorsanız, bu, küçük bir değişiklik midir yoksa baştan tasarım (radikal değişim) midir?

Dolayısıyla, iyileştirmek üzere ele alınacak süreç bir “Süreç İyileştirme Ekibi” oluşturulup, mevcut süreç incelenmeden ve sonra iyileştirme seçenekleri tartışılmadan, yapılacak değişikliğin (iyileşmenin) küçük mü büyük mü olacağını söylemek pek mümkün ve gerçekçi olamaz.

BPI konusunda çok değerli kitaplar vermiş ve sayısız kuruluşa katkıda bulunmuş James Harrington’un ve başka bazı yazarların da söylediklerine koşut olarak bizim de savunduğumuz yaklaşıma göre:

BPI yani İş Süreçlerinin İyileştirilmesi, sürecin mevcut durumunun incelenmesinden sonra üç değişik yaklaşıma yol açabilir:

süreç adımlarında veya adımlar içindeki işlemlerde değişiklikler yaparak,
katma değeri olmayan adımları ve bürokrasiyi atarak veya azaltarak, veya salt süreç katılımcılarının eğitim ve çalışma koşullarında iyileştirmeler yaparak süreçte iyileşmeler yapmak


Sürecin sil baştan yapılarak baştan tasarlanması (yani BPR – yeniden tasarım)

Kıyaslama (“benchmark”) sonucu seçilen bir sürecin aynen uygulanması


Kıyaslama sonucu alınan süreç, eski sürece ufak değişiklikler getiriyor veya sil baştan yapıyor olabilir ve bu yüzden onu birinci veya ikinci seçenek içinde değerlendirebiliriz.

Süreçlerin nasıl belirleneceğine ve iyileştirme metodolojisine daha sonraki yazılarımızda yer vereceğimiz için bu yazıda kısaca ve BPM/BPI ve BPR farkını dikkate alarak değinmek istediğim son birkaç nokta şudur:

Bir süreç, üst yönetim veya üst yönetimden kişilerin oluşturduğu Süreç İzleme Komitesi adını verebileceğimiz bir grup tarafından iyileştirilmek üzere seçilirken bile sürecin durumu az çok bilinmektedir (İyileştirilecek sürecin seçimi konusunda bu sitede daha önce yayımlanmış Sn. Memet Özkan’ın “Süreç Yönetimine Giriş” başlıklı yazısına bakınız).

Oluşturulan Süreç İyileştirme Ekibi, sürecin mevcut durumunu incelerken (haritanın çıkarılması, müşterilerle ve süreçte çalışanlarla görüşmeler yapılarak istek, beklenti, aksaklıkların öğrenilmesi, önerilerin alınması, engelleyicilerin öğrenilmesi, mevcut ölçümlerin kaydedilmesi, ölçüm yapılmıyorsa yapılması) durum daha netlikle ortaya çıkar. Küçük veya radikal değişiklikler yapılma ihtiyacı görünür hale gelir.

Küçük değişiklikler yapılacak ise,

sorunların kökeninin incelenmesi
iyileştirme çözüm seçeneklerinin tartışılması
seçeneklerden birine karar verilmesi
pilot uygulama ve pilottaki sonuçların incelenmesinden sonra
uygulamanın yaygınlaştırılması

izlenecek adımlardır.

Mevcut durum incelemesi süreçte büyük değişiklikler yapılacağını gösteriyor ise; ayrıntılı biçimde sorunların kökenini tespit etmeye gerek yoktur; bunlar zaten aşikar biçimde görünmekte ve biline gelmektedir. Bu durumda

Yaratıcılık ve yenilikçilik kullanılarak
Kıyaslama yoluyla en iyi uygulama araştırılarak
ve çoğunlukla yeni ve son bilgi teknolojisi olanakları kullanılarak
süreç yeni baştan tasarlanır. (Otomatik para çekme makineleri icat edilmemiş olsa ‘para çekme’ süreçleri değişmemiş olacaktı. Ancak teknoloji kullanmadan da süreç baştan tasarlanabilir.

ÖZET

Konuyu kısaca özetleyerek sonlandıracak olursak,

Süreç Yönetimi ‘iyileştirme’yi, Süreç İyileştirme, ‘süreçlerin yönetilmesini’ içerir.

Bir kuruluş süreç çalışmasına başlarken veya bir süreci incelemek üzere ele aldığında – daha incelemeden - iyileştirme ya da yeniden tasarım yapacağına karar veremez (ancak tüm rakipleriniz belirli bir işi artık belirli bir tarzda ve belli bir teknolojiyle yapıyorsa ve siz hala geçmişte kaldıysanız sürecinizi uzun uzun incelemenize gerek yoktur. Örneğin, bankaysanız ve hala tek vezne ile çalışıyorsanız veya para yatırma/çekme süreciniz de otomatik para makinesi ATM kullanma seçeneği yoksa, konuyla ilgili mevcut süreçlerinizi uzun uzun inceleyip değişikliğin türüne karar vermeye çalışmaya gerek yoktur kanımca).

Süreç incelenirken / incelendikten sonra iyileştirmenin büyük (radikal – sıçramalı) ya da küçük (kademeli) olacağı ortaya çıkar (yukardaki örneklere benzer durumlar hariç)

BPI denen İş Süreçlerinin İyileştirilmesi kavramı

* İş Süreçlerinin Yönetilmesini,
* Sürekli iyileştirmeyi

içerir.



Sürekli iyileştirme

süreç performanslarının sürekli izlenmesi ve gerektiğinde iyileştirme yapılması anlamına gelir.
İyileştirme kademeli (küçük) veya sıçramalı (radikal) olabilir.
Sürekli iyileştirme, süreç sürekli olarak küçük küçük iyileştirilecek anlamına gelmez.
Toplam Kalite Yönetimi kademeli ve sıçramalı değişikleri sorgular. TKY sadece kademeli değişiklikler anlamına gelmez.

Sıçramalı iyileşmeyi sağlayan yeniden tasarım, mutlaka yeni bir teknoloji kullanılmasını gerektirmez. Pek çok kaynakta “BPR'ı başlatan, BPR’a yol açan, teknoloji’dir” denmektedir. Çoğunlukjla ve genellikle bu böyle olsa da, teknoloji kullanmadan da süreçte öyle radikal değişiklikler yapılabilir ki müşteri memnuniyeti ve/veya süreç performansı sıçramalı biçimde artabilir.




Filiz Eyüboğlu

filiz.eyuboglu@isbank.net.tr

Pazartesi, Aralık 05, 2005 

Başarılı Projelerin Ortak Özellikleri

Başarılı Projelerin Ortak Özellikleri


Harvard Business School tarafından yapılan ve yaklaşık 2 yıl süren bir araştırma [MacCormack01] sonucu başarılı yazılım projelerinin aşağıdaki 4 özelliğe sahip oldukları görülmüştür.

1)Başarılı projeler yinelemeli (iterative) şekilde yazılım geliştirirler. Yazılımın müşteri için anlamlı bir parçası erken bir yayımla(release) teslim edilir ve yazılım teslimi diğer yinelemeler(iterations) ile devam eder. Müşteriden yayımlar(release) sonrası sürekli geri beslenim alınır. Yazılım bir evrim süreci sonucunda oluşur.
2)Yapılan değişiklikler sonrası günlük tümleştirme (daily integration) yapılır. Tümleştirme sonucu yazılımın durumu hakkında bağlanım(regression) testleri sayesinde hızlı bir şekilde geri beslenim alınır.
3)Yazılım geliştirme ekibi deneyimlidir.
4)Projenin başından itibaren yazılım mimarisine ve sistemin birbirinden bağımsız bileşenlerden oluşturulmasına dikkat edilir.

Buna benzer bir araştırmada Bell Labs tarafından yapılmış ve aşağıdaki özellikler saptanmıştır.

1)Yinelemeli(iterative) yazılım geliştirme ve yinelemelerin sonunda müşterinin geri beslenimi.
2)Basit organizasyon yapısı, rol tanımlarının gereksizce çoğaltılmaması.
3)Ekip içi iletişim.

Gördüğünüz gibi bu özellikler yinelemeli (iterative) yazılım süreçlerinin özelliklerine uyuyor. Özellikle çevik yazım süreçlerinin prensipleri ile birebir uygunluk sözkonuşu.

İlk araştırma sonuçlarının birinci maddesinde yinelemeli(iterative) şekilde yazılım geliştirmeden ve yazılımın çalışan bir parçasını erken teslim etmenin(early release) yararından bahsediliyor. Yazılımda çıkan hatalara hangi faktörlerin etki ettiği konusunda yapılan başka bir araştırmada birinci maddeyi doğrular nitelikte. Sonuçlara göre yazılımın %20 lik bölümünü erken teslim eden projenin ,yazılımın %40 'lık bölümünü daha geç teslim eden projeye oranla 10 faktör az hata içerdiği ortaya çıkıyor.

İkinci maddede günlük tümleştirme(daily integration) ve bağlanım(regression) testlerinden bahsediliyor. Hata faktörleri için yapılan araştırma bu pratiğin hataları 13 faktör azalttığını gösteriyor. 1 ve 2 numaralı özelliklerin projelere yüzde 50 ye yakın verimlilik kazandırdığı aynı araştırmada belirtiliyor.

Üçüncü madde ise insan kaynağının önemini vurguluyor. Çevik yazılım süreçleri bireyler ve ekip hayatına verdiği önemle bu özelliğe sahip durumda...

Dördüncü madde ise XP deki yüksek kalite hedefini ve tekrar tasarım(refactoring) ile yazılım tasarımının sürekli iyileştirilmesi pratiğini akla getiririyor

Burada yinelemeli(iteratıve) yazılım süreçlerinin başarılı olmasının nedenlerini kısaca bakalım.

1)Yinelemeli(iterative ) yazılım geliştirme süreçlerini kullanmak daha az risklidir.
2)Riskler önceden tespit edilebilir ve çözülebilir.
3)Proje süresince meydana gelebilecek değişikliklere çabuk tepki verebilir.
4)Projenin durumu hakkında daha fazla bilgi sağlar ve tekrarlar arttıkça tahminler
daha sağlıklı, kesin hale gelir.
5)Hatalar daha çabuk bulunur, kalite seviyesi yüksektir.
6)Sonuçta üretilen yazılım müşteri isteklerini daha iyi şekilde karşılar.
7)Erken ve sürekli süreç iyileştirmesine olanak verir.
8)İletişim ve koordinasyonu zorunlu kılar.
9)"Gördüğüm zaman anlarım" anlayışına ters düşmez.
Müşteriler ne istediklerini anlamak için bazen yazılımı görmeleri gerekir.
10)Tekrar kullanılabilirlik (reuse) için elverişli ortam yaratır.
11)Proje yöneticileri yerinde taktik kararlar alabilirler, insan kaynağı daha yerinde kullanılır.
12)Ekip üyeleri tekrarlar boyunca hatalarından dersler alır ve kendilerini geliştirir.

Standish grubunun 1998 de 23000 projeyi kapsayan yaptığı bir araştırmada [Standish98] projelerin başarısının en çok aşağıdaki 5 faktöre bağlı olduğu sonucuna varıyor. Faktörlerin ne kadar etkili olduğu yanlarında verilmiştir.

Kullanıcı/müşteri katılımı 20
Üst Yönetici desteği 15
Açık iş hedefleri(business objectives) 15
Deneyimli proje yöneticisi 15
Kısa aralıklı kilometre taşları 15

Bu faktörlerle çevik yazılım süreçleri arasında paralellik kurmak gene mümkün. Çevik yazılım süreçlerinde kullanıcı/müşteri yazılım geliştirme ekibinin aktif bir üyesi olarak çalışıyor ve sürekli geri beslenim sağlıyor. Yapılan kısa aralıklı teslimler ve demolar sayesinde üst yönetici desteği yüksek seviyede tutuluyor. Her yineleme plani(iteration plan) ve değişen öncelikler projenin gidişatının iş hedefleri doğrultusunda ilerlemesini sağlıyor. Son olarak kısa aralıklı yayımlar(release) ve sabit süreli yinelemeler(timeboxed iteration) kısa aralıklı kilometre taşları hedefini gerçekleştiriyor.

Kaynak Site: İsmail KIRBAŞ ile Web Sitesi Tasarımı http://www.kirbas.com

Pazar, Aralık 04, 2005 

Proje Yönetiminde Kültür Özellikleri

Patron Tipi Yönetim Biçiminin Özellikleri
Aşağıda bu yönetim biçiminin özellikleri görülmektedir. Bu yönetim biçiminde :


aile kültürü egemendir.
egemenlik tek kişinin veya bir ailenin tekelindedir.
organizasyon tek bir kişiye hizmet etmektedir.
güç, merkezdedir.
hedef, güç kazanmaktır.
her fikir ve çözüm sırasıyla denendikten sonra kişisel çözüm bulunmaktadır.
kesin kuralların geçerliği yoktur.
açık önerilere dayanan hızlı karar alma önem taşımaktadır.
herkes tek merkez için çalışmaktadır.
bütün kararlar merkezden verilmektedir.
deneyim, kazananların kaybedenleri yok etmesi ile elde edilmektedir.
teknik ve kuralların varlığı önemli değildir.
sezgilerle ve bütünsel düşünülmektedir.
olası bir çözüme doğru hızla hareket edilerek, uygun olmaması durumunda hemen bir diğerine geçilmektedir (el yordamı).
mantıklı ve adım adım sistematik analizler yapılmamaktadır.
yönetici çabuk sıkılmaktadır.
olaylara bütünsel bakılarak sonuçlar düşünülmektedir.
yazılı iletişim yerine sözlü iletişim yeğlenmektedir.
analitik girdiler, raporlar, dokümanlar ve bütçelerin kullanılarak analiz yapılması yerine tahminler, söylenti ve dedikodular yaygındır.
yönetici, organizasyondaki en bilgili ve her şeyden haberdar kişi olup bunları organizasyonun diğer üyeleri ile paylaşmaz.
ani, deneysel ve planlanmamış çalışma biçimleri vardır.
direkt olarak çözüme ulaşmak istenmektedir.
deneme - yanılma ve modelleme tercih edilmektedir.
otorite sadece yöneticinindir.
değişiklik, kişileri değiştirerek sağlanmaktadır.
kişiler bağlantı elemanlarıdır. Herhangi bir bağlantıda sorun varsa kişiler değiştirilmektedir.
patronun araştırmaya dayalı raporlarla bir işin alınıp alınamayacağına karar vermesi yerine, kendisinin telefonda konuştuğu dostunun fikirleri daha ağır basmaktadır.
yöneticiler sonucun sadece kendi başarıları olduğunu görmek istemektedirler.
karizmatik kişilik sahibi olanlar ve kaynakları yönlendirenler önemlidir..
para, fazlasıyla bir değer olup sonuçların göstergesidir. Başka bir deyişle “her şey para ile ölçülür”.

Bürokratik (Klasik) Tip Yönetim Biçiminin Özellikleri

Aşağıda bürokratik tip yönetim biçiminin özellikleri sıralanmıştır
Burada emir ve kurallar egemendir.
Rol kültürüdür (Organizasyonda herkesin bir rolü vardır).
Egemenlik tepededir. Herkes kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirir.
Organizasyonda astlar üstlerine hizmet eder.
Güç, en tepede toplanmıştır.
Gerekçeli önerilere dayanan daha iyi kararlar önemlidir. İnsanın organizasyonda bulunduğu noktaya göre görev ve sorumlulukları vardır. Yaklaşım, rol ve meslek tanımı temeline dayanmakta olup, yönetici otoritenin egemenliğindedir. (Sistem önemsenir)
Kişiler organizasyondan alınan otoriteye göre birbirlerine emir verir ve bulundukları pozisyonun gerektirdiği raporları hazırlarlar.
Kural ve prosedürler geçmişi araştırarak geliştirilir. Her çözüm bu kitaba uydurulur.
Sistemin değişmesi için kuralların ve sorumlulukların yenilenmesi gerekir.
İnsan akıllı sayılır ve her şeyin mantıksal yolla çözülebileceğine inanılır.
Bu yöntem, yaşamın önceden bilindiği durumlarda verimlidir. Bu nedenle yarının dün gibi olacağı kabul edilir (Statik anlayış).
Buradaki düşünce analitik, mantıksal ve sıralıdır (sistemlidir).
İnsan, planlanabilen, zaman ayarı yapılabilen fiziksel bir kaynaktır (“insan kaynağı” deyimi bu kültüre aittir).
Yönetim, karar vermek anlamına gelmez. (Uygulama ve prosedürlere uymak esastır.)
Bu kültürün insanları düzenlidirler ve buna önem verirler.

Proje (Ekip) Tipi Yönetim Biçiminin Özellikleri

Aşağıda proje (ekip) tipi yönetim biçiminin özellikleri görülmektedir
Egemenlik ekiptedir. Bu kültürde ekip çalışması ve yaratıcılık ön plandadır.
Organizasyon, ekip çalışması ile amacına yani sorunun çözümüne yönelik hizmet vermektedir.
Güç, organizasyon bölümlerinin kesişme noktalarında odaklanmaktadır.
Yönetim temel olarak, sorunların çözümündeki süreklilik ve başarı ile ilgilenmektedir.
Yeni fikirler, teknikler ve yaklaşımlar üretilmektedir. Yaratıcılık esastır.
Kaynaklar çözüme uygun biçimde paylaştırılmakta ve harcanmaktadır.
Çözüm için iş gücü, makine ve para sağlanmakta, sonuçlar ve çözümlenen sorunlar karşısında performans yargılanmaktadır.
Ekip çalışması ile sorunlara ve ortak görevlere odaklanılmaktadır.
Patron kültürlü insanları şanslı; bürokratik kültüre sahip insanları ise gerekli ama sıkıcı bulurlar. Bu grubun örnekleri pazarlama elemanları, planlanmacılar ve üretim sorumlularıdır.
Bu kültür problem çözücü ve yaratıcıdır. Dolayısıyla sorunlar en iyi şekilde çözümlenmektedir.
Sorun çözme becerisi işbirliği ve ekip çalışmasına dayanmaktadır.
Kişisel gelişim özendirilmektedir.
Kurallara uymak, karşılıklı anlaşmaya dönüşmektedir.
Konuşma, tartışma ve görüş alışverişi vardır.
Problem çözme, problemin tanımlanması ile başlamaktadır.
Farklılık yaratmaktan çok sorun çözmek esastır.
İnsanı kaynak değil, kaynak yaratan sayar.
İnsanın geleceğini yarattığını kabul eder.
İnsan ekibi, ekip insanı seçer (kabul eder).
Bilgi ve uzmanlığa saygı duyarlar.
Bu kültürde yönetmek için yönetilenin saygısını kazanmak, emir vermek için ikna etmek gerekir. Görüşme, tartışma, gerekçe, tutanak, rapor vardır ve yazılanın okunacağı düşünülür.
Kazanmak için ikna etmek (güçlü gerekçe) gerekir. Önce sorun tanımlanmalı, grup bu tanımı ve sorunun önceliğini kabul etmelidir.
Bu kültürde, heterojen bir grup ortak neden, görev veya sorun ile bütünleşerek homojen hale gelmelidir.
Sorunu gruba kabul ettirmek (mal etmek) için önce grubun saygısını kazanmak gerekir.
Bu gruptakilere göre saygınlık gruba ithal edilir : Başka yerde oluşturulur ve uzmanlık gezicidir. İnsan bir örgütün değil dünyanındır.
Burada karizma değil, uzmanın kredibilitesi önemlidir.
Sorunu belirlemek için örgüt şemasına onun adıyla bir yer (kutu) açılır, buna kaynak verilir.
İstikrar ve kesinlik bu kültür sahibini sıkar. Sorun çözücüdürler.
Patron kültürünün dinamizmine akıl olurlar, uzmanlık ve profesyonelizme saygı duyarlar; profesyonel açıdan (hiyerarşi değil) kendilerini geliştirmeye dönüktürler, krizlerde kararsız kalırlar. Bu nokta çalışanın ücret taleplerini azaltıcı etki yapmaktadır.
Görev değil, amaç tanımıyla ilgilenirler.
Kendisini aldığı sonuçlarla değerlendirir. Patron Kültüründe ise roldeki performansa bakılır ve başarısının kişilerle ilişkisi kurulmaz.
Sonuca göre ödeme, ekip görevi, belirli durum ve sorun çözümü gibi konulara duyarlıdır.
Çalışma alanları : Danışmanlık, AG ekipleri, medya kuruluşları ve artarak çok büyük şirketlerin dorukları


Bireyci Tip Yönetim Biçiminin Özellikleri

Aşağıda bireyci tip yönetim biçiminin özellikleri sıralanmıştır

Egemenlik bireydedir. Herkes kendi yaşamından sorumludur. Organizasyonlar bireye hizmet eder.
Güç bireydedir.
Bu kültür anlayışındaki insanlar profesyonellerdir.
Bu kültürde kişisel etkinlikle çözüm bulunur; kurallar egemen değildir.
Bu yönetim kendisini tüm genellemelerin dışında tutar.
Bu kültürü sınıf olarak tanımlamak zor ve yanlıştır.
Bu kültüre sahip olanların kimseden öğrenecek bir şeyleri yoktur; onlara sadece hayatın kendisi bir şeyler öğretebilir.
Deneyimlere dayalı öğrenme yeğlenir.
Bir konuda öğrenecek bir şeyin kalmaması halinde projenin idarecisi bile işi bırakır.
Bu kültüre sahip insanlar kendilerini organizasyonun parçası olarak görmezler.
Bu özellikle bireyci kültür, kişisel özgürlüğü ön plana çıkarır. Burada İnsanlara saygı vardır
Yönetilmesi zor insanlardır.
Kişisel olarak değişiklik yapmak isterler.
Kişisel bağımsızlığa önem verirler.
Bu kişilerin motivasyonları, amaçları doğrultusunda sağlanır.


Proje Yönetim Sistemi ve ekip kültürünün özellikleri aşağıda sıralanmıştır

Her aşamada ekip çalışması vardır.
Organizasyon, proje hedefleri doğrultusunda çalışmaktadır.
Güç, organizasyon bölümlerinin kesişme noktalarında odaklanmaktadır.
Yeni fikirler, teknikler ve yaklaşımlar üretilirken ön tasarım ve tasarım aşamalarında yaratıcılık çok ağır basmaktadır.
Çözüm için kaynaklar, proje çalışanları arasında paylaştırılmaktadır.
Tasarım ve karar verilen tasarım alternatifi doğrultusunda kaynaklar sağlanmakta, veri analizleri ve stratejiler belirlenerek uygulanmakta ve sonuçlar üzerinde verim analizleri yapılmaktadır.
Sistemin ihtiyacı, deneyimli ve bilgili ekip elemanları ile ileri teknoloji ekipmanları olduğundan, sistem pahalı, hatta lüks niteliktedir.
Sorun çözümü yaratıcı düşünce ve optimum sonuçlara ulaşmayı gerektirmektedir.
Organizasyon kademelerinde, üst yönetim, astların düşünce ve çözüm önerilerine açıktır.
Kurallar, uyulması gereken zorunluklar değil, çözüme ulaşmak için karşılıklı anlaşma sağlayan düzenlemelerdir.
Proje hedeflerine ulaşmak için önce projenin ve proje evrelerinin tanımlanması gerekmektedir.
Proje çözümleri ile ilgili alternatifler, projenin her evresinde güncellenmekte ve karşılaştırmalı analizler yapılmaktadır.
Projede çözüm seçenekleri kullanılmasının amacı, hedefe ulaşmayı karmaşıklaştırmak değil, optimum çözümü bulmaktır.
· Çalışanların sabit görevleri yoktur. Görevler, proje özelliklerine, çözüm yollarına ve hedeflere göre tanımlanmaktadır.


Bu Çalışma Prof.Dr. D.Sorguç-Dr. M.Kuruoğlu tarafından yazılan , “İnşaat İşletmelerinde Çağdaş yönetim ve değişim Modeli” isimli İstanbul Ticaret Odası 2001-37 sayılı yayınından alınmıştır.

 

Yazılım Projelerinde Rol Dağılımı

Yazılım Projelerinde Rol Dağılımı


Bu yazımda küçük-orta ölçekli bir proje ekibindeki rollere ve bu rollerin sorumluluk alanlarına değinmeye çalışacağım.

Rolleri aşağıdaki şekilde kısaca özetleyebiliriz.

1) Proje yöneticisi
2) Analist/Çözümleyici
3) Mimar- teknik lider
4) Yazılım geliştirici
5) Test/Kalite Kontrol

1) Proje yöneticisi

Proje yöneticisinin görevi projenin önüne çıkan engelleri ortadan kaldırmak ve ekibin verimli çalışması, projenin zamanında teslimi için gerekli ortamı sağlamak, önlemleri almaktır. Örneğin teknik bir konuda ekibe dışardan yardım gerekiyorsa bu yardımı sağlamak, bir danışman tutmak proje yöneticisinin işidir. Ekibin kullandığı bilgisayar, yazılım geliştirme ortamındaki sorunların hızlı şekilde çözülmesini saglamak gene proje yöneticisinin işlevine örnek gösterilebilir. Proje yöneticisi aynı zamanda kritik kararları almakta da öncu rol oynar. Yazılımda kritik bir hata varsa yayım(release) tarihinin ertelenmesi buna örnek gösterilebilir. Bu örneklerden anlaşılabileceği üzere herşeyin yolunda gittiği bir projede proje yöneticisinin işlevi çok görünür değildir.

Proje yöneticisinin görevi yapılacak işleri küçük parçalara ayırıp daha sonra bunların zamanında bitirildiğini takip etmek değildir(Micromanagement). Bu tür yönetim tarzının günümüzde artık yeri yoktur. Yönetici ekibine güvenmeli, ekipe kararlar alabilmesi ve durumlara adapte olabilmesi için gerekli yetkiyi tanımalıdır (Empowerement of the team).


2) Analist/Çözümleyici

Çözümleyicinin görevi kullanıcı/müşteri grubuyla görüşerek iş gereksinimlerini (business requirements) i almaktır. Çözümleyiciler kullanıcı/müşteri ile ekibin diğer rolleri arasında(proxy) görev yapar. Ekip içinde müşteriyi çözümleyiciler temsil eder. Çözümleyici müşteri ile iletişim içindedir yazılım geliştiricilerin gereksinimler hakkında sordukları soruları en hızlı şekilde cevaplamaya çalışır. Cevaplayamadığı soruların cevabını müşteriye giderek bulur. Müşteriden aldığı bilgileri yazılım geliştiricilerin anlayabileceği formata çevirmek gene çözümleyicinin işidir. Çözümleyicinin kullandığı format kullanılan sürece bağlı olarak değişebilir. Örneğin XP de bu format hikaye kartları, RUP gibi bir süreçte kullanım senaryosu(use case dokümani) , Şelale gibi bir süreçte ise uzun bir doküman şeklinde olabilir.

Günümüzde Çözümleyici/ tasarımcı (Analist/Tasarımcı) gibi tanımlamalara rastlamak mümkün. Böyle bir rol tanımı bence çok büyük bir hata olur. Çözümleyiciler yapılan işin alan(domain) bilgisine sahip olmalidir ve yapılan projeyi kullanıcı/müşteri bakış açısından görebilen bir kafa yapısı ve yetenek gerektirir. Tasarım ise uygulamaya , yazılan koda yakın olmayı ve yuksek teknik bilgi seviyesi gerektirir. Uygulamanın tasarımından çözümleyici rolü sorumlu olmamalıdır.

Çözümleyici grubu proje ekibi küçükse QA/Test, Proje yöneticisi gibi rolleri de üstüne alabilir fakat Tasarım,Teknik liderlik, Yazılım geliştirici gibi roller başka ekip uyeleri tarafından yerine getirilmelidir.

3) Mimar- teknik lider

Yazılım mimarisi kısaca yazılımı oluşturan önemli/büyük bileşenler ve bunların organizasyonu, birbirleri ile iletişimleri ile ilgilidir. Bu mimari üzerine yazılım iş gereksinimleri tatmin edecek şekilde bina edilir. Mimarı aynı zamanda operasyonel performans gibi gereksinimleri de tatmin etmelidir. Mimar/teknik lider tıpkı diğer yazılım geliştiriciler gibi kod yazar fakat ayni zamanda genel mimarı ile ilgili kararları almaktan, tasarım çalışmalarında liderlik yapmaktan sorumludur. Mimar/teknik lider teknik işlerin zamanında ilerlemesinden proje yöneticisine karşı sorumludur. Bu açılardan değerlendirildiğinde mimar/teknik lideri diğer yazılım geliştiriclere göre yüksek teknik bilgiye sahip ve bu işlerden yöneticiye karşı sorumlu bir rol olarak görmek mümkündür.

4)Yazılım geliştirici

Yazılım geliştirici kodun tasarlanması ve yazılmasından sorumludur. Burada dikkat edileceği üzere tasarım ve kodun yazılmasını birbirinden ayırıp ayrı rollere yüklemedim. Bunun nedeni kodun tasarımı hazırlayan insan tarafından yazılması gerektiğine inanmamdan kaynaklanıyor. Günümüzde her ne kadar modelleme dilleri geçerlilik kazanmış olursa olsun, kodun yazımı sırasında her zaman tasarımda öngörülemeyen noktalar ortaya çıkacaktir. Diğer bir deyişle kodlama tasarımı etkileyecektir. Tasarım yazılım geliştiricilerin ve mimarın içinde bulunduğu bir ekip aktivitesi haline getirilebilir fakat tasarımcı , programcı gibi bir ayrıma gidilmemelidir.
Bu tür ayrımlara gidilmesinin kaynağında programcılığı ucuz bir kaynak haline getirme çabaları olduğunu düşünüyorum. Tasarımcı ile programcının ayrı rollere bölündüğü durumlarda iyi bir tasarım olduktan sonra düşük seviyede bir programcıda olsa bu tasarımı koda çevirmek kolay gibi çok ama çok yanlış bir mantığa rastlamak mümkün Diğer bir nokta tasarımcılarla ilgili. Tasarım yapılırken yüksek teknik bilgiye sahip olmak gerekli fakat tasarımcı ile programcı rolleri birbirinden ayrılırsa tasarımcı zamanla teknik bilgi seviyesini kaybedecek ve kaliteli tasarımlar üretmekten uzaklaşacaktir.

Projenin gereksinimlerine bağlı olarak yazılım geliştiriciler UI, Veritabani, Uygulama,Rapor geliştiricisi gibi rollere ayrılabilir.

5)Test/Kalite Kontrol

Test/Kalite Kontrol rolü kullanıcının bakış açısıyla yazılımı test etmekten sorumludur. Küçük projelerde bu rolü Analistler üstlenebilir fakat Test/Kalite Kontrol rolü hiçbir şekilde yazılımı geliştiren insanlara yaptırılmamalıdır. Kodun o kodu yazan insan tarafından test edilmemesi ve kullanıcı bakış açısıyla test edilmesi çok önemlidir. Yazılım geliştirici
yazılımı bu bakış açısından görmekte zorlanacaktir. Test/Kalite Kontrol test senaryolarını hazırlar gerekirse Rational Robot, Fit gibi programlar yardımıyla bizzat kod yazarak otomatik fonksiyonel testleri gerçekleştirir. Kullanici kabul testlerini koordine eder.

Türkiye de çoğu projede QA/Test rolünün es geçildiğini söylemek yalan olmaz. Bu testleri son kullanıcıya yaptırmak sanırım en çok rastlanılan durumlardan biri. Bir diğer problemde zaman darlığına giren projelerin çoğunun test aşamalarından zaman kısmaları. Sonuç olarak hatalarla dolu yazılımlarla karşılaşıyoruz.

Test/Kalite Kontrol rolünü kısmen teknik bilgi gerektiren(programcının yapabileceği hataları tahmin etmek açısından faydalı olacaktir) ve iş gereksinimleri anlayan, kullanıcı/müşteri gibi düşünebilen bir rol olarak görüyorum ve en az yazılım geliştiriciler kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım verilen iş ilanlarında gelecekte Test/Kalite Kontrol gibi ayrımları daha fazla görebiliriz.

Bu yazımda küçük/orta ölçekli bir projede çekirdek rol tanımları nasıl olmalı açıklamaya çalıştım. Proje büyüdükçe roller özelleşecektir ve yeni rol tanımları gerekecektir. Bunlara örnek vermek gerekirse

Kullanıcı arayüzü(UI) tasarımcısı ,
Kullanılabilirlik (usability) testcisi
Teknik yazar (dokümantasyon, yardım dosyaları),

Kurulum/Yayım mühendisı( kurulum işlemleri, konfigürasyon/versiyon yönetimi)
Rapor tasarımcısı
Sistem mimarı (hardware mimarisi)

gibi yeni roller eklenebilir.

Yorum ve eleştirilerinizi lütfen bana iletiniz.

Yazar:

Cenk Civici
Yazılım mühendisı

Kaynak Site: İsmail KIRBAŞ ile Web Sitesi Tasarımı Sitesi

Perşembe, Aralık 01, 2005 

Projeniz Alabora Olmasın!!

Projeniz Alabora Olmasin !


TARIHDEN DERS ALMAK
Tarihde birçok tasarım ve proje işleyiş hatasına rastlamak mümkün. Bunlardan bir tanesi hakkında bir yazı yazmıştım. Yazım SA80 tüfekleri ile ilgili idi. Başka örnekler de var ders alabileceğimiz: C5 arabaları, Milenyum Köprüsü, Denver Uluslararası Havalimani, Challenger Uzak Gemisi, Zeplin Balonları v.b. Bütün bu tarihi, gerçek olaylar, inanılmaz dersleri saklıyor içinde. Maalesef bu derslerden birçoğumuz payımızı alamadık çünkü halen birçok projede, bu hataları tekrar ediyoruz. Hani şu "Eğer tarihden ders alınsa idi..." hikayesi.

Bu tarihsel tasarım hataları içinde beni en çok etkileyen ve benim en çok örneğini verdiğim olay ise Vasa Savaş Gemisi. İki hafta önceki yazımda bu konuyu yazacağıma dair söz vermiştim, işte size Vasa Savaş Gemisı:

VASA'NIN ACIKLI HİKAYESİ
İsveç'de bir yıl içinde 17 tane "bayrak günü" vardır. Bayrak günleri, tatil değildir fakat eskiden, bayrak günlerinde, İsveç bayrağı sallandırmayanlar, cezaya çarptırılıyormus. Artık böyle bir ceza uygulaması olmamasına rağmen, yine de "bayrak günlerinde" İsveçliler, bayraklarını evlerinin balkonlarından, işyerlerindeki bayrak direklerinden sallandırıyorlar. İşte bu bayrak günlerinden biri de 6 Kasım. Bu güne "Yüce Gustav Adolf Günü" deniliyor.

Gustav Adolf, "yüce" ünvanına ulaşmış tek kral İsveç tarihinde. Bu kralin yüceliği, yaptığı/kazandığı savaşlardan ve savaşlardaki akılcı tatiklerinden geliyor. O zamana kadar geleneksel tatikleri yürüten İsveç krallarından farkı, savaş meydanlarına mobiliteyi yani taşınabilirliği getirmesi. Mobiliteyi yanlızca karada görmemiş Adolf. Aynı zamanda denizlerde de üstünlük sağlamak istemis. Zaten bu nedenle de, İsveç tarihinin en büyük ve en pahalı gemicilik projesini başlatmış 1625’de. Bu projenin adı VASA


İNSAAT BAŞLIYOR
Gustav Adolf, 16 Ocak 1625'de, gemicilik konusunda ustalıkları ile ünlü Hollandalı gemi mühendisleri Henrik ve Arend Hybertsson ile 4 adet gemi yapımı için bir sözleşme imzalar. Bu sözleşmeye göre, Hybertsson kardeşler, 4 yıl içinde ikisi 33 metre ve diğer ikisi 41 metre olan 4 tane gemiyi Kral Adolf'a teslim edeceklerdi.

O dönemde gemiyi inşa eden atölyeler, kendi finansmanını kendi sağlamak zorundalardı. Para, ürün teslimatı sırasında alınıyordu. Bu iş, bir kral için bile olsa, finansman bulmak tamamen atölyeye kalmıştı. Hybertsson kardeşler, bu proje için finansman bulmakta zorlandırlar. Gustav Adolf ve üst düzey yetkililerine ulaşmakta neredeyse imkansızdı çünkü Gustav, bir savaş meydanından diğerine koşuyordu. Hybertsson kardeşler, finansman işini neredeyse bir yıl sonra tamamlayabildiler.

1625 yılının Eylül ayında Kral Adolf, 10 tane savaş gemisini, şiddetli bir fırtınada kaybetmesi sonuçu, Hybertsson kardeşler ile temasa geçip, iki küçük (33 metre) geminin ilk etapda tamamlanmasını ve kaybedilen gemilerin yerine geçmesini istedi. Bu zaten çok dar olan proje bitiş sürecini zorlaştırmış oldu.

1626 yılının ilk aylarında, gemi inşaatı başladı. Hybertsson kardeşler, ilk önce küçük 33 metrelik geminin inşaatına başladı. İlk yapılan işlem, 33 metrelik bir ağaç bulup, kesmekti. Proje basit ve geleneksel bir gemi projesi idi. O dönemde, savaş gemileri, düz tabanlı, bir açık bir tane de kapalı silah güvertesinden oluşuyordu. İşlem, neredeyse gunumuzun fabrikasyon uretimi gibiydi. Hemen hemen bütün gemiler birbirinin kopyasiydi ve bu nedenle birçok gemi yapımcısı, plan, çizim gibi araçlara gerek duymuyorlardı. Tek güvendikleri, yillarin onlara verdigi "tecrübe" idi.

KRAL'IN SONU GELMEZ İSTEKLERİ


Fakat bu proje herhangi bir proje değildi. Tecrübe, bu işi bitirmek için yetmeyecekti çünkü Kral, gönderdiği bir başka mektupta, küçük geminin 33 metre değil 36.5 metre olmasını istedi. O dönemde, kesilen ağaçlar, geminin boyuna uygun olarak kesiliyordu. Kral'in bu emri, gemi projesinde çalışanların tepkisine neden oldu. Halbuki, bu ikinci mektup, yalnızca gelecekteki isteklerin bir işareti idi çünkü Kral, o dönemde Danimarkalıların 2 kapalı, 1 açık silah güverteli çok büyük bir gemi yaptıklarına dair bir dedikodu üzerine Hybertsson kardeşlere yeni bir mektup gönderdi. Bu mektupda Kral, yapılacak geminin 42 metre olmasını ve ikinci kapalı silah güvertesinin eklenmesini istedi.

O döneme kadar, 2 kapalı, 1 açık silah güvertesi duyulmuş ya da yapılmış bir şey değildi. Birinci 36.5 metre isteği üzerine eklenen yamalar ile birlikte yeni istek ile birlikte tabana 4. yama eklendi. Projede çalışan hiç kimsenin Kral'a "hayır, olmaz" deme gibi bir cesareti yoktu.

İstekler bu kadar ile sona ermedi. Kral'in uzunluk ile ilgili isteklerine, gemide bulunacak gülle, top ve küçük silah sayısındaki artışlar da eklendi. Kral, orjinal planda yer alan büyük silahların sayısını iki katına çıkardı. 30 olan sayı, 60'a çıktı. Bu silahların her birinin ağırlığı 1.5 ton idi ve bunun üzerine birçok orta ve küçük silah ve ayrıca yine o dönemde yeni bir teknoloji olan kiremit fırın eklenince, geminin ağırlığı, geminin iskeletinin kaldırabileceğinden daha ağır bir hale geldi.

Bütün bunların üzerine Kral, geminin dış görünümünün şaşalı olmasını da istedi. İşlemeler, figürler, kabartmalar ve kaplamalar. Zaten çok pahalı bir proje haline gelen Vasa projesi bütçesine, yeni bir yük daha katılmış oldu.

MİMARIN VEFATI
Bütün bunlar gelişme gösterirken, bir anda hic beklenmeyen gerçekleşti. Proje müdürü ve baş mimar Henrik Hybertsson, uzun süreli hastalığının sonucunda hayatını kaybetti. Bu proje için yazılmış ya da çizilmiş hiçbir planın olmaması, birçok fikrin ve fonksiyon tanımlarının Henrik'in beyninin, düşüncelerinin içinde saklı olması, Henrik'in ölümü ile birlikte, projeyi kaos içine sürükledi.

Temmuz 1628'in başlarında, gemi tamamlandı. Geminin denize sürülmeden önce test edilmesi gerektiği düşünüldü. Bu testleri seyretmeleri için İsveç Ordu Amiral'i ve ayrica geminin kaptanı davet edildi. Yapılan test kısa ve çok basitti. Geminin güvertesine 30 kişi çıktı ve bir uçtan diğer uca, bir kenardan diğer kenara 15-20 dakika boyunca koşmaya başladılar. Test sonucu iç karartıcı idi. 30 kişinin çılgınca koşmaları sonucu, gemi neredeyse alabora olmak üzere iken, Amiral, testlerin durdurulmasını ve geminin bir an önce denize indirilmesini emir verdi. Test sonuçlarından Kral Adolf'un haberi bile olmadı.

İLK VE SON YOLCULUK
10 Ağustos 1628 günü, Majesteleri İsveç Deniz Harp Ordusunun yepyeni gemisi olan Vasa, hayatının ilk seferini yapması için denize indirildi. Yüzlerce kisi, limanda sevinç çığlıkları ile uğurladı gemiyi. Aynı sevinç çığlıkları, gemi güvertesindeki 150 kişiden de geliyordu. Gemi, 1.5 kilometre kadar yol aldı ve küçük bir rüzgar yardımı ile alabora oldu. Bu, yalnızca, İsveç tarihinin o zamana kadar ki en pahalı savaş gemisinin değil aynı zamanda güvertede bulunan 50 kişinin de son yolculuğu oldu.

NE OLDU? VE ALINACAK DERSLER!
Bütün bu yazdıklarımın bizimle ne alakası var? Eğer yazdıklarımı günlük iş hayatınızdaki projelerle ilişkisini kurabiliyorsanız, göreceksiniz ki 1600'lu yıllarda yapılmış olan proje hataları, günümüzdeki projelerde yapılan hatalardan çok farklı değil.

İşte VASA'da ve bizim gorev aldığımız projelerde ortaya çıkan ortak sorunlar:

1- Proje süresindeki baskı

Kral, fırtınada kaybettiği gemilerin yerini alması için yaptığı baskı, günümüzdeki projelerde rastladığımız müşterileri baskılarından çok farklı mı sizce? Birçok proje, plansız bir şekilde başladığından, proje süreç seması çıkarılmadığından, müşterinin baskıları ile tamamen test edilmeden, fonksiyonlar tamamen işlevsel olmadan bitmek ya da teslim edilmek zorunda kalmıyor mu? Halbuki bu sorunu, proje süreç şeması, proje planı ile çözmek gerekiyor.

2- Projenin özelliklerinde değişim

Müşteriler, size verdikleri projenin ana nedenini tamamen belirlememesi, rakip şirketin ürünleri, teknolojideki değişiklikler, kullanıcı gereksinimindeki değişiklikler ve sırf "iyi olur" inancı ile oluşan yeni istekler nedeniyle belirli özelliklerle başlayan projenin boyutları değişmekte. Bütün bunlar hem projenin gelişimine hem de sonuca etki etmektedir. Bütün bunların üstesinden gelebilmek için projenin başlangıç aşamasında iyi şekilde planlanması ve plana sağdık kalınması gerekmektedir. Sırf "iyi olur" diye, ürün üzerine fonksiyon eklemek hem ürün için hem de projenin gidisadi için tehlike oluşturmaktadır. Ürüne eklenecek her yeni özellik, yeni bir proje olarak değerlendirilmeli, gerektiğinde müşteriye "Hayır" denebilmesi gereklidir. Eğer özellikler değişebiliyorsa, planda değişebilir. Bunu unutmamak gerekiyor.

3- Detaylı Plan Eksikliği

Vasa projesinin başlangıcı, Hybertsson kardeşler için herhangi, alışagelmiş, geleneksel bir projenin ötesinde değildi. Bu nedenle, plan yapılmadı ve proje karmaşık bir hale gelince, proje plan eksikliğinin yarattığı sorunlar yaşanmaya başladı. Aldığınız proje, çok basit bir proje olsa bile, plan yapmalısınız. Bu plan içinde en önemli kişim özelliklerin, sürecin ve yükümlülüklerin belirlenmesi olmalıdır. Ayrıca, proje plani, proje çalışanlarından birinin değişmesi sonucunda çıkabilecek herhangi bir problemi, sorunsuz bir şekilde çözmenizi sağlayacaktir.

4- Teknolojinin Sınırlarını Bilmemek

Birçok proje, teknolojinin sınırlarını ve seviyesini iyi tespit edemeyen proje müdürleri ve müşteriler yüzünden başarısızlığa uğramaktadır. Bu tip problemleri önlemenin tek yolu, kullandığımız teknolojinin anlamını kavrayabilmek ve sınırlarını tespit edebilmekten geçmektedir. Ayrıca, bütün bunları müşteriye iletilmesi bizim görevimizdir.

5- Kullanılabilirlik Testlerinin Yetersizliği

Bir proje, test edilmeden piyasaya arz edilirse, çıkacak sorunlar, projenin kendisinden bile büyük olabilir. Yapılan bir araştırmaya göre, bir projenin bütçesinin yüzde 80’i, ürün piyasaya çıktıktan sonra, yapılan hataların tamiri için harcanmakta. Halbuki yapılacak kullanılabilirlik testleri, ileride ortaya çıkabilecek problemlerin, daha önceden tespitini sağlar ki bu hem bizim iyi bir ürün çıkarmamızı hem de bu ürünü kullanıcak kişilerin, ürünü beğenip, tercih etmelerini sağlayacaktir.

Birçok tarihi projenin aşamaları, bizim bugün uyguladığımız projelerdeki aşamalarından çok farklı değil. Amac, tarihde yapılan hataların tekrarlanmaması.

Kaynak : http://www.unbf.ca/altiustu/arsiv/2005/06/projeniz_alabor.php sayfasından alınarak yayınlanıştır.


 

İş Hayatında Entegrasyon Kavramı

Yasin Altaş
Tekofaks
yasinaltas@yahoo.com
http://www.tekofaks.com.tr



İş Hayatında Entegrasyon Kavramı


Organizasyon açısından entegrasyon, prosesler arasında daha sıkı bir koordinasyon yapısı kurarak işletme fonksiyonlarını biraraya getiren ve bilgi araçlarının etkin kullanımını sağlayan bir kavramdır. Bu sadece bir parçanın değil, satınalmadan stok kontrole, talep tahminlerinden, muhasebe kayıtlarını oluşturmaya kadar tüm işletme fonksiyonları arasında elektronik bir bağ kurulması anlamındadır. Temel hedef, tüm kullanıcıların ulaşabileceği tüm işletme süreçlerinin ve karar süreçlerinin üzerinde bulunduğu bir veritabanı oluşturabilmektir. Eğer organizasyon birbirinden bağımsız ve kendi stratejileri ile performans ölçütleri olan fonksiyonlar olmaktan öteye gidemiyorsa entegrasyondan söz etmek mümkün olmayacaktır.

Günümüzde entegrasyonu zorunlu kılan nedenler şu şekilde sıralanabilir:

Global Pazarlar

Global pazarlara ulaşabilmek için uluslararası firmalar bölgesel veya lider firmalarla işbirliği yapmaktadırlar. Entegrasyon, coğrafi engellerin etkisini azaltarak operasyonların etkinliğini arttırır.

Ürün ve Arz Zincirinin Kompleks Yapısı

Günümüzde mal ve hizmetler online ortamda işlem görebilmektedir, bu ise yüksek derecede otomasyon ve entegrasyon gereksinimi yaratmaktadır.

Ayni zamanda arz zinciri yapısının karmaşıklığı ve sinerji olanakları yaratabilme şansı organizasyon sınırları dışında entegrasyon gereksinimini güçlendirmektedir.

Dış Kaynak Kullanımının Artışı

Günümüzde çoğu firma özellikle maliyetlerini düşürmek için dış kaynak kullanımı yolunu seçmektedirler. Bu aşamada dış kaynak kullanımında hizmet sağlayıcı etkili bir biçimde kontrol etmek entegre bir süreç gerektirir.

Pazara Ulaşma Hızı

Şirketler ürün ve hizmetlerini pazara rakiplerinden daha hızlı sunabilmek için özellikle tedarikçileriyle işbirliğini geliştirmelidir. Entegrasyon bu alanda işbirliğinin temelini oluşturur.

Stok Seviyelerini Azaltma

Geleneksel iş modelleri gerçek arz ve talebi tahmin etmekte yetersiz kaldığından, şirketler önemli miktarda güvenlik stoku tutmak zorunda kalmaktaydı. Şirketler hizmet seviyelerini geliştirirken stoklarını azaltmak için partnerleriyle işbirliğini geliştirmeli ve enformasyon akışını koordine etmelidir.

İşletme süreçlerinin bütünleştirilmesi sonucu organizasyon içerisindeki bilgilerin işlenme ve kullanılma yöntemleri değiştiğinden, süreçlerin hızlanması ve daha güvenilir hale gelmesi sözkonusu olacaktır. Bu durum rekabet avantajı sağlayacağından bütünleşik sisteme geçme kararı yöneticiler açısından stratejik öneme sahip bir yatırım kararıdır.

Tümü ile entegre bir işletim sisteminin faydalarından biri de, yazılımın yeteneğine bağlı olarak işletmeye kayıpları ve atıl kaynakları azaltabilme ve verimliliği arttırma olanağı sunabilmesidir. Entegre bir işletme sistemi, sadece homojen iş fonksiyonları içerisinde bağ kurmakla kalmaz ayni zamanda birbirinden bağıŭsız fonksiyonları da birbirine bağlar. Bunun sonucu olarak, her bir bağımsız fonksiyon tarafından üretilen bilgiler tüm kullanıcılar tarafından sistemde rahatlıkla bulunabilir ve kullanılabilir. Bu da işletmeyi bir bütün olarak daha üst düzey bir koordinasyon, hizmet kalitesi ve performans ölçülerine taşır.

Ancak bu faydalarına karşın işletmelerde entegrasyonu zorlaştıran etmenler de vardır. Bunlar:

1.Organizasyonel Yapı

Günümüzde çoğu organizasyonel yapı, fonksiyonel bölümlere göre yapılandırılmış yetki ve sorumluluklar içermektedir. Bu geleneksel yapı, çalışanları da kendi fonksiyonel yapısının özgül iş ve sorumlulukları ile ilgili kılar. Sonuç olarak; her bölüm kendi fonksiyonel başarısını hedefler.

Başarılı bir entegrasyon ise bundan daha fazlasını gerektirir, yöneticilerin ve çalışanların fonksiyonel sınırlarının ötesine bakabilmelerini ve değerlendirebilmelerini.

2.Enformasyon Teknolojisi

Enformasyon teknolojisi başarılı bir entegrasyon için anahtar faktördür. Ancak organizasyonlarda enformasyon teknolojisi uygulamaları organizasyonel düzene göre düzenlenmiştir. Çoğu veritabanı sistemi departmanların özgül fonksiyonları için yapılandırılmıştır. Veri paylaşımı gereksinimi organizasyonlarda varolan enformasyon teknolojilerinin yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılar.

3.Ölçüm ve Değerlendirme Sistemleri

Enformasyon teknolojisine benzer olarak geleneksel ölçüm ve değerlendirme sistemleri de fonksiyonel yapıyı temel almaktadır. Ölçüm ve değerlendirme sistemlerinin büyük bölümü organizasyonel yapının aynasıdır. Entegre bir yapının oluşturulması yeni bir performans değerlendirme sisteminin oluşturulmasını zorunlu kılar. Oluşturulacak performans yönetim sistemi, yöneticilerin fonksiyonel bakış açısı yerine prosese odaklanmalarını sağlayacak nitelikte olmalıdır.

Pazartesi, Kasım 28, 2005 

E-Proje Yönetimi

Levent Karadağ
TBD
levent.karadag@e-teknoloji.com



E-Proje Yönetimi



Internet tabanlı ekonomiye geçişin yaşandığı günümüzde; şirketlerin katı prensiplerinde değişiklikler gözlendiği gibi organizasyonlarında da yeniden yapılanmaların olduğu görülmektedir. İnternetin gelişimi ile birlikte pazar koşullarındaki değişiklikler, e-projelerin önemini şirketler için yaşamsal boyutlara taşımıştır. Başarılı e-projelerin en önemli özellikleri geliştirme sürelerinin kısa olması ve içeriklerinin çabuk değişebilecek yapıda olmalarıdır.

E-projeleri, geleneksel projelerden farklı yapan temel özellikler;

Çok kısa zamanda geliştirilmeleri,
Geliştirme süreci içerisinde içeriğinin büyük bir bölümünde değişikliğe
...izin vermeleri,

Yaşayan projelere bakımın, çalışma esnasında ve çok hızlı yapılması
...gerekliliğidir.

Temeldeki bu farklılıklar nedeniyle e-projelere, geleneksel proje yönetim metodolojilerini uygulamak oldukça zor olmaktadır. Ancak geleneksel proje yönetim metodolojilerinin kanıtlanmış kısımlarını ve süreçlerini baz alarak yeni bir yaklaşım ile e-projelerin yönetim metodolojileri oluşturulabilir.

E-projeler, bu temel süreçler göz önüne alınarak projeye odaklı olarak yönetilmeli ve karmaşık yapılarına cevap verebilmek için de yeni teknolojiler ile geliştirilmiş araç ve sistemler yönetim süreçlerine dahil edilmelidir.

E-projelerin yönetimde;

Sıkıştırılmış Zaman Yönetimi,
Kapsam Yönetimi,
Risk Yönetimi,
Sürüm Yönetimi
...gibi temel süreçleri mevcuttur.

E-projelerin zaman planlaması ve yönetimi ana sürümlerde kapsamlı olabilir. Zaman planlama ve proje yönetimine ayrılan süre, toplam proje süresinin %20 sinden fazlasını oluşturmamalıdır. Bu süre, bir aydan az sürecek projeler için iki günden fazla olmamalıdır. Zaman yönetimi ile gerçek zamandaki teslim süresi, karmaşık işlerin yapılması ile planlama arasında bir denge sağlanması gerekmektedir. Önemli konular içeren sürümler düzene konulmalıdır.

Zaman yönetimi ile kapsam yönetimi yakın ilişkilidir. Kapsam, yönetilebilir olmalıdır ve planlanan zamanda bitirilmelidir. İçerik yönetiminin kapsamlı ve karmaşık olduğu durumlarda yeni özellikler mikro-sürüm yönetiminin dışında ele alınmalıdır.

Düzenli sürüm döngüsünde kapsam yönetiminin fonksiyon özellikli giriş aşamalarında, altyapı sağlayıcılardan yardım alınmalıdır.

Geleneksel yazılım geliştirme projelerinde kalite yöneticileri, müşterinin hata bulma ihtimalinin minimuma indirgenmesi için test güvencesi istemektedirler.

E-proje kalite yöneticisi, benzer amaçlarda günlük muhtemel yazılım hatalarının düzeltilmesi ve website kullanıcılarının gerçek zamanda tesbit ettiği hata bildirimlerinin iletilmesiyle ilgilenir. Büyük risk içeren hatalar hemen ortadan kaldırılmalıdır. Sitenin bütünlüğünün güvencesi ve ilave testlerin başarısı, canlı sitelerde ve test uzmanları gibi güçlü kullanıcıların bulunduğu gerçek zamanda hata onarımlarının yapılabilir olmasıyla ölçülür.

E-proje yönetimin kritik alanı, sürüm yönetimidir. Geleneksel yazılım projelerinde yazılım türüne bağlı olarak sürümler 6 yada 12 ay veya daha fazla zaman almaktadır. Geleneksel yazılım sürümleri, genellikle cd, dökümantasyon güncelleme ve distributörler aracılığıyla dağıtıldıkları için daha maliyetli olmaktadır. Bazı yazılım projelerinde sürümler ile gelen hataların geriye dönüşü ve düzeltilmesi, haftalar ve aylar alabilmektedir.

Diğer taraftan e-projeler günlük, bir veya tam katlı sürümlere sahiptir. E-projeler devamlı kontrol altındadırlar. Büyük ölçekli teknolojik firmaların sitelerinde güncelleme , tarih ve zamana bağlı olarak web sayfası üzerinden doğrudan yapılabilmektedir. Yeni servislerin esası gün içerisinde dakika dakika değişebilmektedir. Bazı sitelerde HTML kaynak kodu içerisinde, güncellenen bakım sürümleri de tutulmaktadır.

Dağıtım maliyetleri ve yazılım internet-yerleştirmeleri çok düşüktür. Çünkü CD yakma ve kullanıcı el kitabı yazma, paketleme vs yoktur. Ayrıca yazılım güncelleme kolaylığı, sürümlerin onarılmasının sık ve hızlı olması, bu projelerin cezbedici özellkleridir. Ancak web sitelerin ve servislerin karmaşıklığının artması, hataların düzeltilmesini zorlaştırmaktadır. Sık sık yazılım güncelleştirme süreçlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Süreçler yönetilmeli ve dikkatli kontrol edilmelidir.

Eğer destek ve işbirliği birleştirilmişse e-projenin yönetimi bir proje müdürü için neşeli bir deneyim olabiliyor. Özenle hazırlanmış bir e-projenin öğrenilmesi için geleneksel proje yerleştirmelerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Bazı önemli noktaları özetlersek ;

Süreçler düzenlenmeli
Gelecek iki veya üç yinelemeli canlı planı yapılmalı
Yinelenen sürümlerin süreç döngülerine yapı ilave edilmemeli
Planlamaya ayrılan zaman proje planının %10 /-%20 sini geçmemeli
Planın testi, risk üzerine olmalı
Sitenin bütünlüğü ve testi için otomatik araçlar kullanılmalı
İyi bir proje , proje yönetiminin hariç tutulmadığı projedir.

Pazar, Kasım 27, 2005 

İç Denetimlerin Önemi

Altay Onur
CIM Customer Interaction
Management/Müşteri Etkileşim Yönetimi
Generic Content and Quality Manager
SIEMENS San. ve Tic. A.S.
altay.onur@siemens.com


İç Denetimlerin Önemi



Kurumsal Yönetişim’in (Corporate Governance) temel prensiplerinden biri olan iç denetim “Bir kuruluşun faaliyetine değer katmak ve bu faaliyeti geliştirmek üzere tasarlanmış, bağımsız ve objektif güvence sağlama ve danışmanlık faaliyeti” olarak tanımlanıyor.

İç denetim kurum yönetimine ayna tutarak, işletme körlüğü içerisinde görülmeyen birçok konuyu teşhis ederek çözüm yolları aranmasını sağlıyor. Risk yönetimi, iç kontrol ve yönetim bilgi sistemlerinin ölçülmesinde ve raporlanmasında anahtar rol oynayan iç denetim mekanizmaları, günümüzün uluslararası arenada rekabet eden kurum ve kuruluşlarının piyasalardaki itibar ve imajının da bir göstergesi niteliğinde. Yaşanan uluslararası finansal krizlerin ve şirket skandallarının arkasında yatan en önemli nedenlerden birinin, “kamunun ve özel sektörün kurumsal yönetim politikalarının yetersizliği” olduğu görüşü, kurumsal yönetişim ilkelerinin önemini artırıyor.

Risk Yönetimi

Risk yönetimine yönelik denetimlerle ilgili değişik sektörlerde farklı enstrümanlar kullanılıyor. Örneğin finans sektöründe temelleri 1974 yılında İsviçre’nin Basel kentinde atılan ve 1988’de Basel Mutabakatı adlı karar ile “sermaye yeterliliği” konusunda uluslararası düzeyde belirlenen standart daha sonra Basel II olarak revize edildi. Türkiye’de de bankacılık işlemlerinde 2007 yılı başından itibaren devreye girecek bu yeni düzenlemeler reel kesimdeki firmaların ve KOBİ’lerin finans sektörü ile ilişkilerini köklü biçimde değiştirecek gözüküyor!...

ABD’de 2002 yılından itibaren yürülüğe giren Sarbanes Oxley (SOA) kanunu ve bunu takiben yeniden düzenlenen SEC (Amerikan Sermaye Piyasası) Kuralları ile ilgili düzenlemeler yavaş yavaş AB ülkelerinden sonra ve ülkemiz gündemine oturmuş bulunuyor. Bu süreçte, başta halka açık şirketler olmak üzere “iç denetim” uygulamalarının şirketler için zorunlu bir fonksiyon haline gelmesi öngörülüyor.

Tüm bunlar dikkate alındığında, Kurumsal Yönetişim çerçevesinde aşağıdaki amaçlara yönelik olarak şirketlerin iç proseslerini kapsayan bir “İç Kontrol Sistematiği” (IKS) kurulması gerekiyor;

Finansal raporlamaların güvenilirliğini sağlamak (Sarbanes-Oxley Act)
Operatif proseslerin etkinliğini ve verimliliğini gözden geçirmek ve kontrol etmek (Operations)
Kanunlar ve “Guideline”lara uyumu denetlemek (Compliance)
Yukarıdaki amaçlardan anlaşılacağı gibi; Kurumsal Yönetişim Modeli, şirketlerdeki risk yönetim sürecini test etmek, iş süreçlerindeki kontrol mekanizmalarının riskleri karşılamada ne kadar etkin ve verimli olduğunu değerlendirmek, söz konusu kontrollere ilişkin eksikleri belirlemek ve geliştirme önerilerini sunmak esasına dayanmaktadır. Etkin bir İç Kontrol Sistemi (IKS) şirketin organizasyon yapısından, politikalara ve prosedürlere, İnsan Kaynakları Yönetimi’nden muhasebe ve yönetim raporlama sistematiğine kadar bir çok konuyu sorgular. Etkin bir kurumsal yönetişim modeline sahip bir şirketin piyasa değeri diğerlerine göre daha yüksek olur. İç denetimler, şirketin bağımsız denetim maliyetlerini azaltır. Şirket içindeki suistimalleri ve kanuna aykırı hususları tespit ederek maddi kayıp ve cezaları oluşmadan önler, şirket imajına katkıda bulunur.

Özellikle uluslararası arenada ve Amerikan Borsasında işlem gören firmaların Türkiye’deki kuruluşlarında da artık bu tür denetimleri uyguladıklarını görüyoruz. Şirketlerde yapılan bu tür SOA ve IKS denetimleri bir taraftan yürütülen faaliyetlerin sorgulanmasını sağlarken diğer taraftan süreçlerin yeniden gözden geçirilerek risklerin karşılanabilirliğinin analizinde önemli katma değerler yaratıyor. Sorgulamaların süreç temelli olması bünyelerinde ISO 9001, ISO 14001 gibi yönetim sistemleri kurmuş bulunan ve bu yönde tecrübesi olan firmalarda daha verimli olmakta ve sorgulamaların firmanın tüm alanlarında yapılması ister istemez bu tür yönetim sistemlerini henüz iş akışlarına tam olarak yansıtmamaış bölümleri de tetiklemektedir.

Tüm bu çalışmaların yeniden yapılanma gibi, şirketin performansını yükselttiği, yönetimde profesyonelleşme getirdiği ve sonuçta şirket kültüründe olumlu katkılar yarattığını söyleyebiliriz.

Son söz: Etkinlik ve verimlilik için denetimden korkmayın, denetçilerden yılmayın!...




 

Yanıtlayamadığım Sorular

Memet Özkan
memeto@hotmail.com


Yanıtlayamadığım Sorular




Bir şeyi iyi bilmek için, ayrıntılarını bilmek gerekir.
Bu da hemen hemen sonsuz olduğuna gore, bilgilerimiz hep yüzeysel ve eksiktir.
La Rochefoucauld

Soru ve yanıt, bilgi yönetiminin en önemli bileşenlerinden sadece ikisidir. Tıpkı sor(a)madığımız sorular ve ver(e)mediğimiz yanıtlar gibi. İşe nereden başlanacağı konusuna gelince ben, ver(e)mediğim yanıtlarla başlıyorum. Ardından sizinkileri bekliyorum.

*Günümüzde artık, IT (bilgi teknolojileri) projelerini zamanında bitirmek, bütçesinde bitirmekten çok mu daha önemli?

*En pahalı IT proje bütçeleri, zaman içinde genelde en çok tasarrufu yapan projelerdir. Bu tümceyi KOBI'lere nasıl tercüme edersiniz?

*Bilgi teknolojisi ile artık verileni değil, istediğimi alacağım söyleniyor. Doğru mu? Her istediğimi alabilecek miyim, ya da her istediğimi verecekler mi?

*"Big Brother" ne zaman gelecek ya da ne zamandan beri burada?

*Sizce Türkiye'de şirketler bugün hangisini soruyorlar? "İşlerimi internet üzerinden yürütebilir miyim?" sorusunu mu, yoksa "işlerimi internet üzerinden nasıl yürütebilirim?" sorusunu mu?

*Ne aradığımı bilirsem, bu artık internette sörf ya da yüzlerce kanallı tv'de zap yapmayacağım anlamına mı geliyor? Bir gün gelecek, artık ne aradığımı biliyor olacak mıyım, yoksa hala aramaya devam mı edeceğim?

*Internet kullanıcısına ait detaylı bir veri tabanının oluşturulmasını savunurken, Hotmail'den account alabilmeniz için, size sorduğu sorulara ne kadar doğru yanıt veriyorsunuz? (Ya da internette anonimlik sizin için ne ifade ediyor?)

*IT sektöründe, yönlendirici teknolojilerin (persuasive technologies-captology) dizaynında psikologların katkısı hangi boyuttadır? Yönlendirici teknolojilerin zorlayıcı teknolojilere dönüşmemesi için ne yapılmalıdır?

*Neden psikologlar, sürekli düzenlenen "geleceğin meslekleri" listelerine bir türlü girmezler?

*Nitelikli işgücüne dahil olan hamile bayanlara, işten uzaklaşmamaları için ev ofisi çalışmaları uygulanmalı mıdır?

*WAP teknolojisinin cep telefonlarını "thin client"a çevireceği söyleniyor. Bunu, o da düşünmüş müydü?

*IT sektöründe "giyilebilir"ler çok uzakta olmamasına rağmen herkes hala "taşınabilir"lerden bahsediyor. Markette ise "gömülü"ler satılıyor. Naif tüketici olarak, önce onların cüzdanlarını mı şişireyim, yoksa "masaüstü"me devam mı edeyim?

*Bir zamanlar bir bilgisayara girilen verilerin çoğu yine bir bilgisayardan çıkan verilerdi. Şimdi durum nedir, bilen var mı?

*Zamanla veri depolama ve korumanın öneminin artacağından bahsediliyor. Veri ayıklama konusu neden konuşulmuyor?

*Bilgi kirliliği nedir? Hangi deterjanı kullanmalıyım?

*Madem bilginin değeri paylaşıldıkça artıyor, o halde neden bilgi hep saklanmaya çalışılıyor?

*Bilgiye ulaşanlarla, bilgiye ulaşamayanlar arasında gelir farkı doğar mı?

*Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmak, acımasız ve son sürat giden kariyer savaşlarında bana bir avantaj sağlar mı?

*Beni burada tek başıma bırakıp, gitmem gereken yeri söylemeden önce elime ikisini de tutuşturdular ve tercihi bana bıraktılar. Harita ya da pusula. Siz olsanız hangisini kullanırdınız?

*"Yedek paraşütünüz olmadan yere sağ salim inebilme şansınız %70'dir" tümcesindeki %30'luk pay, sizi "yüzdelerle konuşma" konusunda ne kadar motive ediyor?

*Kuralların amacı sıfır hata mıdır (hatasızlık), yoksa en az hata mıdır? Hatasızlık ve en az hatanın tanımı nedir?

*1983'lü yıllarda Houston Üniversitesinde "Başarısız Denemeler" kursunu veren ve "Başarısızlığı kutlayarak, başarısızlık korkusu ortadan kaldırılınca kişi daha yaratıcı ve girişken oluyor" diyen Prof. Dr. Matson'I tanıyor musunuz?

*Toplam kalite öldü mü? Neden artık hiç kimse adını anmıyor? Yoksa yeni gelin, şirketlerin "Kurumsal Toplumsal Sorumluluk"ları mı?

*Toplam kalite, "müşteri memnuniyeti ön plandadır" diyor. IT sektörü çalışanı olarak, müşterimin ne istediğini biliyor olduğundan, dolayısı ile memnuniyetinden neden bu kadar kuşkuluyum?

*Ibsen, sağlıksız koşullarda çalıştıkları işyerlerini kaybedecekleri korkusuyla, sağlıklarını ölümüne tehlikeye atarak çalışmaya devam eden kasaba halkına karşı mücadele eden doktoru anlattığı, "Bir Halk Düşmanı" adlı kitabını yazarken, müşteri memnuniyeti konusunda ne düşünüyordu acaba?

*Eğitime gereksinimi olduğunu düşündüğünüz, fakat bu eğitimi almak istemeyen personelinize ne yaparsınız?

*Büyük Kalite Ödülü'nü -tüm çalışanlarının katkısı ile- alan bir şirket, ödülünün ertesinde, krizi bahane ederek işçi çıkarabilir mi?

*Zincirin, en zayıf halkası kadar sağlam olduğu söylenir; ama neden şirketler, en güçlü halkaları kadar güçlü olduklarını göstermeye çalışırlar?

*Süreç yönetimi kapsamında, "Müşteri Şikayetleri" bir süreç midir?

*Neden bugünlerde, pazarda ilk olmak, doğru ürünle bulunmaktan çok daha önemli?

*"Sattığınız ürünün bütün özelliklerinden bahsetmeyin, sadece işinize yarar özelliklerinden bahsedin" diyorlar. Ya bugün değil de, yarın işime yarayacaksa?Peki yarın, ne zaman? Bir dakika sonra mı, yirmidört saat sonra mı?

*Maden suyu reklamında, gün boyu kaybedilen mineralleri kazanmak için içiniz deniliyor, yani ben bu maden suyunu akşamdan akşama mı içmeliyim?

*Bir ürünün x serisi çıkıyor. Bir zaman sonra ardından super x serisi çıkıyor. Bundan sonra yeni çıkan bir ürünü almayıp, almak için hep super serisini mi beklemeliyim?

*Türkiye'de ilk çöp torbasının ne zaman ve nasıl kullanılmaya başladığını biliyor musunuz? Evinizde çöp torbası mı kullanıyorsunuz, yoksa çöplerinizi kullanılmış Migros torbalarına mı koyuyorsunuz?

*Çöp torbası, çöp kovasını temiz tutmak için mi kullanılır?

*Diş fırçası kullanıyor musunuz? Türkiye'de interneti kullananların, diş fırçası kullananlara oranını biliyor musunuz?

*Tek bir ürünün farklı yerlerdeki farklı fiyatlarını kıyaslayabileceğim tek para birimi "euro" gelip te, tüm "euro zone"larda aynı ürünün en pahalısını kullananın "ben" olduğunu anladığımda, ne yapacağım? Yapacak bir şeyim olacak mı?

*Ben hangi kuşaktanım? X mi, yoksa next mi?

*Tanrı artık bir gün, "Beni oraya inmek zorunda bırakmayın!" diyecek mi?

Yazarın notu: Bu yazı, BT-Haber gazetesinin 2000 yılı 266. sayısında yayınlanan "Yanıtlayamadığım Sorular!" başlıklı yazımın, daha uzun bir versiyonudur.